Tag

10 Temmuz 2012 Salı

Konya'da tarımı bitirerek insanlık tarihine geçebiliriz

Çatalhöyük- Konya
İnsanoğlunun, avcılık-toplayıcılıktan tarıma geçişiye ile birlikte yerleşik birimler de ortaya çıkıyor. Konya Ovası'nda bulunan ve tarihi 8000 yıl öncesine dayanan Çatalhöyük Neolitik kentinde tarım ve hayvancılık yapılmış. O dönemden karbonize olmuş bir şekilde günümüze ulaşan buğday tohumunun kızıl buğday olduğu belgeleniyor.  Bölge ekolojisine uygun yapılan tarım binlerce yıldır devam etmiş fakat TEMA'nın Marjinal Kurak Alanların Korunması için Rasyonel Fırsatların Projesi-CROP-MAL projesinin sonuçlarına göre toprağın ve suyun hor kullanılması sonucunda Konya Kapalı Havzası'nda 50 yıl sonra tarım yapılamayacak. 

Buğday ile koyun, gerisi oyun

Konya Havzası'nda kuru tarımdan sulu tarıma geçilmesiyle birlikte tarımsal faaliyetler için kendini yenilemesine fırsat vermeyecek ölçüde su tüketilir hale geldi. Bölgenin bitki desenine uygun olmayan ve su tüketimi yüksek mısır, ayçiçeği, şeker pancarı ve yoncanın üretilmesinin desteklenmesiyle son 10 yılda Konya Kapalı Havzası'nda sulu tarım alanlarının yüzeyi % 40 artmış. 1974-2009 arasında yeraltı su kaynaklarında 20-25 m civarında azalma gözlenmiş. Konya Karapınar'da yıllık yağış ortalaması 283,9 mm iken bölgede ağırlıklı olarak yetiştirilen şeker pancarının ortalama yağış gereksinimi 825 mm, net su ihtiyacıysa 705 mm. Konya Toprak Su'nun verilerine göre son yıllarda bölgede yağış miktarı uzun yıllar ortalamasına göre %10 oranında azalmış, 2006 ve 2007 üretim döneminde normal yıllardan %15 daha az yağış almış. Yetkililerin soruna bulduğu çözüm ise başka havzalardan Konya Havzası'na su taşımak. Akdeniz'e "boşa" akan sular tünellerle Konya Havzası'na taşınacak. 
Konya Ovaları Projesi (KOP) ile Göksu Havzası'ndan yılda 414 milyon m³  su getirilmesi planlanıyor.
Yarımoğlu Obruğu/Konya Karapınar

Obruklar artıyor 

Yeraltı sularındaki azalma bölgedeki obruk sorununu da etkiliyor. Özellikle Karapınar çevresinde 1977-2009 yılları arasında 13, 2006-2011 yılları arasında 22 çökme obruğu oluştuğu belirleniyor. Bölgede Obruk Platosu olarak adlandırılan alandaki yüzden fazla obruk doğal jeolojik süreçlerle oluşmuş.Son 10 yıldaki obruk oluşumunda %40 artış olduğu proje çerçevesinde bilim insanları tarafından saptanmış. 25 Temmuz 2012'de Çumra Postası'nda çıkan bir habere göre yeni bir obruk daha oluşmuş. 

Karapınar'da 50 yıldır erozyon ile mücadele ediliyor 

İç Anadolu'nun en kurak bölgesi Konya-Karapınar'da 1960'lı yıllarda aşırı otlatma, yoğun tarımsal faaliyetler ve rüzgar erozyonu yüzünden sosyal ve ekonomik yaşam durma noktasına gelmiş, Tarım Bakanlığı'nın ve yöre halkının destekleri ile başarılı çalışmalar yürütülmüş ve bölge mutlak koruma alanı olarak erozyon ile mücadelede dünyadaki çölleşme mücadelelerine veri sağlıyor. Konya kapalı havzasının özellikle Karapınar ilçesini içine alan bölge, Türkiye'nin rüzgar erozyon alanlarının %21'ini kapsıyor ve tarım alanlarının koruyucu kuşak ağaçlandırmalarla rüzgar erozyonu tehdidine karşı korunmasında 
önemli bir tecrübeye sahip

Örnektepe/
Konya Karapınar
Konya Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (Karapınar Erozyonla Mücadele İstasyonu) çalışmalara öncülük yapıyor. Enstitü, 87 bin dekar alanda ağırlıklık olarak kuraklık ve çölleşme konusunda çalışmalar yürütüyor. TEMA Vakfı tarafından Karapınar’da 2006-2008 yıllarında yürütülen I-DESIRE Projesinin devamı niteliğinde olan CROP-MAL Projesi, Karapınar, Karaman ve Ereğli’de -çok disiplinli bir yaklaşımla oluşturulan, geleneksel arazi kullanımı yöntemlerinin geliştirilmesiyle-çölleşmeyi önlemeye ve azaltmaya yönelik bir proje. Projenin amaçları arasında toprak, su, bitki örtüsü ve iklim özelliklerinin ölçülmesi ve analizi,  mevcut arazi kullanımının iyileştirilmesi, bu sayede; toprağın verimli kullanımını sağlamak amacıyla doğru tarım ve hayvancılık yöntemlerinin, geleneksel ürün çeşitlerinin belirlenmesi ve bunların yerel halkla paylaşılarak, iyi üretimin sağlanması, çevreyle uyumlu alternatif geçim kaynaklarının geliştirilmesi var.
Mutlak Koruma Alanı
Konya Karapınar
Arazi Kullanım Modeli 

Konya Karapınar ve Ereğli ile Karaman’da ekonomi %80 oranında doğrudan tarıma dayalı. Bölgede toprak, su gibi doğal varlıkların tahrip olması, bölge halkını doğrudan etkileyecek.  Çok önemli tarımsal potansiyele sahip havzada tarım yapılamaz hale gelince bölgenin ve ülkenin gıda güvenliği zarar görecek.    Mitsui Çevre Fonu desteği ve Çukurova Üniversitesi işbirliği ile 2009-2012 arasında gerçekleştirilen bu proje çerçevesinde Konya Karapınar Mikro Havzası'na odaklanan Arazi Kullanım Modeli geliştirildi. Modeldeki öneriler şunlar.
 Sulu tarım yerine kuru tarım yapılmalı,

* Su tüketimi yüksek ürünler yerine kuraklığa dayanıklı ürünler seçilmeli,

* Aşırı su tüketiminden vazgeçilmeli, etkin ve sürdürülebilir sulama teknikleri benimsenmeli,

* Tarımda gübre ve kimyasal kullanımı azaltılmalı,

* Biyoçeşitliliği korumak için mikro havzada biyo rezerv alanları oluşturulmalı,

* Mera alanlarında mevcut geven türleri korunmalı.


El Sanatları Kurs Merkezi 
CROP-MAL projesi aynı zamanda yöre halkına alternatif geçim kaynakları yaratmaya çalışarak doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltmayı amaçlıyor.  Bölgedeki hayvancılık potansiyelinin yün üretimi için de büyük bir potansiyel oluşturduğu tespiti yapılarak unutulmaya yüz tutmuş geleneksel halı dokuma gibi el sanatlarını canlandırarak bölgedeki kadınlara da alternatif geçim kaynakları oluşturmak amaçlanıyor. Karapınar Kaymaklığı ve Halk Eğitim Merkezi'nin desteğiyle bir halı dokuma ve çini atölyesi açılmış.


İlgili linkler 



9 Temmuz 2012 Pazartesi

Türkiye’nin Üç Bölgesinde GDO Farkındalığı

GDO ifadesini duyanların araştırma yapılan bölgelerdeki dağılımı 

İnsan ve çevre sağlığına etkileri açısından tüm dünyada büyük tartışmalar yaratan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), gerek yasal mevzuat tartışmaları gerekse gıda güvenliği açısından bir süredir Türkiye gündeminde yer alıyor. Türkiye,  biyoçeşitliliğin korunmasına dair ulusal stratejilerin belirlenmesi, eylem plan ve programının oluşturulmasına dair Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne 1997’de imza atmasına rağmen 2010’a kadar Biyogüvenlik Kanunu’nu çıkarmadı. 1988 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca çıkartılan “Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimat” bu konudaki ilk yasal düzenlemeydi. Aynı yıl yerel Tarımsal Araştırma Enstitüleri, biyoteknoloji şirketlerinin genetiği değiştirilmiş mısır ve pamuk çeşitlerini Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde deneme ekimine aldılar. Kamuoyuna bu araştırmaların nerede ve hangi yöntemlerle yapıldığı açıklanmadı. Ayrıca deneme ekimleri sonucunda genetik bulaşma, ürün verimi veya tarım ilaçları kullanımının azalıp azalmadığına dair hiçbir açıklama yapılmadı. Ziraat Mühendisleri Odası’na göre 1998-2009 yılları arasında ABD, Kanada ve Arjantin’den 20 milyon ton genetiği değiştirilmiş soya, mısır ve pamuk ithal edildi. Hâlihazırda Türkiye’de GDO’lu ürünlerin ekimi yasak ama ithalatı Biyogüvenlik Kurulu’nun kararına bağlı. GDO’ların olası risklerine karşı tartışmaların genelde uzmanlarca yapılmasına rağmen, üreticilerin, tüketicilerin, doğa korumacıların ve bilim insanlarının uğraşları sonucu kamuoyunun geniş kesimleri tarafından ele alınmaya başlandı.

GDO konusu, insan ve çevre sağlığı, sürdürülebilir tarım, biyoçeşitlilik, tohum ve gıda egemenliği alanlarını yakından ilgilendiriyor ve yurttaşlar günlük hayatlarında tarımsal veya işlenmiş gıdalar üzerinden GDO kavramı ile karşılaşıyor. Bu araştırmada GDO kavramı Türkiye’de ne ölçüde biliniyor, hangi alanlarla ilişkilendiriliyor ve bölgesel farklılıklar mevcut mu sorularına yanıt aramaya çalışıyoruz.

Barış Gençer Baykan ve Burcu Ertunç

Araştırma notununu tamamına ulaşmak için tıklayınız

3 Temmuz 2012 Salı

Büyük Atlama 8 Temmuz'da


  2005 yılından beri Avrupa’nın birçok ülkesinde, nehirlerin ortak yaşamımız için vazgeçilmez değerini göstermek, nehirlerle tekrar bir araya gelmek için temmuz ayının ikinci Pazar günü aynı saatte nehirlere ve onların beslediği göl ve denizlere atlıyoruz.
Geçen yıl Alakır, Burdur, Halfeti ve Hasankeyf’te atladık, bu sene daha çok nehirde, daha kalabalık atlayalım, “Özgür Nehirler İçin” sesimizi daha çok duyuralım istiyoruz.

Siz de nehirlerin özgür sularına karışın!
Büyük Atlama (Big Jump), nehirlerin yaşaması için tüm Avrupa'da 2005 yılından bu yana Temmuz'un ikinci pazar günü aynı saatte binlerce insanın nehirlere atlamasıyla gerçekleşen bir etkinlik. Geçtiğimiz yıl Büyük Atlama Avrupa’nın birçok ülkesinde 115 farklı alanda düzenlendi.
www.rivernet.org/bigjump

Büyük Atlama-İstanbul
 8 Temmuz 2012 Pazar 
Buluşma:  14:00 Burgazada İskele
Etkinlik: 16:00 Burgazada Kalpazankayalar
Facebook etkinlik sayfası:  http://www.facebook.com/events/350775138323849/ 
İstanbul İletişim: Mithat Marul- 0555 640 21 77 - mithatmarul@gmail.com

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Kızıl-Yeşil Alternatifler İstanbul’da

 Türkiye’den Yeşil ve Sol; Fransa’dan Les Alternatifs, Mouvement des Objecteurs de Croissance ve Gauche Anticapitaliste; İngiltere’den Alliance for Green Socialism; İspanya’dan Los Alternativos - Alternativa Roja y Verde ve Brezilya’dan (Grupo de Contacto RAGA/Brezilya) 5-8 Temmuz 2012 tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi,Yabancı Diller Yüksek Okulu, Maçka Kampüsü’nde bir araya geliyor. Buluşmanın iki amacı var. Birincisi kızıl ve yeşil gündem arasındaki ilişkileri, iki kültür arasındaki gerilim noktalarını ve yanısıra doğal bağlantıları incelemek. İkincisi de bilgi alışverişinin ve kampanya taktiklerinin paylaşımını ve sınırlar ötesi gerçekçi bir dayanışmayı sağlayacak kızıl ve yeşil bir ağ kurmak. Buluşmaya çeşitli politik örgütlerden delegeler, sendikacılar, alternatif medya eylemcileri, araşatırmacılar ve bireyler katılacak.

Kızıl ve Yeşil Alternatifler Buluşması büyük buluşmalar yerine aktivistler arasından  değişimi olanaklı kılacak küçük bir buluşmalar öngörüyor .“Tanıklık” başlığında :mücadeleleri,taktikleri, zafer ve yenilgileri anlatmak , “Analiz”başlığı altında olup bitenler üzerine bir değerlendirme yapmak ve sürece müdahele olanaklarını tartışmak, ve “Kampanya”:uluslararası kampanyalar başta olmak üzere, yöntem ve kampanya önerilerini dinlemek hedefleniyor.

Atölyeler aşağıda ki beş dikey ve beş yatay tematik üzerinden gidecek. Programı şu linkten inceleyebilirsiniz.


Temalar: 
Enerji : 
Örnek : enerji ihtiyaçları; kaya gazı, nükleer, peak oil.
Su ve Toprak :  
Örnek : Global perspektif; gıda üretimi, endüstriyele karşı yerel; su ürünleri; toprak verimliliği; suyun özelleştirilmesi; su sorunu
İktidar :  
Örnek: Demokrasi (1848-2012?); özyönetim; katılımcı demokrasi, devlet; erkek egemenliği; özgürlük
Küresel Isınma ve Kirlilik :  
Örnek : Küresel uyarı olguları ve etkisizlik; sellerin bilançosu; gıda bilançosu, iklim mültecileri, kirlilik.
Büyük Sermaye Projeleri :  
Örnek : Barajlar, havaalanları, yol ve demiryolu,enerji, kentsel dönüşüm, madenler
Ve beş yatay perspektif : 
Küçülme ve tüketim :  
Örnek : Bize satılan şeyler, tüketime bağlı mutluluk miti, metalaştırma ve parasallaşma, sınırsız büyüme, ne üretmeliyiz , yerel ekonomi
Adil Bölüşüm : Kuzey & Güney :  
Örnek : Tüketim ve kaynakların aritmetiği, emperyalizm ve sömürgecilik, kuzey ve güneyin meselelerini / kampanyalarını bağdaştırma, yerlilerin mücadeleleri, kadınlar, azınlıklar
Kamu Malları ve Dışsallıklar :  
Örnek: Kapitalistlerin dışladıkları, doğal kamu malları : hava, su, sağlık, eğitim, toprak ; kamu mallarının özelleştirilmesi
İlerleme, Doğa, Yerli ve Yerel Bilinç :  
Örnek : Yıkıcıve insanlık dışı bir şey olarak ilerleme, insanlar ve doğal ekosistem, ekolojik servisler , bioçeşitlilik, kaynaklar : dünyayı soymak, yerli ve yerel bilinç, insanca yaşam koşullarına muhtaç olmama, mutluluk.
Mücadele Araçları :
Örnek: protesto, sivil itaatsizlik, bizim olanı geri alma ya da savunma, kitlelerin eğitimi, kollektif çalışma, seçimler, internet.
Bütün etkinliğe sirayet etmiş 3 ana fikirle beraber :
Kızıl ve/ya Sol :  
Örnek : karşılıklı dayanışma, sol meselelere yeşil bakış açısıyla yaklaşım, yeşil meselelere sol bakış açısıyla yaklaşım.
Görme Biçimleri :
Örnek : Toplumsal Cinsiyet, etnik gruplar, cinsel yönelim.
Sözcükler/Kavramlar :
Örnek : Başka anlamlara geldiği için yanlış anlaşılabilen kelimeler, aynı anlama gelen farklıkelimeler, bazı kültür ve dillerdeki anlamları sebebiyle kullanılmaması gereken sözcükler, ülkelerin siyasi geçmişlerinden kaynaklanan politik kavram farklılıkları.






25 Haziran 2012 Pazartesi

Tema, Dünya’da Bir İlki Başardı


TEMA Vakfı, BM Çölleşmeyle Mücadele Sekretaryası Önderliğinde Dünya’da İlk Kez Verilen Land for Life Ödülü’ne Layık Bulundu

TEMA Vakfı, 20’ci yaşını BM Çölleşmeyle Mücadele Sekreteryası önderliğinde Dünya’da ilk kez verilen Land for Life - Yaşam İçin Toprak Ödülü ile kutluyor. TEMA Vakfı Land for Life Ödülü’ne, 20 yılda toprakları koruyan Mera ve Toprak yasalarının hazırlanmasında ve yasalaşmasında üstlendiği aktif rol, savunuculuk çalışmaları kapsamında öncelikli olarak tarım ve orman alanlarının korunması adına açtığı ve müdahil olduğu 152 davanın 79’unu kazanması, sonuçlanan davalarında %75 oranında başarı elde etmesi, uyguladığı örnek nitelikteki kırsal kalkınma projeleri, 10 milyonu aşkın fidan dikilmesini ve 690 milyon meşe tohumu ekilmesini sağlaması ile ülke genelinde 450.000’i aşkın gönüllüye ulaşması sonucunda layık bulundu.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sekretaryası UNCCD, 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nde, Rio’da TEMA Vakfı’nın Dünya’da ilk kez verilen Land for Life - Yaşam İçin Toprak Ödülü’ne layık bulunduğunu açıkladı. Ödül Töreni, BM Çölleşmeyle Mücadele Sekretaryası UNCCD tarafından Aralık ayında Katar’da düzenlenen toplantıda yapılacak.

Land for Life Ödülü, günümüz ve gelecek kuşakların esenliği için toprağın sağlığı ve verimliliğini güvence altına alan, sürdürülebilir arazi yönetimi ya da dikkate değer politik liderlik, politika, iş, savunuculuk kampanyaları ya da bilimsel araştırma yoluyla arazi bozunumu ile mücadele eden ilham verici insiyatiflerin ödüllendirilmesi amacıyla verilmeye başlandı.

Konuyla ilgili açıklama yapan TEMA Vakfı Genel Müdürü M. Serdar Sarıgül, “TEMA Vakfı, toprakların ve doğal varlıkların korunması için 20 yıldır istikrarlı bir şekilde mücadele ediyor. BM Çölleşmeyle Mücadele Sekretaryası önderliğinde toprağa yani yaşama sahip çıktığımız için böylesine önemli bir ödüle üstelik de kuruluşumuzun 20. yılında ve ülkemizi temsil ederek layık bulunmak bizler için son derece motive edici ve gurur verici” dedi.

TEMA Vakfı, erozyon ve çölleşme tehlikesine karşı toplumsal duyarlılığı ve farkındalığı arttırmak üzere çalışan gönüllü bir kuruluştur. Ülke genelinde yaklaşık 450.000 gönüllüsü vardır. Bugüne kadar, Mera ve Toprak Kanunlarının yasalaşmasını sağlamıştır, son dönemde Su Yasası'nın çıkarılmasına odaklanmıştır. Vakıf, doğa koruma adına açtığı, müdahil olduğu 79 davayı kazanmış, yaklaşık 10 milyon fidanı ve 690 milyon meşe palamudunu toprakla buluşturmuş, 152 kırsal kalkınma, koruma ve ağaçlandırma projesini hayata geçirmiştir.

Toprak Yaşamdır                                                                                                                        TEMA Vakfı

22 Haziran 2012 Cuma

Kahire'de Kentsel Dönüşüm

İMECE- Toplumun Şehircilik Hareketi,  25 Haziran Pazartesi 2012 günü Princeton Üniversitesi Siyaset Bölümü’nde doktora öğrencisi olan Sarah El-Kazaz’ın katılımıyla “Kahire’deki Güncel Kentsel Dönüşüm Süreçlerinin Ekonomi Politiği” başlıklı bir bir söyleşi düzenliyor. Saat 19:00'da Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 4. Kat Nurettin Yalçın Sınıfı'nda gerçekleşecek etkinlikte El-Kazaz, Kahire’de kentsel dönüşüm süreçlerini şekillendiren ana yönetsel ve iktisadi yapılar ve bu yapıların tarihsel gelişimini; Kahire kentsel dokusuna büyük ölçekli müdahale örnekleri üzerinden bu yapıların nasıl işlediğini; ve devrim sonrası Kahire’sinde kentsel yönetimin olasılıklarını katılımcılarla paylaşacak. El-Kazaz, çalışmasını tarihi mahallelerde yenileme amaçlı büyük ölçekli müdahaleler üzerinden Kahire ve İstanbul’daki kentsel dönüşüm süreçlerinin karşılaştırması üzerine kuruyor ve şu anda saha çalışmasının İstanbul ayağını gerçekleştiriyor. http://www.toplumunsehircilikhareketi.org/
 
Tarih: 25 Haziran 2012 Pazartesi
Saat: 19.00
Yer: Makine Mühendisler Odası İstanbul Şubesi 4. Kat (Nurettin Yalçın Sınıfı)
Adres: Katip Mustafa Çelebi Mah. İpek Sk. No:9/2 Beyoğlu- İstanbul


12 Haziran 2012 Salı

Yeşil Ombudsmanlar

Gelecek Kuşakların Haklarını Kim Koruyacak? Yeşil Ombudsmanlar

Ne yazık ki doğanın kendi haklarını savunabilecek mekanizmaları yok ama çevre hukukçuları, doğanın ve gelecek kuşakların haklarını korumak için emanetçilerin ve vekil öznelerin tayin edilebileceğini savunuyorlar. Çevre Ombudsmanlığı ya da Gelecek Kuşaklar Ombudsmanlığı olarak adlandıralabilecek bu uygulamalanın ilk örneği 2008 yılında Macaristan’da uygulanmaya başlandı ve Macaristan Parlamentosu’nun 2/3 çoğunluğuyla çevre hukukçusu Dr. Sándor Fülöp, altı yıllığına “Gelecek Kuşaklar için Parlamento Komisyoneri” seçildi.

 Sürdürülebilirlik tartışmalarında gelecek kuşakların haklarına ve ihtiyaçlarına sıkça gönderme yapılır. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun sürdürülebilir kalkınma tanımına göre: “İnsanlık, gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir” (1987). Peki, gelecek kuşakların haklarını ve gereksinimlerini nasıl belirleyeceğiz? Dört, beş veya yedi yıllık seçimlerle belirlenen siyasal sistemlerimiz üç dört kuşak sonrasının ihtiyaçlarını hangi mekanizmalarla dikkate alacaklar. Tükenen doğal kaynakların, artan karbon ayakizimizin karşısında gelecek kuşaklara bırakacağımız dünyayı bugünden yasal veya anayasal sistem içinde belirleyebilir miyiz? Son yıllarda, günümüzde alınan ekonomik ve politik kararların gelecek kuşakların haklarını gözetmesini sağlayacak çeşitli girişimler ortaya çıkmaya başladı. Çevre Ombudsmanlığı ya da Gelecek Kuşaklar Ombudsmanlığı da unlardan biri. Kamu Denetçisi, Bağımsız Denetçi, Kamu Hakemi veya Uzlaştırıcı adlarıyla Türkçe’ye çevirebileceğimiz ombudsmanlık kurumu birçok ülkenin siyasal sisteminde yer alsa da gelecek kuşakların temel ihtiyaçlarını gözetmek için ele alınması oldukça yeni. Macaristan’da 2008’de hayata geçirilen Ombudsman for Future Generations (A jövő nemzedékek ombudsmanja- Gelecek Kuşaklar Ombudsmanı) halihazırda dünyadaki sayılı örneklerden biri.

Yazının devamı EKO IQ dergisinin 18. sayısında



8 Haziran 2012 Cuma

Sergi: “Marmara’da hayat var, şimdilik


Adalar Müzesi “Marmara’da hayat var, şimdilik” isimli sergisi ile denizlerin kirlenmesi ve canlı yaşamının yok olmasına dur diyebilmek için Adalar’dan İstanbul’a ve tüm kentlere bir çağrıda bulunuyor…

Bir zamanlar büyük balığın, küçük balığı kovalaması ile oluşan mükemmel besin zincirinin tüm halkaları teker teker koptu ve denizin dengeleri alt üst oldu.  Uskumru sürüleri kayboldu; onları takip eden torik ve lüferler azaldı... Adalar Müzesi, Marmara Denizi’nde hala farklı canlıların yaşamlarını sürdürdüğünü göstermek ve bu doğal hayatın özenle korunması gerektiği bilincini yaygınlaştırmak için 17 Haziran’da deniz yaşamını anlatan sergisini ziyarete açıyor. Sualtı fotoğrafçısı ve dalış eğitmeni Ateş Evirgen ile dalgıç Serço Ekşiyan’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi, Adalar’ın çevresinde yapılan dalışlarda çekilen fotoğraflar ve videolardan oluşuyor.

Marmara Denizi barındırdığı fauna ve flora çeşitliliği açısından yerküredeki birçok denizden daha ayrıcalıklı bir özellik taşıyor. Fakat metropolleşme sürecinden kaynaklanan kirliliğin yanı sıra Tuna Nehri kanalıyla taşınan atık malzemeleri nedeniyle Marmara Denizi’ni besleyen İstanbul Boğazı’nın da nefes alması zorlaştı. Sadece Çanakkale Boğazı ile beslenen ile Marmara Denizi’nin geri dönülmez bir yola girdiği düşünülüyor.

Sergi, seksen renkli denizaltı fotoğrafının yanı sıra, deniz kirliliğini gösteren ve uzmanlar, Adalılar ile Adalı balıkçılarla yapılan görüşmelerden oluşan videolardan oluşuyor. Ayrıca, müzenin kalıcı bölümleri içerisinde İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin katkıları ile Marmara Denizi’nde kirlenme, yok olan türler, kabuklular, Adalar’ın oluşumundan bu yana canlılar anlatılıyor. MAREM (Marmara Environmental Monitoring Project) desteği ile Marmara Denizi’nin foseptiğe dönüşmesine karşı alınabilecek önlemler konusunda da başta Adalılar olmak üzere herkesi denizleri korumaya çağıran Adalar Müzesi bu çalışmasında Greenpeace ve TÜDAV (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı) ile de işbirliğine başlıyor. Bu sergi ile birlikte Marmara’nın tanınması ve korunması konusunda çalışmalara hız kazandırmak hedefleniyor.

Serginin devamı olarak, Marmara Denizi balık türlerini içeren bir gösterim ile internet sitesinde yer alan indeksin geliştirilerek proje olarak sürdürülmesi planlanıyor.

Müze’de çocuk atölyeleri
Heybeliada iskele alanında açılacak olan sergide yaz ayları boyunca çocuklarla çeşitli atölyeler gerçekleştirilmesi de planlanıyor. Çocuk atölyelerinden başlıklar şu şekilde;

Köpekbalığından korkulur mu?
Denizanası ne renk?
Sen hiç deniz yıldızı gördün mü?
Denizatına binilir mi?
Denizatı balık mıdır?
Yunuslar balık mıdır?

17 Haziran 2012 tarihinde sanatseverlerin beğenisine açılacak “Marmara’da hayat var, şimdilik” sergisi Ekim ayına kadar ziyaret edilebilecek.

Serço Ekşiyan
1954 yılında İstanbul’da doğan Serço Ekşiyan, su altına olan ilgisiyle küçük yaştan beri dalış yapmaktadır Çocukluğunu Ada sahillerinde dalış ile geçiren Ekşiyan, ilerleyen yıllarda Mykonos Adası’nda ve Bodrum'da dalış turizmi ve eğitmenlik gibi farklı su altı işleri yaptı. Yıllar içinde su altında oluşan olumsuzlukları videoya kaydetti.  Çektiği filmleri gerektiğinde İstanbul Üniversitesi ile çeşitli çevre örgütleriyle her zaman paylaştı ve bıkmadan denizlerin kirlenmesini anlattı. Adalar Müzesi kuruluş çalışmalarına destek verdi. Marmara Denizi’nin kirlenmesi ve kay-kay (müsilaj) konusunda çektiği filmi müzede gösterilmektedir.

Ateş Evirgen
1956 yılında Ankara doğan Evirgen, 1979 yilinda İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Temmuz 1977’de Caddebostan Balıkadamlar Kulübünde kursiyer olarak aletli dalışa başladı. 1982 yılında ise su altı fotoğrafçılığına başladı. 1993 yılında PADI O/W Scuba Instructor sertifikasını alarak dalış eğitmenliğine gecti. 1996’da Su altı Dünyası / Marine Photo dergisini hayata geçirdi. Su altı fotoğrafı çekmek için Türkiye denizleri dışında Güney Afrika, Mozambik, Galapagos, Kosta Rika, Kuzey Kutbu, Antarktika, Maldivler, Endonezya, Kızıldeniz, Mikronezya gibi dünyanın birçok dalış bölgesinde dalışlar yaptı. Alanında farklı yayın türlerinde makaleleri ve fotoğrafları yayınlandı. 2007 yılında “Fotoğraflarla Türkiye Deniz Balıkları” isimli bir kitap yayımladı. 1992 yılında İstanbul'da; 1993 yılında Bursa'da olmaz üzere “Kişisel Su Altı Fotoğrafları Sergisi” açtı.

Adalar Müzesi hakkında
www.adalarmuzesi.org
Adalar Müzesi, İstanbul’un ilk kent müzesidir ve Adalar Vakfı - Adalar Belediyesi ortaklığıyla 2010 yılında açılmıştır. İstanbul Adaları’nın tarihini, bugününü ve geleceğini anlatan, sahip olduklarını biriktiren, koruyan ve yarına aktaran Adalar Müzesi, iki farklı mekanda 800 m2 kapalı ve 1300 m2 açık alana sahiptir. Müze kurulduğu 2010 yılından bu yana yedi tematik sergiyi ziyaretçilere sundu. Müze bünyesinde,  kalıcı koleksiyonların sergilendiği ana bölümlerin yanısıra, yıllık sergilerin yapıldığı biri açık diğeri kapalı iki ayrı sergi alanı, arşiv, müze dükkanı, atölye, cafe ve kültürel etkinlik alanları bulunmaktadır. Ayrıntılı bilgi, müze bölümleri, yıllık sergiler ve etkinlikler için: www.adalarmuzesi.org

Ayrıntılı bilgi için:
Murat Devres
0542 414 83 94
info@adalarmuzesi.org
www.adalarmuzesi.org

7 Haziran 2012 Perşembe

Kıtalararası Bisiklet Gezisi


Bisikletliler Derneği’nin 2001 yılından bu yana 6. kez düzenlediği “Dünya Çevre Günü Kıtalararası Bisiklet Gezisi” bu yılı 10 Haziran 2012 Pazar günü yapılıyor. Her yaştaki bisiklet kullanıcısına açık ve ücretsiz olan   ttkinlik Taksim’den başlayacak ve , Şişli, Mecidiyeköy, Balmumcu, 1. Boğaz Köprüsü, Nakkaştepe kavşağı Beylerbeyi, Üsküdar, Harem’de sona erecek..Katılımcılarının KASK takması zorunlu olup, bisikletinin frenlerinin tam olarak çalışıyor olması gerekiyor. Ortalama 15 km kızla yapılacak gezide sürat yapılmasına zin verilmiyor
Dernekten yapılan açıklamada şöyle deniyor. ”Etkinlik başlangıç alanında tüm bisikletlerin güvenli bir sürüş için ikili sıra olmasını rica ediyoruz ayrıca sıraya girenlere çekiliş numarası ve 1000 adet kadar tişört, biletlik dağıtılacaktır, bitiş alanında ise çekiliş ile Şanslı 5 katılımcıya CARRARO marka MTB bisikletler armağan edilecektir.Ayrıca Harem de başka süprizler bisiklet severleri bekleyecektir. Gezi süresince tehlikeli bisiklet kullanan sürat yapan uyarıları dinlemeyen, tehlike yaratan kullanıcıların çekiliş numaraları iptal edilecektir, Katılımcıların, bisiklet konusundaki dilek ve isteklerini içeren döviz ve plaka takmalarını arzu ediyoruz. Taksim de 09:00 buluşma başlayacak, start'ın ise 10:00 da verilmesi planlanmaktadır.
Ayrıntılar için

6 Haziran 2012 Çarşamba

EKO IQ'nun 18. sayısı çıktı


Bayramiç Tohum Takas ve Yerel Ürün Şenliği’nin Ardından
Türkiye’nin ekolojik tarımsal kalkınma alanında ilk mucizelerinden birini gerçekleştirmeye aday olan Bayramiç’e dikkat!

Enerji ve Çevrede Yeni Gelişmeler
Dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık kuruluşlarından Frost&Sullivan enerji sektörünü mercek altına aldığı araştırmasında 2012 küresel enerji ve çevre pazarına ilişkin üç öngörüde bulunuyor. Detaylar EKOIQ’da.

Hayat Ağacı, Bilgi Ağacı, Darağacı
Hayat ağacının farklı çağlarda ve farklı toplumlarda karşımıza çıkması, efsanelerden hikâyelere geçmesi, şairleri ve yazarları cezbetmesi aslında kimseyi şaşırtmamalı. Heyzen Ateş yazdı.

Rio+20 Konferansı’na Genel Bir Bakış
Rio+20 Zirvesi’nin önümüzdeki dönem için önemli bir fırsat olacağını düşünen, Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Direktörü Sibel Sezer, Zirve’nin politik düzeydeki bir belgeyle sonuçlanabileceğini söylüyor.

“Çevreci Değilim ama Çevrecilik Bana Kaldı”
Heybeliadalı Süleyman Durmuş talebelerden vicdani retçilere, askerlerden sporculara kadar herkesi ortak bir çevre hareketinde buluşturmayı başarmış. “Zor Temziledik” hareketini dinlemek üzere soluğu Heybeliada’da, Süleyman Durmuş’un yanında aldık.

Yaşamak için Kaçanlar: Ekolojik Mülteciler
İlk kez 1976’da Lester Brown’un bir makalesinde telaffuz edilen Ekolojik Mültecilik önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme gelecek gibi görünüyor.

“Yaşamın Muazzam Karmaşıklığını Anlamak”: Ernst Callenbach
Yeşil literatürün önde gelen yazarlarından olan ve geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Ernst Callenbach, Ekotopya romanıyla ekoloji alanına yeni bir soluk vermiş öncü yazar ve düşünürlerden biriydi.

Gelecek Kuşakların Haklarını Kim Koruyacak? Yeşil Ombudsmanlar
Çevre hukukçuları doğanın ve gelecek kuşakların haklarını korumak için vekil öznelerin tayin edilebileceğini savunuyor. Çevre Ombudsmanlığı ya da Gelecek Kuşaklar Ombudsmanlığı olarak adlandırılabilecek uygulama ilk kez Macaristan’da uygulandı.

Deniz Bitti(mi)?
Denizlerde neler oluyor? Dünya denizlerinde yaşam bitiyor mu, yoksa söylenenler yalnızca felaket senaryoları mı? Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı yazdı.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Küresel Bir Standardizasyon Olarak REAP
KOBİ’ler büyük ölçekli işletmelerin de ilk alım yaptıkları şirketler haline dönüşüyorlar. Onlara bu konuda en büyük desteği verense, BM Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) Sorumluluk Sahibi Girişimcinin Başarı Programı REAP’ten geliyor. 

Dünyanın İlk Odun Bazlı Biyodizel Biyorafinerisi
UPM, Finlandiya’nın Lappeenranta şehrinde ham Tall yağından biyoyakıt üretecek bir biyorafineri projesine yatırım yapıyor.

 Büyük kitap zincirlerinde, gazete ve dergi bayilerinde satışa sunulan EKOIQ, ayrıca internette,www.idefix.com , www.kitapyurdu.com ve www.hepsiburada.com adreslerinden de temin edilebiliyor

29 Mayıs 2012 Salı

Nükleerde Şeffaflık



2008 yılından bu yana Transparency International'ın Türkiye ülke kolu olarak faaliyet gösteren Şeffaflık Derneği, 31 Mayıs 2012 Perşembe günü “Bir Demokrasi Meselesi Olarak Nükleer Santraller” başlığıyla bir toplantı düzenliyor. Cezayir Restoran’da gerçekleşecek toplantının amacı, toplumun tamamını ilgilendirmesine rağmen teknik ve tartışılmaz bir konu gibi tanıtılagelen nükleer santralleri demokrasi, bilgiye erişim, şeffaflık ilkeleri açısından değerlendirmesini sağlamak.Programı aşağıda görebilirsiniz. Toplantıdaki tartışmaları gün içinde www.twitter.com/yesilgundem hesabından aktarmaya çalışacağım.
Program 

14:00 Açılış, E. Oya Özarslan, Şeffaflık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
14:15 Panel Konuşmacılar:
Prof. Dr. Erhun Kula, Bahçeşehir Üniversitesi, “Nükleer enerjinin geçmişi ve geleceği”
Pınar Ertor, Boğaziçi Üniversitesi, “"Hanehalklarının nükleer ve yenilenebilir enerjiye ilişkin tercihleri: Türkiye örneği"
Av.Arif Nihat Alpsoy, Çevre Hukuku Derneği, “Çevresel Bilgiye Erişim Hakkı ve Nükleer Santraller”
Moderatör:  Ümit Şahin, Yeşiller Partisi Eşsözcüsü
15:45-16:00     Ara
16:00   Panel Konuşmacılar: 
Özgür Gürbüz, Birgün Gazetesi Yazarı, “Halka rağmen nükleer santral”
Mahir Ilgaz, Açık Radyo, “AB Ülkeleri ve nükleer santraller”
Moderatör: Hande Özhabeş, Şeffaflık Derneği
17:30    Kapanış


Şeffaflık Derneği’nin çalışmaları için: www.seffaflik.org ve www.seffafgundem.org

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Documentarist'te Çevre Filmleri

 Bu yıl 1-6 Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleşecek olan DOCUMENTARIST’in Uluslararası Panorama bölümünde yer alan iki film,  doğal kaynakların yok edilmesi, iklim değişikliği ve çevre konularını ele alıyor


Dünyanın Susuzluğu


(A Thirsty World / La soif du monde)

Yann Arthus-Bertrand, Fransa, 2012, 88'

Yann Arthus-Bertrand’ın yeni belgeseli “Dünyanın Susuzluğu” dünya çevresinde yeni bir yolculuk sunuyor bizlere. Ünlü fotoğrafçı bu kez insanların hayatta kalmasına engel en büyük tehditlerden birine “suya” bakıyor. Günümüzde suya karşı gittikçe artan talebi, dünya nüfusundaki artışı ve gittikçe değişken hale gelen iklimin etkisini göz önüne aldığımızda su gezegenimizin en değerli doğal kaynaklarından biri haline geliyor. Çekimleri 20 farklı ülkede yapılan “Dünyanın Susuzluğu” Yann Arthus-Bertrand’ın ününe sadık bir biçimde, Güney Sudan ve Kuzey Kongo gibi ulaşılması oldukça güç ve nadiren filme çekilen bölgelerde havadan çekilmiş muhteşem görüntülerle taze suyun gizemli ve büyüleyici dünyasını gözler önüne seriyor. Ayrıca gezegenimizdeki göller, nehirler ve bataklıklar gibi suyun güzelliğinin ortaya çıktığı en güzel manzaraları da keşfetmemizi sağlıyor.
Gösterim Bilgileri: 1 Haziran Cuma, 14:00, Fransız Kültür Merkezi

Gökyüzünün Kalbi, Dünyanın Kalbi


(Heart of Sky, Heart of Earth)

Eric Black, Frauke Sandig, Almanya / ABD, 2011, 98'


Eski Maya takviminin büyük döngüsü 21 Aralık 2012’de sona ermiş olacak. Peki, hikâye nasıl bitiyor? Okyanuslar ters yüz mü oluyor? Son ağaç kesilirken gökyüzü çöküyor mu? Mayalar’ın Meksika ve Guatemala’daki gözlerden ırak evleri, dizginlenemez küreselleşmenin dünyayı nasıl yok ettiğini ve yerel kültürlerin doğal kaynakların ele geçirilme tutkusu yüzünden nasıl dört bir taraftan saldırıya uğradığını göstermek için küçük bir evren sunuyor bize. Film altı genç Maya’nın günlük yaşamlarını ve ritüellerini izleyerek, bu küçük topluluğun kültürlerinin ve çevrelerinin talan edilmesine karşı sürdürdükleri kararlı mücadeleyi gösteriyor. Filmin kahramanlarının samimi anlatıları ve deneyimleri, doğanın kırılgan güzelliği ve kutsal yaradılış miti Popol Vuh’un görüntüleriyle bir araya geliyor. Mayalı kahramanların hikâyeleri ve dünyaya bakışları, bizim öngörüden yoksun bir biçimde dünyayı talan eden anlayışımızla karşılaştırılmış oluyor.
Gösterim bilgileri: 2 Haziran Cumartesi, 14:00, Fransız Kültür Merkezi
5 Haziran Salı, 16:00, Aynalı Geçit Etkinlik Mekanı
(Frauke Sandig, festivalin konuğu olarak İstanbul'da olacak.)

Festivalle ilgili tum bilgilere www.documentarist.org adresinden ulaşabilirsiniz.

25 Mayıs 2012 Cuma

İnsanın çevre hakkından Doğa’nın haklarına: Ekolojik Anayasa


1970’li yıllardan itibaren çevre korumaya ve sağlıklı bir çevrede yaşamaya dair hükümler anayasalarda yer almaya başladı. Son yıllarda ise doğanın bir hak öznesi olarak anayasalarda yer alması tartışılıyor. Bolivya ve Ekvador doğanın yasal haklarını tanıyan başlıca ülkeler. Türkiye’de yeni anayasasının sivil, demokratik ve özgürlükçü olmasının yanısıra ekolojik olması gerektiğini ve doğanın vazgeçilmez, devredilmez haklarının anayasal güvence altına alınmasını savunuluyor. Ekolojik Anayasa talepleri,doğal kaynakların doğal varlıklar olarak tanımlanması; doğada olası zararlara yol açabilecek faaliyetlerde ihtiyatlılık ilkesinin benimsenmesi; yurttaşların merkezi ve yerel idari tasarruflara etkin katılımınının sağlanması konusunda bir kaldıraç rolü oynayabilir.
Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Ekonomik ve Toplumsa Araştırmalar Merkezi'nin yayınladığı "İnsanın çevre hakkından Doğa'nın haklarına: Ekolojik Anayasa" başlıklı araştırma notuna ulaşmak için:

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Permakültür ile geleceğinizi tasarlayın

 Dünyada hızla yaygınlaşan bir yaşam tarzı haline gelen Permakültür hareketinin farklı ülkelerden temsilcileri bu yaz Türkiye’de üç önemli etkinlikte bir araya gelecek.

Kendi kendine yeterliliği temel alan Permakültür hareketi, dünyanın hemen her ülkesinde giderek yaygınlaşan bir sosyal dönüşüm. Doğum yeri olan Avustralya’da yaygın olarak uygulanan bu yaklaşım, eğitmenler, ekolojik eylemciler, girişimciler, tasarımcılar, öğrenciler, çiftçiler, ev hanımları da dahil olmak üzere, her meslek grubundan on binlerce kişinin hayatını değiştirmeye devam ediyor.

Türkiye’de de Permakültür tasarımını uygulayanların sayısı artıyor.2010’da kurulanTürkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü (TPAE), bu yıl Temmuz ayında üç önemli etkinliğe ev sahipliği
yapıyor: Permakültür tasarımının tüm detaylarıyla ele alındığı Permakültür Tasarım Sertifikası
Kursu
, Akdeniz Bölgesel Permakültür Konferansı ve Akdeniz Bölgesel Permakültür Buluşması.

Doğaya karşı mücadele etmek yerine doğayla birlikte çalışmak ve gözlem üzerine kurulu, kendi kendine yeterli bir yaşamın nasıl mümkün olabileceğinin yöntemlerini içeren Permakültür
Tasarımı Sertifikası Kursu (PDC),30 Haziran-12 Temmuz 2012
tarihleri arasında İstanbul’da
Kadir Has Üniversitesi’nde yapılacak. Kuzey Somali'de önemli permakültür projelerine imza atan Rhamis Kent ve TPAE kurucularından Mustafa F. Bakır’ın eğitmenliğinde gerçekleştirilecek 13 günlük kursa katılanlar, insan yaşamına dair her alanda ve her ölçekte uygulanabilir permakültür yöntemleri konusunda bilgi sahibi olacaklar.


Gıda güvenliği, enerji tasarrufu, ekolojik ev inşası gibi temel konulara ışık tutan permakültür, kentli kuşağın kaybettiği bilgileri bizlere yeniden hatırlatıyor. Permakültür, şehirlerdeki aşırı kaynak tüketimi ve beraberinde getirdiği atık sorununa da farklı çözümler sunuyor.
Toplam 72 saatlik kursa katılanlar, uluslararası geçerliliği olanPDC sertifikasınıalarak Permakültür Tasarımcısı olma yolunda adım atıyor. Dünya çapında birçok üniversitede PDC kredi olarak sayılıyor. Permakültür tasarımcısı bir apartman balkonundan, kalabalık insan yerleşimlerine kadar her ölçekteki yaşam alanlarını permakültür etikleri çerçevesinde tasarlayabiliyor. Bu beceriyi edindiği deneyimlerle geliştirerek farklı projelere danışmanlık yapabiliyor ve kendi projelerini üretebiliyor.

PDC kursunun hemen ardından 14 Temmuz 2012’de, İstanbul, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek Akdeniz Bölgesel Permakültür Konferansı’na ev sahipliği yapacak. Teması “Toprak” olan konferans, permakültür uzmanlarıyla meraklılarını buluşturacak. Konferansta Akdeniz ülkelerive Türkiye'deki permakültür çalışmalarıyla ilgili deneyimler paylaşılacak, öncü nitelikteki permakültür projelerini yürüten uzmanlar deneyimlerini aktaracak.

Konferansın ardından Permakültürü bir yaşam tarzı olarak benimseyen farklı ülkelerden tasarımcılar, 17-21 Temmuz 2012 tarihleri arasında Marmariç Permakültür Köyü’ndeki uygulama alanında Akdeniz Bölgesel Permakültür Buluşması için bir araya gelecek. Pek çok yetkin uygulayıcı, eğitmen
ve uzmanın katılacağı buluşmada, sertifikalarını yeni alan tasarımcılar ile saha deneyimi edinmek isteyenlere yol gösterici etkinlikler gerçekleştirilecek.

Permakültür ailesine katılmak için Permakültür Tasarım Sertifikası Kursu’na katılarak Permakültür Tasarımcısı olma yolunda bir adım atabilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi için: Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü. Tel: (0533 321 78 80)

17 Mayıs 2012 Perşembe

Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün etkinliği gerçekleşti

 Betam (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) ve Bahçeşehir Üniversitesi Çevre Kulübü, “Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün”  etkinliğini 11 Mayıs Cuma 2012 günü gerçekleştirdi. BAU Çevre Mühendisliği bölüm başkanı Prof. Göksel Demir, BETAM araştırma görevlisi Burcu Ertunç ve Çevre Kulübü başkanı Eren Sulaoğlu, yaptıkları açılış ve hoş geldin konuşmalarında günün programını  anlatıp etkinliğe destek veren tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ettiler. Ardından BAU Çevre Mühendisliği öğretim üyesi Hatice Eser Ökten’in moderatölüğünde İstanbul Boğazı’nın niteliklerini anlamayı, kaybolan biyolojik çeşitliliğine dikkat çekmeyi amaçlayan “Boğaz’ımızda Kalmasın” başlıklı panel başladı.
Marmara ve Boğazlar’ı tanımıyoruz

Marem (Marmara Environmental Monitoring) proje lideri Levent Artüz, Marmara Denizi’nin özelliklerini anlatarak başladığı konuşmasında; Marmara ekosisteminin nasıl bozulduğunu örneklerle açıkladı. İstanbul'dan günde 2,5 milyon m3,  tüm Marmara Bölgesi’nden ise  günde tahmini toplam  14 milyon m3 atığın “derin deniz deşarjı” adı altında arıtılmaksızın Marmara Denizi’ine bırakıldığını söyleyen Artüz, ekonomik öneme sahip 124 tür balığın yok olduğunu belirtti.  Birçok araştırıcının yaptığı çalışmalara göre Marmara Denizi kökenli çift kabuklularda (midye-kum midyesi vb.) biyotoksin (biyolojik zehir) ve ağır metal birikimleri olduğunu ifade eden Artüz, “midye yiyeceğinize pil yiyin” diyerek, durumun ciddiyetine dikkat çekti. Panelin ikinci konuşmacısı Slow Food Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek, Marmara Denizi ve Boğazlar ile hergün temas halinde olduğumuzu ama bu coğrafyayı tanımadığımızı ve inanılmaz bir zulüm uyguladığımızı belirterek sözlerine başladı. Yakın geçmişte Marmara'da kürekleri birer peksimet gibi dişleriyle kemiren, kıran köpekbalıklarının, tekneleri alabora eden orkinosların yaşadığını belirten Koryürek, çocukluğunu geçirdiği Emirgan’da kovaların ve kaldırımlar lüfer ile dolu olduğunu hatırladığını söyledi. 
2011 yılında başlattıkları ve her Ekim ayının üçüncü cumartesisi düzenleyecekleri Lüfer Bayramı’nın bu coğrafyayı hatırlamak, bu coğrafyanın bize sunduğu bereketi idrak etmek ve onu korumayı yüreğimizden hissetmek için olduğuna değindi. Sütle ile ilgili tartışamalara da atıf yapan Koryürek, sadece balığa, süte değil coğrafyamızın tümüne bakabilmeliyiz diyerek sözlerini tamamladı. Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi araştırma görevlisi Serkan Köybaşı ise konuşmasında Boğaz’a yapılacak 3. köprüyü ele aldı. Orman Bölge Müdürlüğü’nün köprü yapımı için  2 milyon ağacın kesileceğini hesapladığı dönemde 2 milyon İstanbullu kampanyasını başlattıklarını belirten Köybaşı, 3. köprünün İstanbul’un nüfusunu artıracağını, ormanlık ve sulak alanları tahrip edeceğini örneklerle anlattı."1973'te ilk köprünün yapımı ile birlikte İstanbul’da plansız kentleşme başladı. 1. köprüden sonra Avrupa Asya arasında kıta değiştiren insan sayısı %4, araç sayısı %200; 1988’de yapılan 2. köprüden sonra kıta değiştiren insan sayısı %170, araç sayısı ise  %1180 arttı” diyen Köybaşı, 3. köprünün trafiği azaltmayacağını ve kendi trafiğini yaratacağını ifade etti. Köprüye alternatif olarak Marmaray ve Boğazray projelerine de değinen Köybaşı, 3. köprünün İstanbul nüfusuna en az 7 milyon kişiyi ekleyeceğinin hesaplandığını ve bununla doğal eşiğin aşılacağını kaydetti.   

Ekolojik Sofra ve Yeşil Buluşma

Panelin hemen ardından küçük çiftçi üretimini ve ekolojik tarımı desteklemek adına aracısız olarak temin edilen doğal gıdalar sofrasıyla güvenli gıda nedir, ne yiyoruz ve nasıl bir gıda sisteminin içindeyiz soruları, sohbet ortamında paylaşıldı. Çevre koruma alanında faaliyet gösteren kuruluşlarla bir araya gelinen 
Yeşil Buluşma etkinliğinde, sivil toplum örgütleri ve firmalar üniversitenin çalışan kadrosu ve öğrencileriyle buluştu . Doğa Derneği Ilısu Barajı’nın yapımına destek veren kuruluşlara dikkat çekerken, TEMA Vakfı ise sürdürülebilir orman kullanımı ve doğa korumasına yönelik bilgilendirme yaptı. Geleneksel köylü çeşidi tohumların ve biyoçeşitliliğin korunması konusunda faaliyet gösteren Emanetçiler Derneği faaliyetlerini ve uygulama alanlarındaki deneyimlerini katılımcılarla paylaşırken Buğday Derneği de yeni gönülllüleri ve üyeleriyle buluşma fırsatı  buldu. Atık pil çalışması yürüten TAP Derneği ve elektronik atık şirketi EXITCOM ise elektronik ve pil atığının toplanması konusunda bilgilendirme yaptı. BAU Çevre Kulübü, 2012 yılı Dünya Günü etkinlikleri çerçevesinde bilinçli ve aktif üniversite öğrencilerinin çevre bilincini arttırmak üzere kampüslerindeki çalışmalarını paylaştıkları bir girişim olan"MobilizeU" bünyesinde yapılan ve çoğunluğu ABD'den olmak üzere 51 ülkeden 298 üniversitenin katıldığı yarışma sonucunda 2. oldukları bilgisini katılımcılarla paylaştı. Yeşil iş ve yaşam dergisi EKO IQ da, Türkiye’de çevre yayıncılığının geçmişi ve bugünü hakkında buluşmaya gelenler ile tartışma imkanı buldu.

Yeşil Buluşma etkinliğine katılan Yeşilist Rehber ise gün boyunca buluşma alanına gelen herkesten doğayı korumak ve daha sağlıklı bir çevrede yaşamak için o günden itibaren günlük yaşamlarında bir şeyi değiştirmeleri için söz aldı. Bunu da standa gelenlerin, içlerine istedikleri alanda tutmayı vaad ettiği sözü yazabilecekleri pankartlar altında fotoğraflarını çekerek gerçekleştirdi. SEDONA’nın İSTANBUL Bisikleti’nin illustratörü ve aynı zamanda bisiklet aktivisti Aydan Çelik de bisiklet meraklılarıyla söyleşti.




14 Mayıs 2012 Pazartesi

Ermenistanlı – Türkiyeli Genç Çevreciler Çalıştayı


Bölgesel çevre sorunlarına gençlerin politika ve çözümler üretebilmesi için Ermenistan’dan Forum for the 21st Century Leaders adlı örgüt ile beraber çalışan Yeryüzü Derneği,  28 – 30 Mayıs 2012 tarihleri arasında, Aghveran / Ermenistan’da “Sürdürülebilir Çözümler: Ermenistanlı – Türkiyeli Genç Çevreciler Çalıştayı düzenliyor.
Türkiye ve Ermenistan’dan sivil toplum alanında çalışan genç çevrecileri bir araya getirecek çalıştay ile iki komşu ülkenin ortak paylaştığı çevre problemlerinin tartışılması amaçlanıyor. Üç gün boyunca hem tematik hem de pratik çalıştaylara katılacak olan gençler, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik, enerji güvenliği, yeşil ekonomi ve sürdürülebilirlik konularını tartışacaklar. Başka iki ülke olmak üzere Karadeniz Havza’sındaki çevre sorunlarını masaya yatıracak olan katılımcıların, toplantı sonunda iki ülke için ortak çevre politikalarına dair bir bildiri yapmaları ve gençlerin çevre sorunlarının çözüm sürecine katılımına dair işbirliği çerçevesi belirlemeleri bekleniyor.

Çalıştay duyurusu ve başvuru formu için http://www.yeryuzudernegi.org/haberdetay.asp?ID=160

10 Mayıs 2012 Perşembe

Seyhan Ormanları İklim Değişikliğinden Olumsuz Etkilenecek!


Seyhan Ormanları İklim Değişikliğinden
Olumsuz Etkilenecek!

Doğa Koruma Merkezi ve Adana Orman Bölge Müdürlüğü yaptıkları ortak çalışma ile Seyhan Ormanlarının iklim değişikliğinden nasıl etkileneceğini ortaya koydular. Yapılan modelleme çalışmaları göknar ve sedir ormanlarında önemli riskler olduğunu gösterdi.

Doğa Koruma Merkezi ve Adana Orman Bölge Müdürlüğü 2010 ve 2011 yılları boyunca Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri Fonu desteğiyle Seyhan Havzası’nda Orman Ekosistemlerinin ve Ormancılığın İklim Değişikliğine Uyum Sağlaması Projesi’ni yürüttü. Proje kapsamında Seyhan Havzasında bulunan ormanların iklim değişikliğinden nasıl etkileneceği coğrafi bilgi sistemleri ve modelleme çalışmaları kullanılarak tespit edildi.

Çalışmanın ilk aşamasında bölgedeki karaçam, kızılçam, göknar ve sedir ormanlarının dağılımları haritalandı. Bunu takiben Birleşmiş Milletler iklim uzmanları tarafından ortaya konan iklim senaryoları kullanılarak bu orman türleri için gelecekteki yaşam ortamı uygunlukları tespit edildi. Çalışmanın sonucunda her dört orman türünün de iklim değişikliğinden ciddi oranlarda etkileneceği ortaya çıktı. Çalışmanın temel sonuçları şöyle:

·         Seyhan Havzasındakikızılçam ormanlarınınbugün bulunduğu bölgelerin %56,2’lik bölümünün 2050 yılında artık kızılçamların yaşaması için uygun olmayacağı; karaçamlar için ise bu oranın %68,5 olduğu belirlendi.
·         Yine Seyhan Havzasında yaşayan göknar ve sedir ormanlarının durumunun daha kritik olduğu;havzadaki göknar ormanı bölgelerinin % 85,7’lik kısmının 2050 yılında bu tür için uygun olmayacağı; aynı oranın sedir ormanları için %93,1 olduğu öngörüldü.
·         Seyhan ormanlarını bekleyen bu değişimleri en az zararla atlatabilmek için ekosistem yönetimi yaklaşımına geçilmesi gerektiği ortaya kondu. Buna göre:
o        Ağaç türlerin daha uygun yerlere göç etmesini desteklemek ve bu süreci kısaltmak için ‘yardımcı göç’ mekanizmalarının kurulması,
o        Hem bitki hem de hayvan türlerinin göç mekanizmaları incelenip olası bariyerler kaldırılarak, koridorlar oluşturulması gerekli görülüyor.

Doğa Koruma Merkezi genel müdürü Dr. Uğur Zeydanlı yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yaptığımız detaylı bilimsel çalışmalar gösterdi ki Seyhan Havzasında bulunan orman ekosistemleri yakın gelecekte iklim değişikliğinden ciddi ölçüde etkilenecektir. Bu değişikliğin görece hızlı olması ekosistemlerin değişime uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır. Orman Genel Müdürlüğü ile birlikte yürüttüğümüz bu çalışmayı sadece teknik bir araştırma olarak ele almadık. Ormanların uyum kapasitesinin arttırılması için ormancılık açısından ne tür değişimler gerektiğinide bir öneriler listesi olarak ortaya koyduk. Orman Genel Müdürlüğü ile birlikte gerçekleştirilen bu projenin çıktılarının ilgili planlara aktararak uygulamaya geçirmesi Türkiye ormanlarının geleceği konusunda bizlereumut veriyor”.

 Daha fazla bilgi için:
Uğur Zeydanlı, Tel: (312) 287 40 67, (312) 287 81 44, e-posta: dkm@dkm.org.tr

Notlar:

1. Çalışmanın detaylarının yer aldığı raporun tamamına ulaşmak için: http://images.dkm.org.tr/2011/12/27/iklim-degisikligi-ve-ormancilik.pdf

2. Habere ait görsellere ulaşmak için: www.dkm.org.tr/galeri


8 Mayıs 2012 Salı

Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün


Yer: Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü
Zaman:11 Mayıs Cuma 2012
Saat:11:30: 17:30

Betam (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) ve Bahçeşehir Üniversitesi Çevre Kulübü, "Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün" adı altında bir etkinlik düzenliyor. 11 Mayıs 2012 Cuma günü gerçekleşecek etkinlikte  İstanbul Boğazı'ndan doğal-ekolojik beslenmeye, çevreci sivil toplum faaliyetlerinden çevre yayıncılığına bir çok konu ele alınacak.

 Boğaz'ımızda Kalmasın

İstanbul Boğazı'nın niteliklerini anlamak, kaybolan biyolojik çeşitliliğine dikkat çekmek ve Boğaziçi'nin kültürel mirasını vurgulamak için "Bogaz'ımızda Kalmasın" başlıklı bir panel günün ilk etkinliği olacak. "Marmara Denizi, deniz olma özelliğini kaybediyor mu?" "3. Köprü İstanbul'da nasıl bir tahribat yaratacak?" "Boğaz’ın simge balıkları tükendi mi?" sorularına Marem'den Levent Artüz, Slow Food Fikir Sahibi Damaklar'dan Defne Koryürek ve Bahçeşehir Üniversitesi'nden Serkan Köybaşı’nın katılımıyla yanıtlar aranacak. Panel Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü'nde A203 salonunda 11:30'da başlayacak ve moderatörlüğü   Bahçeşehir Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hatice Eser Ökten üstlenecek.

 Ekolojik Gıda Sofrası

Gün içinde gerçekleşek bir diğer etkinlik ise Nisan 2011'de Bahçeşehir Üniversitesi'nde düzenlenen "Yerel, Ekolojik Gıda Sistemleri" panelinin devamı niteliğinde. Yöresel değerleri ,doğayı koruyan ve tarım geleneklerini yaşatmayı amaç edinen küçük üreticileri destekleyen bir SOFRA hazırlanacak. Üniversitenin bahçesinde düzenlenecek bu sofrada buluşmak tüm bu değerleri sahiplenmek ve gıda güvenliği konusunda son dönemdeki tartışmaları da ele almak adına bir fırsat olacak. Sofrada Bursa, Çanakkale ve İzmit gibi bölgelerden gelen ürünler paylaşılacak.

 Yeşil Buluşma


Kampüste Mavi-Yeşil Bir Gün'ün öğleden sonraki etkinliği,üniversitenin çalışanlarını ve öğrencilerini doğa koruma için çalışan sivil  toplum  örgütleri; çevre sorunlarına dikkat çekmek için çalışan yayıncıları ve geri dönüşüm alanında faaliyet gösteren kuruluşları ile bir araya getirecek olanYeşil Buluşma. Fazıl Say Salonu Fuayesi’nde gerçekleşecek olan buluşmada TEMA, Buğday Derneği, Doğa Derneği, EKO IQ, Sinek Sekiz, Emanetçiler, İstanbul Sedona, ExitCom, Ezici A.Ş., TAP ve Yeşilist açacakları standlarda organik tarımdan geri dönüşüme, çevre yayıncılığından iklim değişikliğine bir çok konuda yürüttükleri faaliyetleri paylaşacaklar.

Katılım herkese açık ve ücretsizdir. İletişim için 0212 381 04 83 / 0212 381 09 32

Facebook http://on.fb.me/maviyesil
Web:
 http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/?p=3076

2 Mayıs 2012 Çarşamba

EKO IQ'nun 17. sayısı çıktı


“Petrol ve Sonrası”

Petrol fiyatlarındaki artış genellikle ekonomik kriz bağlamında konuşuluyor ama bu durum bizi bir iklim değişikliğine doğru da götürüyor. Peki ya kapıda çok önemli bir fırsat varsa? Ya son gelişmeler yenilenebilir enerji rönesansının ve ekolojik tarımın habercisiyse? Metin Under 3. Sanayi Devrimi’nin müjdesini veriyor.    

Dünyanın Durumu 2012
Worldwatch Institute, Dünyanın Durumu 2012 Raporu’nun başlığını “Sürdürülebilir Refaha Doğru” olarak belirledi. Rio+20 Konferansı’nın da ana referans metinlerinden biri olan Rapor’un kapsamlı özeti EKOIQ’da.
Pastoral Senfoni ya da Botaniksever Fransız’ın Dönüşü
Rousseau’nun bundan 300 yıl önce “doğaya dönmeliyiz” dediği için taşa tutulduğunu biliyor musunuz? Peki, taşa tutanın Voltaire olduğunu? Heyzen Ateş anlatıyor…

Depresyonla Doğal Mücadele: Ekoterapi
Sayıları gittikçe artan bir grup psikolog, stres kaynaklı rahatsızlıkların doğadan uzaklaşmaktan kaynaklandığını ileri sürüyor. Reçete ise “ekoterapi” denen bir yöntem üzerinden hazırlanıyor: “Dışarı çık, doğayla bütünleş!”
Yurttaşları Sorumlu Yaşamaya Yönlendirme Ortaklığı: PERL 
Sorumlu Yaşam İçin Eğitim ve Araştırma Ortaklığı anlamına gelen PERL Ortaklığı’nda 50’nin üzerinde ülkeden 120 kurum yer alıyor.

Büyük kitap zincirlerinde, gazete ve dergi bayilerinde satışa sunulan EKOIQ, ayrıca internette, www.idefix.com , www.kitapyurdu.com ve www.hepsiburada.com adreslerinden de temin edilebiliyor
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...