aktivizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aktivizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2013 Pazartesi

Panel: GDO Karşıtı Siyaset


                    

MARMARA ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER 
                    ARAŞTIRMA ve UYGULAMA MERKEZİ
Çarşamba Toplantıları
“Yerel Tohum Canavar Domatese Karşı: GDO Karşıtı Siyaset”
Moderatör
Baran Alp Uncu
Dr., Marmara üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü.
Panelistler
Barış Gençer BAYKAN
‘‘Türkiye’de GDO’lar ve Toplumsal Muhalefet’’
Dr., Bahçeşehir Üniversitesi, Betam & Avrupa Birliği Bölümü.

Tarık Nejat DİNÇ
‘‘ GDO’yu Neden Yemezler?’’
Dr., Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü.

Zeynep KIVILCIM
“Cartagena Protokolü ve Türkiye Biogüvenlik Mevzuatı”
Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü.
                                                                                             
Tarih: 20 Mart 2013, Çarşamba.
Saat: 14:30
Yer: Siyasal Bilgiler Fakültesi Konferans Salonu, Marmara Üniversitesi, Anadolu Hisarı Kampüsü/Beykoz
 Konuşma Türkçe yapılacaktır.



17 Mart 2013 Pazar

Dereler göllerle buluşamazsa


Burdur Gölü
Türkiye’nin dereleri ve gölleri yanlış tarım ve su politikaları yüzünden yok oluşla karşı karşıya. HES’lerle dereleri, barajlarla da gölleri kurutuyorlar. Bunun örneklerinden biri de Türkiye'nin yedinci en büyük  gölü ve üçüncü en büyük tuzlu gölü olan Burdur Gölü. Isparta ve Burdur illeri sınırları içerisinde yer alan göl son 35 yılda sahip olduğu suyun yaklaşık üçte birini kaybetti. DSİ 182. Şube Müdürlüğü'nün rakamlarına göre gölün hacmi 1975'te 226 km2'den 150 km2'ye geriledi. Gölü besleyen akarsuların üzerine kurulan barajlar ve göletler, bu akarsuların Burdur Gölü'ne ulaşmasını engelliyor. Göl çevresinde açılan çok sayıda sondaj kuyusu da gölü besleyen yeraltı sularının azalmasına yol açıyor. Burdur gölü çevresinde yaşayan insanlar da dahil tüm canlıların yaşamı gölün varlığı sürdürmesine bağlı. Doğa Derneği bilim koordinatörü Süreyya İsfendiyaroğlu'nun aktardığına göre  gölde su seviyesinin düsmesi türleri etkiliyor. Göl eskisi kadar sağlıklı değil ve 15-20 yıl öncesinin türlerini besleyemiyor. Sülfür zengin, bor minerali barındıran gölün su seviyesinin düşmesi minerallerin değişimini getiriyor ve türler etkileniyor. Küresel ölçekte nesli tehlikede olan dikkuyruk popülasyonunun yaklaşık %80'i kışlamak için Burdur Gölü'nü kullanıyor. Burdur dişli sazancığı dünyada sadece Burdur Gölü'nde yaşıyor. Göl bir Ramsar Alanı, Doğal Sit Alanı ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahası. Tüm bu koruma statülerine dair merkezi ve yanlış su politikalarına feda ediliyor. Gölün kuruması türler kadar yöredeki tarımı da etkileyecek. Burdur'un nüfusunun % 60'ı tarımla uğraşıyor. Buğday ve arpa önemli ürünler, son yıllarda da meyvecilik gelişiyor. Öte yandan bölgenin yapısına uygun kuru tarımdan sulu tarıma geçişin (aynısı Konya için de geçerli) devlet eliyle teşvik edilmesi de gölü besleyen suların azalmasına yol açmış. Burdur Gölü kurursa 
Dikkuyruk
yörede iklim değişir. Nem azalır, yağışlar düzensizleşir, gece sıcaklıkları düşer, don olayları daha sık görülmeye başlanır. İklimin karasallaşması bölgedeki tarım ve hayvancılığa zarar verecek. Doğa Derneği alan koruma sorumlusu Okan Ülker, 80li yıllarda yöre halkının göl ile ilişkisinin koptuğunu, bunun da büyük oranda o dönem faaliyette olan SEKA ve şeker pancarı fabrikalarını gölü kirletmesinden kaynakladığını belirtiyor. Atık artırma tesislerinin devreye girmesinden sonra kirlilik önemli oranda azaldığını söyleyen Ülker halkın göl ile ilişkisini tekrar canlandırmak gerektiğini ve bunun su sporlarını geliştirerek yapılabileceğini ifade ediyor.  Gölün kuruması halk sağlığı açısından da tehlikelere yol açabilir. Göl aynası altından açığa çıkacak birikmiş maddeler rüzgarla taşınarak toz bulutlarına dönüşebilir, yani rüzgar erozyonu yaşanabilir. Toz bulutları, hakim rüzgar yönü doğrultusunda tarım alanları üzerinde yığılarak tarımsal verimliliği düşürebileceği gibi köylerd ve Burdur kent merkezinde yaşayanlarda üst solunum yolu rahatsızlıklarının artmasına yol açabililir. 1970'li yıllarda Antalya Elmalı'da bulunan Karagöl ve Avlan Gölü'nün kurutulmasıyla yaşanan ekolojik ve tarımsal tahribat ile Konya'da bulunan Ereğli Sazlıkları'nın kurutulması (1950-1983) sonucu başlayan rüzgar erozyonu Burdur Gölü için ders çıkarılabilecek örnekler. 

Dereler Burdur Gölü'ne özgürce aksın 



16 Mart 2013 Cumartesi günü Ankara, İstanbul, Urfa, İzmir ve Antalya'dan doğaseverler Doğa Derneği ve Atlas Dergisi ile birlikte Burdur'da Cumhuriyet Meydanı'nda buluştular. Burdur Gölü'nün yanlış tarım ve su politikaları sonucu ekolojik işlevini yitireceğine dikkat çekip gölün su hakkını vurguladılar. Bölgede inşa edilen irili ufaklı 23 baraj ve göletin, derelerin Burdur Gölü'ne ulaşmasını engellendiği söyleyen doğa korumacılar derelerin göl ile buluşmasını simgeleyen dev bir koreografi gerçekleştirdiler. Burdur Cumhuriyet Caddesi'nde Burdur Gölü ve çevresindeki dereleri (Borçay, Ulupınar, Bayındır, Kurna ve Çerçin) simgeleyen mavi bir kumaş taşınarak bir insan zinciri oluşturdu. İl dışından gelen doğa severler dereleri simgeleyen kumaşları, Burdurluların taşıdığı göl ile buluşturdular. "Burdur cennet olur dereler göle aksa" ve “Göl yoksa Burdur da yok, göl yoksa ürün de yok, göl yoksa hayat da yok” sloganları da etkinliğe eşlik etti. 2008-2012 yılları için hazırlanan Burdur Gölü Yönetim Planı'nda gölün hidrolojik seviyesinin dengelenmesi yer alıyordu fakat yapılan barajlarla ve yanlış sulama politikalarıyla gölün derelerce ve yeraltı kaynaklarınca beslenmesine engel oldular. Yönetim planının revizyonunun yapılacağı bugünlerde yapılan bu eylem ile gölün ihtiyacı olan suyun barajlardan nasıl bırakılacağı karara bağlanması bir talep olarak öne çıkıyor. Yerel yöneticiler, kurumlar ve milletvekilleri gölün kuruması tehlikesinin ve bunun altından yatan nedenlerin farkındayken DSİ'nin merkezi planlarında Burdurluların sesine kulak vermesi gerekiyor.
Burdur Cumhuriyet Meydanı

Cumhuriyet Meydanı'ndaki koreografiden sonra Cumhuriyet Parkı'nda Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz ile Türk Halk Müziği sanatçısı Sümer Ezgü basın açıklaması yaptılar. Yılmaz, Burdur Gölü kuruduğunda yöred yaşamın ve tarımın devam etmesinin zor olduğuna vurgu yaptı ve "Göl son 35 yılda üçte birini kaybetti, su seviyesi 12 metre düştü. Gölün kurumasının sebepleri, gölü besleyen yer üstü sularının baraj ve göletlerde tutulması, yer altı sularının ise sondaj kuyularıyla aşırı miktarlarda çekilmesi" dedi. Hemşehrilerine seslenen Ezgü ise Burdur Gölü'nde yüzme öğrendiğini ve çocukluğunu geçirdiğini, şimdi ise can çekişen bir göl görmekten üzgün olduğunu belirtti. "Doğa bir zincirdir, bunun bir halkası koparsa zincir dağılır. Burdur'da göl biterse yaşam biter. Zincirden halkalar biterse biz biteriz. Burdurlular biter " diyen Ezgü planlamaların çok dikkatli yapılması gerektiğini vurguladı.




11 Mart 2013 Pazartesi

Galata'da nükleere karşı insan zinciri

 Fukuşima nükleer faciasının 2yıl dönümü nedeniyle bir araya gelen nükleer karşıtları Galata Köprüsü'nde buluşarak insan zinciri yaptı.İstanbul Nükleer Karşıtı Platform'un basın açıklamasını izleyebilirsiniz.

8 Mart 2013 Cuma

Galata Köprüsü'nde nükleere karşı insan zinciri


Nükleere Karşı İnsan Zinciri
Fukuşima‘nın ikinci yılında İstanbul’da Galata Köprüsü’nde insan zinciri yapıyoruz.
Galata Köprüsü’nden hükümete sesleniyoruz: Halk istemezse nükleer santral yapamazsın! Türkiye’nin en güzel kıyılarının nükleer atık deposuna çevrilmesine izin vermeyeceğiz.
Ne Mersin Akkuyu’da, ne de Sinop Akliman’da nükleere santral istemiyoruz!
Gelin siz de nükleere karşı sesinizi yükseltin. Gelecek nesillerin radyoaktif topraklarda yaşamasına izin vermeyin. Deprem kuşağındaki ülkemizde nükleer santrallerin kurulmasına izin vermeyin. Bu ülkede Çernobil, Fukuşima benzeri kazalar olmasın.
Nükleere karşı insan zincirinde siz de yer alın. Komşunuzu, eşinizi, dostunuzu, çocuklarınızı ve torunlarınızı alın gelin. El ele verirsek yine durdururuz.
Nükleere Hayır!
Tarih : 10 Mart 2013 (Pazar günü) Saat : 12:00 Yer : Galata Köprüsü

1 Mart 2013 Cuma

Bir çevre mücadelesi nasıl başarılı olur?


Dönüp dolaşıp bunu tartışıyoruz. Hangi savlarla, neyi hedefleyerek, hangi araçları kullanarak ve kimlerle ittifak yaparak başarılı olur bir çevre mücadelesi? Maalesef her toplumsal sorunda olduğu gibi burada da tek bir cevap ya da derdimize derman olacak tek bir reçete yok. Uzak ve yakın tarihimizde, dünyada ve Türkiye’de onlarca başarı/kazanım hikayesi var. Doğa tahribatının durdurulduğu, alternatif ve sürdürülebilir seçeneklerin hayata geçtiği veya toplumun/toplumun bir kesiminin bakış açısının değiştiği zamanlardan bahsedebiliriz.

Bir çevre mücadelesinin ne kadar yaygınlaştığını çeşitli yollarla ölçebiliriz. Kamuoyu anketlerinde çevre mücadelesine desteğin oranı, sokak eylemlerine katılanların sayısı, mücadelenin coğrafi yaygınlığı, siyasi elitten gelen destekler, farklı katmanların mücadeleye sunduğu imkanların artması, medyadaki görünürlülük vb. Son zamanlarda ise online (çevirimiçi) imza kampanyası platformlarının artması (Change.org / imza.la/  imzakampanya.com) ve çevre örgütlerinin kendi imza kampanyalarını yürütmeye başlamaları ile birlikte “imza sayısı” da önemli bir gösterge haline gelmeye başladı. İmza kampanyaları yeni tartışmaları tetikleyecek gibi duruyor çünkü özellikle Change.org’un Türkiye’de faaliyete başlaması ve bir kısım toplumsal mücadelenin online kamapanyacılığın metodlarını da benimsemesi ilgiyi bu alana çevirdi. Blogda yazdığım bir yazıda kurumsal imza kampanyalarından bireysele, matbu kampanyalardan da çevrimiçi kampanayalara geçişin söz konusu olduğu iddia etmiştim. Change.org  Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü  Dr. Uygar Özesmi ile imza kampanya platformu hakkında bir söyleşi yapmış ve değişimin online aktivizm ile gelip gelmeyeceğini konuşmuştuk. Gündüz Vassaf Radikal’de yazdığı son yazısında  saniyelik imza eylemlerinin yurttaşları edilgenliğe ittiğini öne sürüyor.  Öte yandan da toplumsal hareketler ve iletişim alanındaki metodolojiler de sosyal medyayı da analizlerine nasıl dahil edeceklerini tartışıyor. Örneğin Thorson ve arkadaşlarının Information, Communication and Society dergisinde 2013 başında yayınladıkları makalede Occupy hareketi ile ilgili olarak Youtube ve Twitter’da ne tür bilgi ve videoların nasıl dolaşıma girdiğini araştırmış.

Sözü  Hayvan Hakları Yasası ve Tabiatı Koruma Yasası’na karşı verilen mücadelelerinin karşılaştırılmasına getirecektim ama giriş fazla uzadı. Yazının devamı bu konu üzerine olacak.


26 Şubat 2013 Salı

Çevrecilerin tezlerine nasıl karşı durabilirsiniz? 15 örnek


1) Yavaş şehirler alternatif bir kalkınma modeli oluşturabilir / Ölçek çok küçük, genele yayılamaz,sembolik kalmaya mahkum

2) Bakkaldan plastik poşet almasak daha iyi olur. / Ben almasam bile zaten üretiliyor, bez torbaların da çevreye maliyeti var.

3) Organik pazarlar çoğalıyor. / Ben organik sertifikaya güvenmiyorum, ne malum üreticilerin ilaç koymadıkları

4) İşe bisikletle gidilebilir / Büyük şehirlerin trafiği buna izin vermez, arkadaşıma araba çarptı geçenlerde.

5) Almanya’da yenilenebilir enerjide aldı başını gidiyor/ Gider tabii, teknoloji onlarda. Biz onların seviyesine gelemeyiz

6) İklim değişikliği yaşamı tehdit ediyor/ Ben görmem herhalde

7) Enerji tasarrufunu ve verimliliğini önemsemeliyiz/ İnsan cebinden ne kadar çıktığına bakar.

8) Çevre konuları yaşamsal / Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde çevre gündeme gelmez. Önce insanların karnı doyacak, işi olacak.

9) Nükleer santral yapmanın ekonomik bir mantığı yok/ Konu enerji değil bölgesel güç olma

10) Güneş rüzgar bize yeter / Yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen enerji depolanamıyor, verimli değil.

11) GDO’lar doğaya ve insana zararlı / 7 milyar nüfusu nasıl besleyeceksin?

12) Çevre konusu medyada çok az yer alıyor / İşssizlik, terör gibi gündemler varken  insanlar çevre haberi okumak istemez.

13) Çevre örgütleri doğayı korumaya çalışıyorlar / Kaç kişi üye ki? Olanlar da eğitimli kesim

14) 24 cm altında lüfer satın almamalı / Entelektüeller rakı keyifleri için lüferi seçmişler

15) Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu tasarı tabiatı korumayacak/ İsmi öyle demiyor ama.

Örnekler elbette çoğaltılabilir.

10 Ocak 2013 Perşembe

Bir tıkla değişim gelir mi?

 İmza kampanyaları yeni bir eylem biçimi değil.İmza kampanyasını kullanmayan çok az toplumsal hareket veya sivil toplum örgütü vardır.Son dönemde öne çıkan ise  bireysel kampanyalar ve ıslak imzaların yerini online (çevrimiçi) imzaların alması. Bu bağlamda dünyanın en önemli imza kampanya platformu Change.org’un Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü  Dr. Uygar Özesmi ile söyleştik. Özesmi’ye online aktivizmin dinamiklerini, Change.org’un hikayesini ve Türkiye’de neler yapmak istediklerini sorduk.

YG: Merhaba Uygar, seni çevre alanında TEMA ve Greenpeace gibi Türkiye’nin en büyük çevre sivil toplum kuruluşlarının direktörlüğünü yapmış, Doğa Derneği gibi pek çoğunun da kuruluşunda ve gelişiminde rol almış birisi olarak tanıyoruz. Birden seni şimdi change.org’da görüyoruz, nereden çıktı bu? Çevre hareketinden kopmuş mu oldun? Nedir change.org, nedir senin görevin burada?
UO: Biliyorsun bu görev değişikliği esasında çok yeni değil, 4 ay oldu. Greenpeace’den Ağustos 2012’de sonunda ayrıldım, ama hemen Kanada’ya CIVICUS (Sivil Katılım için Dünya Birliği) toplantısına gittim, ardından da ekibimi kurdum ve ekimde change.org bütün hızıyla Türkiye çevrimiçi yani online dünyasına daldı. Change.org dünyanın en büyük imza kampanyası platformu. Nerede olursanız olun, hangi değişimi görmek istiyorsanız change.org üzerinden kampanya başlatarak hayal ettiğiniz dünya için harekete geçebiliyorsunuz. Change.org bir hizmet kurumu. Değişim ise günümüzde ancak online araçların da desteğiyle gerçekleşebiliyor. Change.org sokaktaki vatandaşın ulaşabileceği belki de en güçlü online araç. TEMA’da yerelden gelen binlerce soruna dair yardım beklentilerini bir savunuculuk birimi kurarak karşılamaya çalışmıştım, hatta ismini TEMA Acil koymuştuk. Greenpeace’de bize gelen yüzlerce kampanya talebini kaynak yetersizliğinden geri çevirmek zorunda kalıyorduk, her seferinde kalbim reddetmek zorunda kaldığımız insanlarla beraber kırılıyordu. Ancak şimdi herkes gelip, gücü kendi eline alıp change.org üzerinden mücadeleye başlayabiliyor. Soruna net yanıt verecek olursam çevre hareketinden kopmadım, çevre hareketine mücadelelerini kazanabilmeleri için ekibimle beraber güçlü bir araç sunmanın keyfini yaşıyorum. İşin güzel yanı sende biliyorsun ki çevre mücadelesi tek başına kazanılamaz, bütün alanlarda demokratikleşme ve kadından, engelli veya LTGB haklarına kadar her alanda hakların elde edilmesi gerek. Sivil toplumun gelişmesi için GEF SGP’ye ve STGM’ye emek vermiş birisi olarak burada tam evimdeyim. 
YG: Peki görevin ne Uygar?
UO: Şu ana kadar “Türkiye Direktörü” olarak görev yapıyordum, özellikle hızlı kuruluş için, ancak bu göreve başlarken söylendiği gibi hızlı büyümeye bağlı olarak şimdi “Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü” olarak devam ediyorum. Bu ne demek? Standart yöneticilik ve temsil görevleri yanında bu bölgedeki kampanyaları en iyi şekilde nasıl destekleriz, en büyük değişim yaratma potansiyeline ve geniş kitlelere ulaşma imkanına sahip kampanyalar neler olabilir, stratejik danışmanlık konusunda ekibimle beraber çalışıyorum. İnsanları değişim için, toplumun kaderini kendi ellerine almaları için chnage.org araçlarının en iyi şekilde işlemesine yardımcı oluyoruz.
YG: Bu dünyanın en büyük imza kampanyası platformunun ortaya çıkma hikayesi nedir?
UO: Change.org, 2007 yılında Stanford Üniversitesi öğrencilerinden Ben Rattray ve Mark Dimas tarafından, insanlara önemsedikleri konularda eyleme geçebilmeleri için güç ve imkan vermek üzere kuruldu. Ben ve arkadaşı Mark Dimas mezun olduktan sonra bankacılık sektöründe çalışma yolunda ilerlemek yerine sosyal açıdan yararlı bir iş yapmak istiyorlar. Kuruluşunun ardından geçen ilk bir kaç yılda Ben ve Mark sosyal bağış toplamaktan, grup gönüllülüğü ve sanal politik eylem gruplarına kadar pek çok şeyi denedi fakat hiç biri tam dikiş tutmadı. En son bir tür blog yazarları ağı kuruyorlar. Ağda bir de imza kampanyası bölümü var. Güney Afrika'da 'düzeltici tecavüz' adı altında güya 'lezbiyenliği düzeltmek için' yapılan suça karşı 175 ülkeden 171 bin kişi imza atıyor. Güney Afrika hükümetinin etkilenip önlemler almaya başladığını gören Rattray ve Dimas, siteyi dönüştürüyor; 2007'de Change.org kurulmuş oluyor. Geçen kısa sürede şu anda 18 ülkede ofisi, 150’nin üzerinde çalışanı, 25 milyonun üzerinde kullanıcısı var, her ay 2 milyonun üzerinde yeni üye kazanıyor ve tüm dünyada günde en az bir kampanya başarıyla sonuçlanıyor.

YG: İşleyişi nasıl, insanlar nasıl harekete geçiyor, anlatır mısın?

UO: Herhangi bir kişi, kim olursan ol, nerede olursan ol, www.change.org adresine gelerek üç aşamada değişim yaratmak istediği konuda imza kampanyası başlatabiliyor. Kampanya yoluyla neyin değişmesini istiyorsa o konuyla ilgili muhatabı belirliyor ve o kişi ya da kuruluşa yönelik kampanyayı başlatarak talebini iletiyor. Her bir imzacıyla kampanya muhatabına bir kampanya mektubu iletiliyor ve böylece kampanya muhatabının dikkatinin çekilmesi sağlanıyor.


Önce siteye giriyorsun, 'Kampanya Başlat' kutucuğuna tıklıyorsunuz; aşağıdaki soruların olduğu formu doldurup, 'kurallar' bölümünü dikkatlice okuduktan sonra, istersen fotoğrafla da süsledikten sonra kampanyan hazır.1. Başlatacağın kampanya kime yönelik? (Birey, kurum ya da hükümet organının adı ve varsa e-mailleri yazılıyor...)2. Muhataplarından ne talep ediyorsun?3. Bu senin için neden önemli? (İnsanlar bu kampanyaya neden destek vermeli)İmzadan sonra siteye giren herkes görebiliyor; her imza veren sosyal ortamlarda bunu paylaşıyor. Muhataba ilk imzalayan 50 kişinin e-maili gidiyor. Sonrasında muhataba azalan sıklıkta kampanyanın yorumlu e-mailleri ve durumuna dair bilgilendirme mailleri gidiyor. Yani muhataba talep ve artan destekçi sayısı mutlaka iletilmiş oluyor. Ama karşıdakinin email hesabını kilitlemeden. Önemli olan burada bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek.
YG: Change.org öncesinde web imkanlarını kullanmadan yürütülen imza kampanyalarının etkisi azalmış mıydı?
UO: Online bir kampanya yürütmek, konuyla ilgili gönül birliği içinde olan insanların zaman ve mekan kısıtlaması olmadan aynı konu için taleplerini dile getirmesini sağlamaya yarıyor. Online kampanyalar bireyleri harekete geçirmek için tek başına kullanılabileceği gibi hali hazırda bulunan geleneksel bir imza kampanyasının da online bir ayağı olabilir. Geleneksel imza kampanyalarının etkisini belirlemede en önemli etkenlerden biri ister yerel olsun ister ulusal bir konuda geniş kitlelere ulaşmanın zor olmasıydı.  Online kampanyalar sayesinde bir kişi konuya destek verebilmek için nerede ve ne durumda olursa olsun imzasını atabiliyor, böylece kampanyalar imkanlarla kısıtlı olmaktan çıkıp yaygınlaşması kolay hale geliyor. Bu online gidişat ve kolaylık, kanaatimce yavaş yavaş güçlenerek İsviçre kantonlarındaki gibi güçlü bir demokratik katılıma doğru gidecek gibi. Erk sahipleri görevlerinin o erki onlara verenlerin beklentilerini karşılamak ve hesap vermek olduğunun daha da bir idrakine varacaklar.
YG: Online aktivizme (çevrimiçine) geçmek bir zorunluluk mu tercih mi?
UO: Günümüz koşullarında bir zorunluluk. Soruyu şöyle sorsak yanıtı ne olurdu? Kasetten CD’lere geçmek bir tercih mi? Müziği internetten indirmemek ve sadece kitapçıdan CD olarak almak bir zorunluluk mu? Çağ değişiyor, toplumsal ve ekolojik mücadele içinde yer alanlar ellerindeki her güçlü barışçıl aracı kullanmaları bir zorunluluk hatta bir sorumluluk diye düşünüyorum galiba...
YG: Türkiye’de  faaliyete geçme kararı nasıl alındı?
UO: Burada ofis açılmasının nedeni talep. Bu kararın alınmasında en büyük etken Türkiye’de sosyal değişimin ve aktif vatandaşların yoğun olması. Aynı anda hem hak ihlallerinin, ve yolsuzlukların sıkça yapıldığı hem de vatandaşların tepki göstererek hakkını aradığı bir ülke. Türkiye sosyal değişimin hızla gerçekleştiği bir ülke, hem sorunlar hem de tepki bol. 1 Eylül 2012'de Türkiye ofisi açıldığında 100 bin kullanıcı vardı. Site Türkçe’ye çevrildikten sonra 4 ay gibi kısa bir sürede 235 bine çıktık. Türkiye'deki bu hızlı büyüme potansiyelini benim gördüğüm gibi Ben Rattray’in de görmesi şaşırtıcı değil bence. Üstelik önceden kampanya açanlara destek yokken şimdi en azından başarılı gidenlere veya başarı potansiyeli taşıyanlara benimle beraber kampanyalardan sorumlu iki çalışma arkadaşım, Serdar Paktin ve Zennube Ezgi Kaya da destek veriyor.
YG: Öncelikleriniz ve hedefleriniz nelerdir?
UO: Change.org Türkiye'de insanların yaratmak istedikleri değişim için kolaylıkla başvurduğu, insanların hemen aklına gelip kullandıkları bir çözüm platformu olmayı amaçlıyor. Change.org’un en temel amacı insanlara nerede olurlarsa olsun görmek istedikleri değişimi yaratma gücü ve değişimin günlük hayatın bir parçası olmasını sağlamak. Türkiye'de büyük bir online kullanıcı sayısına ulaşmayı ve bu kullanıcıları örgütlü sivil toplum ile buluşturmayı amaçlıyor.
YG: Türkiye’de imza.la veya imzakampanyam.com’dan ne farkınız olacak?
UO: Online bir imza kampanyası platformu olmak diğer benzer platformlarla kıyaslama noktasına getirse de aslında teknolojik altyapısı ve yöntemleri çok farklı. Bu yüzden mesela İspanya’da en büyük imza kampanyası platformu Actuable daha Change.org ülkeye girerken birleşmiş. Kullanıcı kolaylığı için oluşturulan change.org yakın zamanda yeni tasarımıyla kullanıma açıldı, ve her gün kullanım kolaylığını artırmak üzere geliştiriliyor. Bilgisayar kullanmayı çok iyi bilmeyen veya internet dünyasını yakından tanımayan biri için bile kullanımı oldukça basit bir site Change.org.
Küresel bir güç birliğine ve etkinliğe sahip. Böylece ses getirecek kampanyalar yalnızca Türkiye ile sınırla kalmıyor, yurtdışından da destek alabiliyor. Örneğin Kapadokya’da yapılaşmaya karşı kampanyalar Fransa ve Japonya’dan destek aldı. Benzer şekilde Türkiye’yi ilgilendiren bazı kampanyaları da diğer Change.org sitelerinden alarak ülkemizde sunabiliyoruz. Erasmus burslarının kalkmaması veya Instagram’ın kullanım koşullarının değişmemesi için olan kampanyalar gibi. Böylece değişim ve etkileşim hem yerelde de hem de uluslar arasında da sağlanabiliyor.
Change.org’da olup diğer sitelerde olmayan en önemli özelliklerden biri de “Muhatap” seçme. Böylece imza kampanyasının bitiminde imza teslim etmeden çok önce, kampanya başlar başlamaz muhataplar haberdar ediliyor. Muhatap adresine girilen e-posta adresine, ilk 50 imza ve hesabı kilitlemeden yorumlar ve güncellemeler gönderiliyor. Böylece muhatabın kampanyadan haberdar olma süresi kısalırken çözüme giden yol açılıyor, süreç hızlanıyor.
Ayrıca spam filtrelerine düşmeden imza kampanyasını başlatan kişi ve kurum imzalayan kişilere dilediği zaman güncelleme postaları ve bilgilendirme mesajları gönderebiliyor. Böylece kampanya başlatıcı ve imzalayanlar arasında iletişim ve bağ kurulması sağlanıyor.

Bireysel hesapların yanı sıra kurumsal hesapların da açılmasına imkan tanıyoruz. Böylece kurum ya da organizasyon adına açılan kampanyalarda imza kampanyasını başlatan kurum, destekçilerine kurumsal kimliğiyle yaklaşıyor ve iletişim kurabiliyor. Yani kullanıcılar bireysel hesap açıp kurum olduklarını açıklamak zorunda kalmıyor, iletişim doğru kuruluyor.

O kadar farklı ki esasında herhalde en iyisi insanların kendisinin keşfetmesi...

YG: Yurttaşlar hangi konularda imza kampanyaları açıyorlar? Ağırlık verilen konular nedir?
UO: Açılıştan bu yana 7000’in üzerinde kampanya başlatıldı ve bunun 4000’den fazlası aktif olarak devam etmekte.  Şu anda 235.000’in üzerinde aktif üyemiz var ve hızla artarak devam ediyor. Kampanya konuları yoğunluklu olarak insan hakları, çevre, doğa koruma, hayvan hakları, sağlık, eğitim çerçevesinde. Fakat bunun yanı sıra LGBT’den Kadın Hakları’na pek çok farklı konuda da kampanyalarımız var. En iyisi siteye girip kampanyalara göz atbutonuna basıp değişik kombinasyonlarda popülerden yakın zamanlıya, en çok destek alandan konusuna göre bakmakta.
YG: Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz? Kampanyalarda, yeterli imza toplamak mıdır? Kampanya yürütenlere nasıl destek olacaksınız?
UO: Change.org için başarı, açılan bir imza kampanyasının hedef olarak belirlenen imza sayısına ulaşması değil, kampanya sonucunda bir “değişimin” oluşması. Yani hedefi 20.000 imza olan bir kampanya bu imza sayısına ulaştığında değil, kampanya yeteri kadar ses getirip olumlu bir sonuca vardığında, istenen talep yani değişim sağlandığında başarılı kabul edilir. Başarı ve değişim için kimi zaman başta hedeflenenin çok üzerinde bir imza gerekebilirken kimi zaman da hedefi 20.000 olan bir kampanya için 3000 imza bile yeterli olabilmektedir. Buradaki en büyük etken kampanyanın muhatabı olan kişi, kurum ya da kuruluşun konuya gerekli hassasiyetle yaklaşıp yaklaşmadığı. Yaklaştığı zaman imza kampanyasını başlatan kadar dinlemeyi bilen kurumundur da başarı esasında. Muhatabın yanıt vermesi 100 imza ile de olsa 100.000 imza ile de olsa aynı başarıdır. Ne kadar çabuk ve az imza ile başarı gelirse o kadar verimli diyebiliriz. Ancak ne kadar çok insan imza atarsa o konuda o kadar insanın duyarlılığı da artmış veya bu konuda harekete geçmiş demektir ki bunun kendi başına bir değeri var şüphesiz.
Biz ekip olarak kampanya oluşturma sürecinde sorulan sorulara cevap vererek ve sorunlara çözüm bularak destek veriyoruz. Diğer kampanyalardan sıyrılarak geniş kitlelere hitap eden kampanyaları öne çıkan kampanya olarak işaretleyip sitenin açılış sayfasında yayınlıyoruz. Bir kampanyanın öne çıkan kampanya olması için metninin ve görselinin ince elenip sık dokunmuş olması, stratejik olarak doğru esaslar üzerinde durması gerekiyor. Bu noktada ekibimiz metin ve kampanya strateji desteği sunuyor.  Aynı zamanda email gönderimleri yaparak öne çıkan kampanyaları kullanıcılarımızla paylaşıyoruz. Bu maillerin metinlerinin hazırlanması ve ilgilenecek insanlara gönderilmesi için çaba sarf ediyoruz.
YG: Kültürel anlamda yurtdışı örneklerinden farklılaşacağını düşünüyor musunuz change.org üzerinden yürütülen kampanyaların?
UO: Aslında 18 ülkedeki on binlerce kampanyasıyla change.org yaşamın ve insanın olduğu yerde kaygıların da benzer olduğunu gösteriyor; hak ihlalleri, çevre kirliliği, eşitsizlik, yolsuzluk, zalimlik... Fakat ülkeden ülkeye zaman zaman sivrilen noktalar mutlaka oluyor. Örneğin; Hindistan’da temiz su kaynağı ihtiyacı için kampanya başlatılırken, bir Avrupa ülkesinde göçmen haklarına dair bir kampanya öne çıkabiliyor. Bizim ülkemizde nelerin öne çıktığını zamanla göreceğiz, fakat kendi kültürümüzü, sorunlarımızı, yaşantımızı ve beklentilerimizi yansıtan kampanyaların çıkacağı kesin.
YG: Son ama önemli bir soru, peki bu değirmenin suyu nereden geliyor?
Benim change.org’u tercih etmemdeki en önemli etkenlerden birisi gelir modeli. Change.org Sertifikalı Sosyal Şirket (B-Corporation) dolayısıyla elde ettiği geliri masraflar, hizmetin yaygınlaşması ve kalitesinin artması için harcıyor. Change.org, online aktivistlerle örgütlü sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesini sağlıyor. Zaten dünyada da change.org faaliyetlerini sürdürmek için gerekli kaynakları bu yolla buluyor. ABD'de 12 milyon, İspanya'da 3 milyon, İngiltere'de 2 milyon change.org kullanıcısı var; mesela 3 defa bir çevre kampanyasına imza attığınızda Greenpeace'in reklamı geliyor; 'Bizimle iletişime geçmek ister misiniz?' diyen... Kişi kabul ederse email'i Greenpeace'e ulaştırılıyor; ortak bir çalışma sağlanıyor; kişi bağışta bulunursa bunun küçük bir oranı change.org'a hizmet bedeli olarak ödeniyor.' Henüz Türkiye’de başlamayan ama yakın zamanda geçmeyi umduğumuz bir sistemle sivil toplum kuruluşlarına destekçi kazandırıyor.
YG: Bilgiler için teşekkürler, anlaşılan önümüzdeki yıllarda change.org hem kampanya hizmetleri hem de sivil toplumu güçlendiren çalışmaları ile toplumsal ve ekolojik mücadelenin içinde güçlü ve yeni bir aktör olarak yerini alacak gibi görünüyor.




21 Aralık 2012 Cuma

İsyan ekrandadır: Dijital aktivizm


İnternetler icat oldu, aktivizme bir haller oldu. Aktivistler faks zincirlerini burakıp e-posta grupları kurdu. Web siteleri hazırladı, bilgi belge paylaştı, bağış topladı.Yetmedi facebook ve twitter’den eylemler örgütlendi, imzalar toplandı.Youtube aracılığıylavideolar paylaşarak görülmeyeni görünür kıldı. Toplumsal hareketlerin eylem repertuarına “sanal eylemler” hızlı bir giriş yaptı. Bazen eski eylem biçimlerini değiştirdi:İmza kampanyaları sanallaştı.Bazen yeni biçimler yarattı:Siber protestolar geliştirdi. Dünyanın dört bir köşesinden yüzlerce değişik konuda milyonlarca kişi internetin sunduğu imkanlarla “dijital aktivizm”in bir parçası oldu. Bu Pazar günü (23 Aralık) Alternatif Medya Şenliği’nde Türkiye’de ve dünyada dijital aktivizimi hem teorik hem de pratik anlamda iyi bilen uzmanlarla bir araya geliyoruz, bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini, offline ile online dünyaların aktivizm doğrultusunda nasıl buluştuğunu konuşuyoruz. Panelistler ve konuları aşağıda. Kar kış da olsa konuya ilgi duyanları bekleriz.

Bilgi Üniversitesi Medya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aslı Tunç
“Siber alemden sokaklara akmak: bir sanal eylemi gerçek kılmanın yolları”

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Özgür Uçkan
“Gayr-i merkezileşme/süper merkezileşme geriliminde dijital aktivizm”

Change.org Türkiye direktörü Dr. Uygar Özesmi
“Sanal eleştirisinin iflası”

Şenlik programı:
http://alternatifmedyasenligi.wordpress.com/2012/12/05/ii-alternatif-medya-senligi-program-akisi/

21 Ekim 2012 Pazar

Kurumsaldan bireysele, matbudan çevirimiçine imza kampanyaları


İmza kampanyalarının artık miadını doldurduğunu düşünüyordum. Sokaklarda imza veriyoruz, internet üzerinden imza veriyoruz. Buzulların erimesinin engellenmesi, 2B alanlarının satışının durması, nükleer santral yapılmaması için imza veriyoruz. Bir eylem biçimi olarak imza kampanyasını kullanmayan çok az toplumsal hareket vardır. İster protestoyu ister hukuki mücadeleyi temel alsın bir çok örgüt/hareket imza kampanyası yürütüyor. Bu tip bir eylem tarzında hareket istediği değişimi yapacak kuruma, arkasına aldığı kitlenin desteğini gösterir. Bu bazen imza sayısının çokluğuyla bazen de simgesel gücü olan kanaat önderlerinden bir grubun katılımıyla gerçekleşir. Türkiye’de halihazıra herhalde binlerce imza kampanyası yürütülüyordur. Yüzde kaçı başarılı olmuştur bilemiyoruz. Çoğu zaman imza atıyoruz ama kampanyaların takibini yapmıyoruz, medyatik olanlar dışında başarı hikayeleri duymuyoruz. Bu aslında garip değil çünkü sadece imza toplamayla kazanılan mücadelelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Öte yandan başarısız bir eylem tarzı olsa herhalde bu kadar sahiplenilmezdi diye düşünüyor insan. Peki Türkiye toplumu siyasal bir eylem olarak imza kampanyasına katılmaya nasıl bakıyor?  2001 verilerine göre Türkiye’de imza kampanyasına katıldım diyenlerin oranı yüzde 14, katılabilirim yüze 42 ve asla katılmam diyenler %44.
Son zamanlarda gözlemlediğim bir olgu imza kampanyalarında hareketlerin veya örgütlerin yanında bireylerin de kendilerini uzaktan ya da yakından etkileyen bir kanunun, girişimin veya yatırımın değişmesi veya durdurulması için imza kampanyalarını kullanabiliyor olmaları. İmza.la, change.org, imzakampanyam.com sitelerinde 3 dakika içinde kendi imza kampanyanızı düzenleyebiliyorsunuz. İşyerinizde veya sokağınızdaki ulaşabileceğiniz tanıdık tanımadık insanların kat be kat fazlasına internet yoluyla ulaşabilirsiniz. Tabii her zaman gerçekleşmiyor, imzacılarınızın sayısı çok düşük de kalabiliyor. Başarınızı (imza sayısı) sizin siyasal ve sosyal yeteneklerinize, ekonomik ve siyasal konjonktüre, elinizin altındaki kaynaklara, sorunu nasıl tanımladığınıza ve çözümü nerede ve nasıl gördüğünüze/gösterdiğinize bakıyor. Nükleer santral ihalesinin iptali için TBBM’ye teslim etmek üzere toplamayı düşündüğünüz yüzbinlerce imza ile sokağınızın trafiğe kapatılmsı için belediyeye verececeğiniz üç yüz imzayı toplarken yürüteceğiniz stratejiler ve kullancağınız taktikler farklı olmak zorunda.

Dr. Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Üniversitesi-Betam

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Ermenistanlı – Türkiyeli Genç Çevreciler Çalıştayı


Bölgesel çevre sorunlarına gençlerin politika ve çözümler üretebilmesi için Ermenistan’dan Forum for the 21st Century Leaders adlı örgüt ile beraber çalışan Yeryüzü Derneği,  28 – 30 Mayıs 2012 tarihleri arasında, Aghveran / Ermenistan’da “Sürdürülebilir Çözümler: Ermenistanlı – Türkiyeli Genç Çevreciler Çalıştayı düzenliyor.
Türkiye ve Ermenistan’dan sivil toplum alanında çalışan genç çevrecileri bir araya getirecek çalıştay ile iki komşu ülkenin ortak paylaştığı çevre problemlerinin tartışılması amaçlanıyor. Üç gün boyunca hem tematik hem de pratik çalıştaylara katılacak olan gençler, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik, enerji güvenliği, yeşil ekonomi ve sürdürülebilirlik konularını tartışacaklar. Başka iki ülke olmak üzere Karadeniz Havza’sındaki çevre sorunlarını masaya yatıracak olan katılımcıların, toplantı sonunda iki ülke için ortak çevre politikalarına dair bir bildiri yapmaları ve gençlerin çevre sorunlarının çözüm sürecine katılımına dair işbirliği çerçevesi belirlemeleri bekleniyor.

Çalıştay duyurusu ve başvuru formu için http://www.yeryuzudernegi.org/haberdetay.asp?ID=160

26 Mart 2012 Pazartesi

Dünya Saati 2012


Dünya Saati’nde Yıldızların Size Güzel Bir Sürprizi Olacak
WWF tarafından 2007’de Avustralya’da başlatılan Dünya Saati Kampanyası, çevre sorunlarına dikkat çekmeyi amaçlıyor. Ülkemizde WWF-Türkiye tarafından dördüncü kez gerçekleştirilen Dünya Saati Kampanyası’nda bu sene yıldızların güzel bir sürprizi olacak. Kampanya kapsamında Asya’yı Avrupa’ya bağlayan boğaz köprüleri ışıklarını bir saatliğine kapatırken, bu sene ilk defa Galata Kulesi de Dünya Saati’ne destek verecek.
Kampanyaya katılmak ve bilgi almak için www.wwf.org.tr/dunyasaati
Bunun dışında sosyal medyada bize daha fazla destek olabilirsiniz:
o Facebook ve twitter’dan katılımı desteklemek adına www.wwf.org.tr/dunyasaati adresine yönlendirme yapabilirsiniz.
o WWF Türkiye facebook sayfasındaki Dünya Saati etkinlik davetini katılabilir, bu daveti arkadaş listenize gönderebilirsiniz.
o Kampanya videosunu facebook ve twitter’ında paylaşabilirsiniz. Linkleri aşağıda.
o Twitter’da tweet’lerinizde @WWF_TURKİYE ve #DunyaSaati tagleriyle kampanyadan son gelişmeleri paylaşabilirsiniz.

13 Mart 2012 Salı

Almanya'da Yeşil Çember

YEŞİL ÇEMBER - ÇEVRE, DOĞA & SAĞLIKLI BİR GELECEK İÇİN EL ELE
Aralık 2006’da Berlin’de, Federal Almanya’da en geniş örgütlenmeye sahip çevre kuruluşu BUND (Almanya Çevre ve Doğa Koruma Birliği/ Friends of the Earth) çatısı altında çevreyi ve doğayı korumak ve bu bilinci Almanya‘da Türkçe konuşan insanlara aktarmak için kuruldu. 2011’de Köln, Stuttgart ve Münih şehirlerinde Yeşil Çember çevre grupları kuruldu. 2012 senesinde Almanya’nın en az dört şehrinde daha Yeşil Çember grupları kurulacaktır.
Daha yeşil ve güzel bir Dünya için mücadele eden Yeşil Çember, “Çevre, doğa ve sağlıklı bir gelecek için elele“ sloganıyla herkesi Dünya’ya zarar vermeden, çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaşama davet edip, bu alanda Alman ve Türk Toplumu arasında bir köprü oluşturuyor.

Almanya çapında yaptığı çalışmalar şunlardır:
Türkçe bilgilendirme broşürleri, Çevre Günleri, Yeşil Akşamlar, Yeşil Çember dergisi, geziler, bilgilendirme toplantıları, Türk dernekleri ve işyerleri için danışmanlık, Çevre Elçileri eğitimleri ve değişik konularda aktiviteler Örneğin: “Nükleersiz Yarınlar İçin”.
Yeşil Çember, Berlin Uyum Bakanlığı tarafından verilen Berlin Lalesi (2008) ödül sahibidir.
Daha geniş bilgi için www.yesilcember.de adresini ve Yeşil Çember facebook sayfasını ziyaret edebilirler.

9 Mart 2012 Cuma

Termik santrale karşı çıkanlar yargılanıyor


Yalova Çevre Platformu gönüllüleri, kömür yakıtlı termik santrali yapan şirket tarafından YAÇEP üyelerine açılan davalara iki yıldır katılıyor. Gönüllüler, 6 Mart 2012'de görülen son celsedeki gelişmeleri aktarıyorlar.
Yalova’da kömür yakıtlı termik santrale karşı çıkanlar, İstanbul’da görülen iki ayrı davada aynı gün yargılandı. Toplam 13 celsedir termik santral kuran Aksa Akrilik’in açtığı bu mahkemelere katılan Yalova Çevre Platformu gönüllülerinin davalarından ilki termik santrale protesto amaçlı hazırlanan ve ünlü isimlerin destek verdiği videoyla ilgiliydi. Mahkeme, bilirkişi raporu davalılardan Tema Eski İl Temsilcisi-YAÇEP’in ilk sözcüsü Feride Uyar’a tebliğ edilememesi nedeniyle ertelendi. AKSA’nın o dönem YAÇEP gönüllüleri arasından Bayrı çiftine açtığı 20 bin TL’lik tazminat davasında ise deliller toplandı ve karar aşamasına gelindi. Davalar 10 Mayıs ve 5 Haziran tarihlerine ertelendi.
Çevrecilerin AKSA tarafından yargılandığı gün, ironik bir şekilde Yalova’da İl Genel Meclisi’nde, AKSA’nın termik santralinin Yalova Çevre Düzeni Planı’na işlenmesi talepleri görüşüldü. Yerel meclisler geçtiğimiz yıl, Türkiye’de bir ilk olarak, çevre düzeni planında kömür yakıtlı termik santrallerin kurulmasını engelleyen bir plan notu eklenmesi kararı almıştı. Buna itiraz ederek, şirket menfaatlerini öne sürerek bu plan notunun iptal edilmesini talep eden AKSA Akrilik Kimya AŞ, depremselliği yüksek olan bölgede tüm olumsuz faktörlere ve bunları dile getiren Yalovalılara rağmen, açtığı davalarla imajını sıfırlama pahasına, test aşamasında olan kömürlü santralini istiyor. YAÇEP gönüllüleri ise, siyasetçilerin termik santrale onay vermesi için yargılanmadıklarını söyleyerek, yerel meclislerin termik santrale onay vermesi halinde bunun vebalini taşıyacaklarını dile getirdi.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Çevre alanında nasıl bir STK- Üniversite işbirliği?


Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) sivil toplum-kamu ilişkileri, yasal ve mali ortam, sivil topluma aktarılan kaynaklar, yönetişim, uluslararası ilişkiler konularını inceleyen bir sivil toplum izleme raporu hazırladı. 11 Ocak 2012’de kamuoyuyla paylaşılan rapor Türkiye’de ilk defa hazırlanan bir sivil toplum izleme çalışması. 2000-2010 dönemini kapsayan çalışma 4 eksen üzerinde düşünülmüş.1) Yasal Çalışmalar 2) Uluslararası İlişkiler 3) Kurumsal Kapasite ve 4) Araştırma. Her bir bölüme dair mevcut durum ve öneriler için http://www.tusev.org.tr/userfiles/image/Izleme%20Raporu_web.pdf adresine bakabilirsiniz. Benim ilgimi, sivil toplum–üniversite ilişkileri ve sivil toplumla ilgili yapılan

Rapora gore 2002-2010 arasında dernek ve vakıflarla ilgili 264 tez çalışması yapılmış. Üniversiteler son yıllarda gönüllülük, toplumsal duyarlılık veya sosyal sorumluluk programları geliştirerek öğrencilerini ve çalışanlarını STK’larda gönüllülük yapmaya teşvik ediyorlar fakat üniversite bünyesinde sivil topluma yönelik çalışam merkezlerin sayısı sınırlı. TÜSEV, üniversitelerdeki öğrenci kulüplerinin desteklenmesini ve üniversite ve STK’ların daha çok deneyim paylaşmasını öneriyor. akademik çalışmaları inceleyen “Araştırma” başlığı çekti.
Çevre alanında nasıl bir STK- Üniversite işbirliği sorusuna yanıt ararken bu rapordan da yola çıkarak şunları söyleyebiliriz.
1) Çevre STK’ları üzerine araştırma yapmak istediğinizde karşınıza çıkacak ilk sorun yeterli veri olmamamsıdır ki sorunu diğer alanlarda da görmek mümkün. Çevre STK’ları -kurumsallaşmış, ulusal bazı çevre STK’larını dışarıda bırakırsak- kendi organizasyonel veya mali yapıları, çalışanları ve üyeleri (gönüllü ve destekçileri) üzerine bilgileri tasnif etmemektedirler. Örneğin,

Türkiye’de 2000 yılında kaç kişi çevre STK’sına üyeydi, 2010’da kaç kişi üye veya üyelerin sosyo-ekonomik düzeyleri nedir, hangi illerde yaşamaktadırlar diye bir araştırma yapmayı düşünsek elimizde güvenilebilecek veri olmadığını görürüz.
2) Özellikle yerel çevre STK’larının bir kısmının kurumsal arşivleri yoktur. Hukuki süreçlerdeki dava dilekçeleri, faaliyet raporları vb dökümanlar yönetimdeki kişilerin özel arşivinde durmakta ve kurumsal işleyişte bir zaafa yol açmaktadır. Üniversiteler bu arşivlerin bir araya getirilmesi, tasnifi ve belki de dijital ortama aktarılması için girişimlerde bulunabilirler. Örneğin İstanbul’da TEMA’nın, ÇEKÜL’ün, Greenpeace’in Doğa Derneği’nin Buğday Derneği’nin, TURMEPA’nın arşivleri ve kütüphaneleri ortak ve dijital bir platforma aktarılabilir. Bu hem STK’lar üzerine çalışmaları arttırır hem de yurttaşların bu kaynaklara erişimini kolaylaştırır.
3) Çevre STK’ları, yerel veya ulusal olsun yürüttükleri faaliyetlerde bilimsel bilgiye sıkça ihtiyaç duyuyorlar. Termik santralin yarattığı kirlilik, balıkların üreme boyları, tarımsal kimyasalların toprağa ve suya etkisi gibi bir çok alanda bilimsel bilgi kullanmak durumundalar. Ayrıca, üniversitelerin ürettiği bilgileri toplumun anlayacağı dile çevirmenin önemi özellikle yerel çevre STK’larının sıklıkla vurguladıkları bir konu. Araştırma bulgularını medya kanalıyla topluma ve STK’ların kullanımına iletmek için de uygun mekanizmaların düşünülmesi gerekir.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Gerzelilerin Yanındayız! Direnişi Yaygınlaştıralım!

Gerze Yaykıl köyünde Anadolu Grubu tarafından kurulması planlanan termik santrale karşı Ağustos ayının başından beri sondaj yapılması öngörülen alanda gece gündüz nöbet bekleyen köylüler, 24 Ağustos’ta sondaj yapmak isteyen termikçi şirket temsilcilerini Gerze’den bir kez daha eli boş göndermişlerdi. İki yıldır termikçi şirketin, devletin şiddet aygıtının da desteğini alarak Gerze’de kurmaya çalıştığı termik santrale karşı kitlesel ve meşru bir mücadeleyle topraklarını savunmayı sürdüren Gerze halkı, bir kez daha saldırıya maruz kaldı.

Gerze halkının son iki yılda göstermiş olduğu tüm tepkiye rağmen termik santral yapma ısrarını sürdüren Anadolu Grubu isimli şirket, sondaj çalışması yapma gerekçesiyle alana intikal ettirilen yüzlerce polis, jandarma ve panzer eşliğinde Yaykıl köyüne girmeye çalıştı. Yaşamı ve doğayı savunan Gerzeliler 12 saate yakın süre boyunca atılan yoğun gaz bombalarının, tazyikli su, cop ve yer yer plastik mermilerin kullanıldığı vahşi müdahale karşısında bir kez daha ne pahasına olursa olsun termik santral cinayetine izin vermeyeceklerini gösterdiler.

Yaykıl köyünün ormanlık bölgelerinde yaşanan çatışmalar esnasında silah sesleri duyuldu, çok sayıda köylü yaralandı, atılan biber gazlarının etkisiyle bölgede ağaçlar alev aldı ve yaralanan köylülerin hastaneye ulaştırılmasında pek çok güçlük yaşandı. Köylüler gözaltına alındı ve gözaltıların devam etmesi bekleniyor. Gerze halkına yaşatılan tüm bu fütursuz şiddete, tehdide rağmen termikçi şirket sondaj çalışmasını tamamlayamadı.

Gerzelilerin geçtiğimiz haftalarda yaptıkları bilgi edinme başvuruları sonucunda mülki amirden aldıkları yanıta göre termikçi şirketin bölgede sondaj çalışması yapmak için herhangi bir izin başvurusunda bulunmadıkları öğrenilmişti. Buna karşın, termikçi şirkete güvenlik güçlerinin hangi yasal dayanakla sondaj çalışması yapmak için destek sağladığı, köyü ablukaya alıp halka şiddet uyguladığı yanıt bekleyen en önemli sorudur. Jandarma bölgesi olan köyde çevik kuvvet polisinin valilik emriyle köylülere ve destekçilerine saldırıyor olması cevaba ışık tutabilir. Üstüne üstlük bölgede bulunan Roma ve erken Bizans dönemine ait buluntular yüzünden sit alanı ilan edilmesi bile gerekirken, kendini halkın, tarihin, kültürün ve doğanın üzerinde gören vali sırtını kime dayamaktadır?

Gerze’de yaşananlar; devlet aygıtının ve kolluk güçlerinin sermayenin doğayı ve yaşamı talanının hizmetinde olduğunu bir kez daha açık biçimde ortaya sermiştir. Dün Hopa’da suyun ticarileştirilmesine karşı derelerini savunanlara Metin Lokumcu’nun yaşamını yitirmesine sebep olacak şekilde dizginsizce şiddet uygulayanların, bugün Gerze’de topraklarını savunan Gerzelilere aynı ölçüde şiddetle saldırması tesadüf olamaz. AKP iktidarı “ustalık” döneminde doğanın, emeğin ve yaşamın sermaye tarafından sömürgeleştirilmesine karşı direnenleri zor yoluyla sindirmeyi anlaşılan kendisine şiar edinmiş gözüküyor.

Ama uygulanan tüm bu şiddete, baskıya rağmen doğanın yok edilmesine karşı direniş yayılıyor. Bugün Hopa direnişi Gerze’ye esin veriyor. Yarın özgür bir ülke ve sömürüsüz bir dünya için mücadele eden milyonlar Gerzeli direnenlerden öğrenecek.

Bu sebeple bizler dün Gerze’de, bugün her yerde, direnenlerle birlikteyiz!

Biz aşağıda imzası bulunan demokratik kitle örgütleri, doğanın ve emeğin köleleştirilmesine karşı çıkan herkesi Gerzelilerin meşru mücadelesine destek olmaya, güç vermeye çağırıyoruz.

EKOLOJİ KOLEKTİFİ

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI

TMMOB PEYZAJ MİMARLARI ODASI

TMMOB KİMYA MÜHENDİSLERİ ODASI

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

ÇEVRE İÇİN HEKİMLER DERNEĞİ

GDO’YA HAYIR PLATFORMU

EGE ÇEVRE VE KÜLTÜR PLATFORMU (EGEÇEP)

EGE SU PLATFORMU

BOLKAR DAĞLARI KORUMA PLATFORMU

MADEN KÖYÜ ÇEVRE PLATFORMU

HASANGAZİ, PORSUK KÖY MECLİSLERİ

İMECE – TOPLUMUN ŞEHİRCİLİK HAREKETİ

YALOVA ÇEVRE PLATFORMU (YAÇEP)

YALOVA EĞİTİM-SEN

KAZDAĞLARI KORUMA GİRİŞİMİ

AKKUYU NÜKLEER KARŞITI KOLEKTİF

TARIM ORKAM-SEN MERSİN ŞUBESİ

EKOLOJİK YAŞAM DERNEĞİ (EKODER)

DOĞAYI VE ÇEVREYİ KORUMA DERNEĞİ (DOĞADER)

GEMLİK YAŞAM ATÖLYESİ DERNEĞİ

NİLÜFER KENT KONSEYİ

ANKARA DİVRİĞİ KÜLTÜR DERNEĞİ

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ ANKARA ŞUBESİ

GÖRDESLİLER DERNEĞİ ÇEVRE KOMİSYONU

TOZKOPARAN DERNEĞİ (TOZDER)

GÜLSUYU GÜLENSU YAŞAM VE DAYANIŞMA MERKEZİ (GÜLDAM)

YERYÜZÜ DERNEĞİ

11 Ağustos 2011 Perşembe

Toplumsal hareket bir otobüs yolculuğudur

Her türden toplumsal hareketi (çevre-kadın- barış vb.) bir otobüs yolculuğuna benzetirim. Bir noktadan başka bir noktaya varmaya çalışan ama aslında hiç bitmeyen bir otobüs yolculuğuna.Önüne sürekli yeni yollar, yeni engeller çıkan bir yolculuk. Bir hak kazandık, savaşı durdurduk, bir dereyi kurtardık dediğiniz anda karşınıza çıkan başka bir mücadele gibi. Aslolan hareketin -yolculuğun- kendisidir.
Yolculuğun güzergahı merkezden belirlenir ama yerel acentelerden gelen talepler de dikkate alınır. Kimi uzun ama emin yolu seçer, kimi de kısa ama sancılı olanı. Bazı yolculuklar da işbirliği yapılır bazısında rekabet. Bazı hareketler tekel olur, başkalarına yer bırakmaz, bazıları da bir araya geldikçe güçlenir ve hedefine daha yakınlaşır.
Hareketin lideri otobüsün şöförüdür. İyi şöför güven verir. Zorlu yollarda otobüsü de yolcuları da korumayı ilke edinmiştir, hedefe sağ salim varmak da önemlidir. Yolları avucunun içi bilmelidir, yeni yollara girdiğinde de tecrübeleri ve içgüdüleri ona yol gösterir. Yedek şöför de o toplumsal hareketin lider adayıdır. Günün birinde direksiyona geçmek için çalışır.Muavin ise yolculara yani hareketin üyelerine veya destekçilerine yardım etmek, yolculuklarını en rahat şekilde yapmalarını sağlamak için vardır. Hareketin sessiz neferidir, yaptığı hor görülür ama onsuz da yolculuk kaos olur. Lider ile üyeler arasındaki koordinasyonu sağlar.

Yolculara gelince. Otobüs her zaman dolmaz. Bazen boş gider ama yine de sefere çıkması gerekir çünkü atalet hareketi öldürür. Yolcular çoğunlukla ilk durakta binerler ama otobüs yol aldıkça ara duraklardan da yolcu çıkar.Toplumsal harekete katılmanın olduğu gibi yolculuğa çıkmanın da maliyeti vardır. Kimi firma kaliteyi kimi düşük ücreti öne çıkarır. Firma vardır yolcularıyla birlikte bir aidiyet geliştirmeye çalışır ki uzun yıllar beraber gidilip gelinsin. Firma vardır bir güleryüzü, kolonyayı çok görür. Yolcular o zaman birer ikişer ayağı keser, başka yolculuklara meylederler. Yolcuların birlik olup şöförü değiştirdikleri görülmüştür. Aslında tek tip yolcu da yoktur. Kimi hızlı gidilmesini savunur, kimi de yavaş ve güvenli bir şekilde hedef varılmasını. Molayı gereksiz görenler, molasız olmaz diyenler.

Toplumsal hareket yolcusu kalmasın, kalkıyor.

21 Haziran 2011 Salı

Slow Food Devrimi Türkçe'de


SLOW FOOD DEVRİMİ
Yeni Bir Yaşam ve Yemek Kültürü
Yazar:
Carlo Petrini & Gigi Padovani
Çeviren:Çağrı Ekiz
Karton kapak, Munken kağıt, iplik dikiş, 13x18 cm, 326 sayfa
Slow Food hareketinin sembolü “salyangoz“dur. Hayat içinde sürekli yiyerek yavaş, temkinli ama kararlılıkla ilerleyen salyangoz, cüssesinden beklenmeyecek mesafeler aşar ve geçtiği
yerlerde izini bırakır. Tıpkı simgesi salyangoz gibi, Slow Food hareketi de yola çıktığından beri inanılmaz mesafeler kat etmiş,
1986’da İtalya’da küçük bir grupken, bugün 132 ülkede yaklaşık
100 bin üyesiyle dünyanın en etkili gastronomi hareketine
dönüşmüştür. Slow Food Devrimi’nde “temiz, adil, sağlıklı gıda” prensibiyle endüstriyel gıdalara ve beslenme biçimlerine karşı
mücadele veren ve unutulmaya yüz tutan yeme içme geleneklerinin, tarım yöntemlerinin ve biyoçeşitliliğin korunması
için çalışan bu hareketin heyecan verici macerasını okuyacaksınız.

Vandana Shiva ve Defne Koryürek'in önsözleriyle



Sinek Sekiz Yayınevi

Sürdürülebilir Yaşam Kitapları


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...