22 Kasım 2010 Pazartesi

Çevre cephesinde yeni bir şey yok...

Çevre konusunda geçmişte yazılmış kitapları okumak hoşuma gidiyor. Kitabın yazıldığı yıllarda çevrenin durumunu bugün ile karşılaştırma imkanı veriyor. Dönemin çevre sorunları neler, ilk ve nerede gündeme gelmişler, nasıl çözümler önerilmiş ve hangi aktörler öne çıkmış? Sorunların ve çözümlerin bugüne yansıyan yönleri? 16 yıl önce Oktay Ekinci tarafından yazılan Çevreciliğin ABC’sini bu gözle okudum. Üzülerek farkettim ki Türkiye’de son 20 yıldır aynı çevre sorunları etrafında dönüp duruyormuşuz. Ekinci’nin kitabı bunlardan birkaçına değinmiş: Termik santraller,iklim, nükleer santral ve kültürel varlıklar.

Mine G. Saulnier (Kırıkkanat) 17 Haziran 1990’da Cumhuriyet’e Madrid’ten şu haberi geçiyor.” Türkiye’de termik santraller kuşağı kurulmaya çalışırken AT (Avrupa Topluluğu) ülkeleri çevre kirliliğne yol açan bu tür enerjiden vazgeçilmesi için yoğn bir çaba içinde.” Haberde “İklim Değişimi Üstüne Dünya Anlaşması”nın onaylanması halinde AT üyelerinin karbondioksit emisyon oranlarını durdurmak zorunda kalabileceği belirtilmiş. Yıl 2010. Türkiye’de kömürle çalışacak yapım ya da planlama aşamasında 47 yeni termik santral var. En kirli ve iklimi en çok değiştiren yakıtla çalışacak termik santraller. Termik cephesinde yeni bir şey yok...

Aynı değişmez durum nükleer konusunda da sözkonusu. Kitap yazılırken Akkuyu nükleer santrali için son hazırlıklar tamamlanıyormuş. 1993 yılında kurulan Nükleer Karşıtı Platformu (NKP) “gelecekten sorumlu herkese” açık mektup yazmış. “Kuruluşu, zenginleştirilmiş yakıtı, elemanları ve işletmesiyle dışa bağımlı, kaynağı sınırlı, teknolojisi oturmamış; merkeziyetçi, gizlilik gerektiren, pahalı ve 40 yıldır hiçbir teknolojinin halledemedeği radyoaktif atık özürlü nükleere santrallere milyarlarca dolar yatırılabilir mi? Nükleer cephesinde de değişen bir şey yok. Yıl 2010 Rusya ile Akkuyu’da nükleer santral yapması için anlaşmaya varıldı. Sinop’taki santrali Kore mi Japonya mı yapsın diye pazarlık ediyoruz.

1992 Rio Zirvesi’nde Türkiye, OECD’nin gelişmiş ülkeler kategorisine alınmış olması sebebiyle İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne imza atmamış. Çok şükür 2008’de 184. ülke olarak Kyoto Sözleşmesine taraf olduk ama Kopenhag mutabakatına imza atmadık ve Aralık ayında Cancun’da yapılacak İklim Zirvesi’nde yükümlülük almamak için o kadar da gelişmiş olmadığımızı kanıtlamak ve özel şartlarımızı belirtmek için raporlar yazıyoruz, lobi faaliyeti yürütüyoruz. Bu arada dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğumuzu ve 2023’te 10. olmayı hedeflediğimiz aramızda kalsın. İklim cephesinde de eski tas eski hamam.

Değişmeyen bir diğer mesele ise kültürel varlıkların korunması. Şu satırları okurken aklınıza Allianoi veya Hasankeyf gelmesi muhtemeldir. Muğla Köyceğiz’de antik Roma kenti Pisilis üzerine inşa edilen bir oteli açarken Turgut Özal:”Bu eski Roma duvarları mı güzel yoksa bu otel mi?” diye buyurmuş. Tarih 19 Temmuz 1989.

Kitapla ilgili son bir not: Ekinci “1972’lerin çevre bilincini ve insanlık duyarlılığını 21. yüzyıla taşımaya aday olduğunu ve güncelliklerini hep koruyacaklarını düşündüğü” iki sözleşmeye Çevreciliğin ABC’sinde yer vermiş.Bunlar BM Çevre Konferansı Deklarasyonu ve Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme.

Çevreciliğin ABC’si , Oktay Ekinci, Simavi Yayınları, 1994.

Barış Gençer Baykan, BETAM Araştırma Görevlisi

Not: Bu yazı ilk olarak BirGün Kitap Eki’nde 13 Kasım 2010 tarihinde yayınlanmıştır.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...