Tag

10 Ocak 2013 Perşembe

Bir tıkla değişim gelir mi?

 İmza kampanyaları yeni bir eylem biçimi değil.İmza kampanyasını kullanmayan çok az toplumsal hareket veya sivil toplum örgütü vardır.Son dönemde öne çıkan ise  bireysel kampanyalar ve ıslak imzaların yerini online (çevrimiçi) imzaların alması. Bu bağlamda dünyanın en önemli imza kampanya platformu Change.org’un Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü  Dr. Uygar Özesmi ile söyleştik. Özesmi’ye online aktivizmin dinamiklerini, Change.org’un hikayesini ve Türkiye’de neler yapmak istediklerini sorduk.

YG: Merhaba Uygar, seni çevre alanında TEMA ve Greenpeace gibi Türkiye’nin en büyük çevre sivil toplum kuruluşlarının direktörlüğünü yapmış, Doğa Derneği gibi pek çoğunun da kuruluşunda ve gelişiminde rol almış birisi olarak tanıyoruz. Birden seni şimdi change.org’da görüyoruz, nereden çıktı bu? Çevre hareketinden kopmuş mu oldun? Nedir change.org, nedir senin görevin burada?
UO: Biliyorsun bu görev değişikliği esasında çok yeni değil, 4 ay oldu. Greenpeace’den Ağustos 2012’de sonunda ayrıldım, ama hemen Kanada’ya CIVICUS (Sivil Katılım için Dünya Birliği) toplantısına gittim, ardından da ekibimi kurdum ve ekimde change.org bütün hızıyla Türkiye çevrimiçi yani online dünyasına daldı. Change.org dünyanın en büyük imza kampanyası platformu. Nerede olursanız olun, hangi değişimi görmek istiyorsanız change.org üzerinden kampanya başlatarak hayal ettiğiniz dünya için harekete geçebiliyorsunuz. Change.org bir hizmet kurumu. Değişim ise günümüzde ancak online araçların da desteğiyle gerçekleşebiliyor. Change.org sokaktaki vatandaşın ulaşabileceği belki de en güçlü online araç. TEMA’da yerelden gelen binlerce soruna dair yardım beklentilerini bir savunuculuk birimi kurarak karşılamaya çalışmıştım, hatta ismini TEMA Acil koymuştuk. Greenpeace’de bize gelen yüzlerce kampanya talebini kaynak yetersizliğinden geri çevirmek zorunda kalıyorduk, her seferinde kalbim reddetmek zorunda kaldığımız insanlarla beraber kırılıyordu. Ancak şimdi herkes gelip, gücü kendi eline alıp change.org üzerinden mücadeleye başlayabiliyor. Soruna net yanıt verecek olursam çevre hareketinden kopmadım, çevre hareketine mücadelelerini kazanabilmeleri için ekibimle beraber güçlü bir araç sunmanın keyfini yaşıyorum. İşin güzel yanı sende biliyorsun ki çevre mücadelesi tek başına kazanılamaz, bütün alanlarda demokratikleşme ve kadından, engelli veya LTGB haklarına kadar her alanda hakların elde edilmesi gerek. Sivil toplumun gelişmesi için GEF SGP’ye ve STGM’ye emek vermiş birisi olarak burada tam evimdeyim. 
YG: Peki görevin ne Uygar?
UO: Şu ana kadar “Türkiye Direktörü” olarak görev yapıyordum, özellikle hızlı kuruluş için, ancak bu göreve başlarken söylendiği gibi hızlı büyümeye bağlı olarak şimdi “Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü” olarak devam ediyorum. Bu ne demek? Standart yöneticilik ve temsil görevleri yanında bu bölgedeki kampanyaları en iyi şekilde nasıl destekleriz, en büyük değişim yaratma potansiyeline ve geniş kitlelere ulaşma imkanına sahip kampanyalar neler olabilir, stratejik danışmanlık konusunda ekibimle beraber çalışıyorum. İnsanları değişim için, toplumun kaderini kendi ellerine almaları için chnage.org araçlarının en iyi şekilde işlemesine yardımcı oluyoruz.
YG: Bu dünyanın en büyük imza kampanyası platformunun ortaya çıkma hikayesi nedir?
UO: Change.org, 2007 yılında Stanford Üniversitesi öğrencilerinden Ben Rattray ve Mark Dimas tarafından, insanlara önemsedikleri konularda eyleme geçebilmeleri için güç ve imkan vermek üzere kuruldu. Ben ve arkadaşı Mark Dimas mezun olduktan sonra bankacılık sektöründe çalışma yolunda ilerlemek yerine sosyal açıdan yararlı bir iş yapmak istiyorlar. Kuruluşunun ardından geçen ilk bir kaç yılda Ben ve Mark sosyal bağış toplamaktan, grup gönüllülüğü ve sanal politik eylem gruplarına kadar pek çok şeyi denedi fakat hiç biri tam dikiş tutmadı. En son bir tür blog yazarları ağı kuruyorlar. Ağda bir de imza kampanyası bölümü var. Güney Afrika'da 'düzeltici tecavüz' adı altında güya 'lezbiyenliği düzeltmek için' yapılan suça karşı 175 ülkeden 171 bin kişi imza atıyor. Güney Afrika hükümetinin etkilenip önlemler almaya başladığını gören Rattray ve Dimas, siteyi dönüştürüyor; 2007'de Change.org kurulmuş oluyor. Geçen kısa sürede şu anda 18 ülkede ofisi, 150’nin üzerinde çalışanı, 25 milyonun üzerinde kullanıcısı var, her ay 2 milyonun üzerinde yeni üye kazanıyor ve tüm dünyada günde en az bir kampanya başarıyla sonuçlanıyor.

YG: İşleyişi nasıl, insanlar nasıl harekete geçiyor, anlatır mısın?

UO: Herhangi bir kişi, kim olursan ol, nerede olursan ol, www.change.org adresine gelerek üç aşamada değişim yaratmak istediği konuda imza kampanyası başlatabiliyor. Kampanya yoluyla neyin değişmesini istiyorsa o konuyla ilgili muhatabı belirliyor ve o kişi ya da kuruluşa yönelik kampanyayı başlatarak talebini iletiyor. Her bir imzacıyla kampanya muhatabına bir kampanya mektubu iletiliyor ve böylece kampanya muhatabının dikkatinin çekilmesi sağlanıyor.


Önce siteye giriyorsun, 'Kampanya Başlat' kutucuğuna tıklıyorsunuz; aşağıdaki soruların olduğu formu doldurup, 'kurallar' bölümünü dikkatlice okuduktan sonra, istersen fotoğrafla da süsledikten sonra kampanyan hazır.1. Başlatacağın kampanya kime yönelik? (Birey, kurum ya da hükümet organının adı ve varsa e-mailleri yazılıyor...)2. Muhataplarından ne talep ediyorsun?3. Bu senin için neden önemli? (İnsanlar bu kampanyaya neden destek vermeli)İmzadan sonra siteye giren herkes görebiliyor; her imza veren sosyal ortamlarda bunu paylaşıyor. Muhataba ilk imzalayan 50 kişinin e-maili gidiyor. Sonrasında muhataba azalan sıklıkta kampanyanın yorumlu e-mailleri ve durumuna dair bilgilendirme mailleri gidiyor. Yani muhataba talep ve artan destekçi sayısı mutlaka iletilmiş oluyor. Ama karşıdakinin email hesabını kilitlemeden. Önemli olan burada bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek.
YG: Change.org öncesinde web imkanlarını kullanmadan yürütülen imza kampanyalarının etkisi azalmış mıydı?
UO: Online bir kampanya yürütmek, konuyla ilgili gönül birliği içinde olan insanların zaman ve mekan kısıtlaması olmadan aynı konu için taleplerini dile getirmesini sağlamaya yarıyor. Online kampanyalar bireyleri harekete geçirmek için tek başına kullanılabileceği gibi hali hazırda bulunan geleneksel bir imza kampanyasının da online bir ayağı olabilir. Geleneksel imza kampanyalarının etkisini belirlemede en önemli etkenlerden biri ister yerel olsun ister ulusal bir konuda geniş kitlelere ulaşmanın zor olmasıydı.  Online kampanyalar sayesinde bir kişi konuya destek verebilmek için nerede ve ne durumda olursa olsun imzasını atabiliyor, böylece kampanyalar imkanlarla kısıtlı olmaktan çıkıp yaygınlaşması kolay hale geliyor. Bu online gidişat ve kolaylık, kanaatimce yavaş yavaş güçlenerek İsviçre kantonlarındaki gibi güçlü bir demokratik katılıma doğru gidecek gibi. Erk sahipleri görevlerinin o erki onlara verenlerin beklentilerini karşılamak ve hesap vermek olduğunun daha da bir idrakine varacaklar.
YG: Online aktivizme (çevrimiçine) geçmek bir zorunluluk mu tercih mi?
UO: Günümüz koşullarında bir zorunluluk. Soruyu şöyle sorsak yanıtı ne olurdu? Kasetten CD’lere geçmek bir tercih mi? Müziği internetten indirmemek ve sadece kitapçıdan CD olarak almak bir zorunluluk mu? Çağ değişiyor, toplumsal ve ekolojik mücadele içinde yer alanlar ellerindeki her güçlü barışçıl aracı kullanmaları bir zorunluluk hatta bir sorumluluk diye düşünüyorum galiba...
YG: Türkiye’de  faaliyete geçme kararı nasıl alındı?
UO: Burada ofis açılmasının nedeni talep. Bu kararın alınmasında en büyük etken Türkiye’de sosyal değişimin ve aktif vatandaşların yoğun olması. Aynı anda hem hak ihlallerinin, ve yolsuzlukların sıkça yapıldığı hem de vatandaşların tepki göstererek hakkını aradığı bir ülke. Türkiye sosyal değişimin hızla gerçekleştiği bir ülke, hem sorunlar hem de tepki bol. 1 Eylül 2012'de Türkiye ofisi açıldığında 100 bin kullanıcı vardı. Site Türkçe’ye çevrildikten sonra 4 ay gibi kısa bir sürede 235 bine çıktık. Türkiye'deki bu hızlı büyüme potansiyelini benim gördüğüm gibi Ben Rattray’in de görmesi şaşırtıcı değil bence. Üstelik önceden kampanya açanlara destek yokken şimdi en azından başarılı gidenlere veya başarı potansiyeli taşıyanlara benimle beraber kampanyalardan sorumlu iki çalışma arkadaşım, Serdar Paktin ve Zennube Ezgi Kaya da destek veriyor.
YG: Öncelikleriniz ve hedefleriniz nelerdir?
UO: Change.org Türkiye'de insanların yaratmak istedikleri değişim için kolaylıkla başvurduğu, insanların hemen aklına gelip kullandıkları bir çözüm platformu olmayı amaçlıyor. Change.org’un en temel amacı insanlara nerede olurlarsa olsun görmek istedikleri değişimi yaratma gücü ve değişimin günlük hayatın bir parçası olmasını sağlamak. Türkiye'de büyük bir online kullanıcı sayısına ulaşmayı ve bu kullanıcıları örgütlü sivil toplum ile buluşturmayı amaçlıyor.
YG: Türkiye’de imza.la veya imzakampanyam.com’dan ne farkınız olacak?
UO: Online bir imza kampanyası platformu olmak diğer benzer platformlarla kıyaslama noktasına getirse de aslında teknolojik altyapısı ve yöntemleri çok farklı. Bu yüzden mesela İspanya’da en büyük imza kampanyası platformu Actuable daha Change.org ülkeye girerken birleşmiş. Kullanıcı kolaylığı için oluşturulan change.org yakın zamanda yeni tasarımıyla kullanıma açıldı, ve her gün kullanım kolaylığını artırmak üzere geliştiriliyor. Bilgisayar kullanmayı çok iyi bilmeyen veya internet dünyasını yakından tanımayan biri için bile kullanımı oldukça basit bir site Change.org.
Küresel bir güç birliğine ve etkinliğe sahip. Böylece ses getirecek kampanyalar yalnızca Türkiye ile sınırla kalmıyor, yurtdışından da destek alabiliyor. Örneğin Kapadokya’da yapılaşmaya karşı kampanyalar Fransa ve Japonya’dan destek aldı. Benzer şekilde Türkiye’yi ilgilendiren bazı kampanyaları da diğer Change.org sitelerinden alarak ülkemizde sunabiliyoruz. Erasmus burslarının kalkmaması veya Instagram’ın kullanım koşullarının değişmemesi için olan kampanyalar gibi. Böylece değişim ve etkileşim hem yerelde de hem de uluslar arasında da sağlanabiliyor.
Change.org’da olup diğer sitelerde olmayan en önemli özelliklerden biri de “Muhatap” seçme. Böylece imza kampanyasının bitiminde imza teslim etmeden çok önce, kampanya başlar başlamaz muhataplar haberdar ediliyor. Muhatap adresine girilen e-posta adresine, ilk 50 imza ve hesabı kilitlemeden yorumlar ve güncellemeler gönderiliyor. Böylece muhatabın kampanyadan haberdar olma süresi kısalırken çözüme giden yol açılıyor, süreç hızlanıyor.
Ayrıca spam filtrelerine düşmeden imza kampanyasını başlatan kişi ve kurum imzalayan kişilere dilediği zaman güncelleme postaları ve bilgilendirme mesajları gönderebiliyor. Böylece kampanya başlatıcı ve imzalayanlar arasında iletişim ve bağ kurulması sağlanıyor.

Bireysel hesapların yanı sıra kurumsal hesapların da açılmasına imkan tanıyoruz. Böylece kurum ya da organizasyon adına açılan kampanyalarda imza kampanyasını başlatan kurum, destekçilerine kurumsal kimliğiyle yaklaşıyor ve iletişim kurabiliyor. Yani kullanıcılar bireysel hesap açıp kurum olduklarını açıklamak zorunda kalmıyor, iletişim doğru kuruluyor.

O kadar farklı ki esasında herhalde en iyisi insanların kendisinin keşfetmesi...

YG: Yurttaşlar hangi konularda imza kampanyaları açıyorlar? Ağırlık verilen konular nedir?
UO: Açılıştan bu yana 7000’in üzerinde kampanya başlatıldı ve bunun 4000’den fazlası aktif olarak devam etmekte.  Şu anda 235.000’in üzerinde aktif üyemiz var ve hızla artarak devam ediyor. Kampanya konuları yoğunluklu olarak insan hakları, çevre, doğa koruma, hayvan hakları, sağlık, eğitim çerçevesinde. Fakat bunun yanı sıra LGBT’den Kadın Hakları’na pek çok farklı konuda da kampanyalarımız var. En iyisi siteye girip kampanyalara göz atbutonuna basıp değişik kombinasyonlarda popülerden yakın zamanlıya, en çok destek alandan konusuna göre bakmakta.
YG: Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz? Kampanyalarda, yeterli imza toplamak mıdır? Kampanya yürütenlere nasıl destek olacaksınız?
UO: Change.org için başarı, açılan bir imza kampanyasının hedef olarak belirlenen imza sayısına ulaşması değil, kampanya sonucunda bir “değişimin” oluşması. Yani hedefi 20.000 imza olan bir kampanya bu imza sayısına ulaştığında değil, kampanya yeteri kadar ses getirip olumlu bir sonuca vardığında, istenen talep yani değişim sağlandığında başarılı kabul edilir. Başarı ve değişim için kimi zaman başta hedeflenenin çok üzerinde bir imza gerekebilirken kimi zaman da hedefi 20.000 olan bir kampanya için 3000 imza bile yeterli olabilmektedir. Buradaki en büyük etken kampanyanın muhatabı olan kişi, kurum ya da kuruluşun konuya gerekli hassasiyetle yaklaşıp yaklaşmadığı. Yaklaştığı zaman imza kampanyasını başlatan kadar dinlemeyi bilen kurumundur da başarı esasında. Muhatabın yanıt vermesi 100 imza ile de olsa 100.000 imza ile de olsa aynı başarıdır. Ne kadar çabuk ve az imza ile başarı gelirse o kadar verimli diyebiliriz. Ancak ne kadar çok insan imza atarsa o konuda o kadar insanın duyarlılığı da artmış veya bu konuda harekete geçmiş demektir ki bunun kendi başına bir değeri var şüphesiz.
Biz ekip olarak kampanya oluşturma sürecinde sorulan sorulara cevap vererek ve sorunlara çözüm bularak destek veriyoruz. Diğer kampanyalardan sıyrılarak geniş kitlelere hitap eden kampanyaları öne çıkan kampanya olarak işaretleyip sitenin açılış sayfasında yayınlıyoruz. Bir kampanyanın öne çıkan kampanya olması için metninin ve görselinin ince elenip sık dokunmuş olması, stratejik olarak doğru esaslar üzerinde durması gerekiyor. Bu noktada ekibimiz metin ve kampanya strateji desteği sunuyor.  Aynı zamanda email gönderimleri yaparak öne çıkan kampanyaları kullanıcılarımızla paylaşıyoruz. Bu maillerin metinlerinin hazırlanması ve ilgilenecek insanlara gönderilmesi için çaba sarf ediyoruz.
YG: Kültürel anlamda yurtdışı örneklerinden farklılaşacağını düşünüyor musunuz change.org üzerinden yürütülen kampanyaların?
UO: Aslında 18 ülkedeki on binlerce kampanyasıyla change.org yaşamın ve insanın olduğu yerde kaygıların da benzer olduğunu gösteriyor; hak ihlalleri, çevre kirliliği, eşitsizlik, yolsuzluk, zalimlik... Fakat ülkeden ülkeye zaman zaman sivrilen noktalar mutlaka oluyor. Örneğin; Hindistan’da temiz su kaynağı ihtiyacı için kampanya başlatılırken, bir Avrupa ülkesinde göçmen haklarına dair bir kampanya öne çıkabiliyor. Bizim ülkemizde nelerin öne çıktığını zamanla göreceğiz, fakat kendi kültürümüzü, sorunlarımızı, yaşantımızı ve beklentilerimizi yansıtan kampanyaların çıkacağı kesin.
YG: Son ama önemli bir soru, peki bu değirmenin suyu nereden geliyor?
Benim change.org’u tercih etmemdeki en önemli etkenlerden birisi gelir modeli. Change.org Sertifikalı Sosyal Şirket (B-Corporation) dolayısıyla elde ettiği geliri masraflar, hizmetin yaygınlaşması ve kalitesinin artması için harcıyor. Change.org, online aktivistlerle örgütlü sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesini sağlıyor. Zaten dünyada da change.org faaliyetlerini sürdürmek için gerekli kaynakları bu yolla buluyor. ABD'de 12 milyon, İspanya'da 3 milyon, İngiltere'de 2 milyon change.org kullanıcısı var; mesela 3 defa bir çevre kampanyasına imza attığınızda Greenpeace'in reklamı geliyor; 'Bizimle iletişime geçmek ister misiniz?' diyen... Kişi kabul ederse email'i Greenpeace'e ulaştırılıyor; ortak bir çalışma sağlanıyor; kişi bağışta bulunursa bunun küçük bir oranı change.org'a hizmet bedeli olarak ödeniyor.' Henüz Türkiye’de başlamayan ama yakın zamanda geçmeyi umduğumuz bir sistemle sivil toplum kuruluşlarına destekçi kazandırıyor.
YG: Bilgiler için teşekkürler, anlaşılan önümüzdeki yıllarda change.org hem kampanya hizmetleri hem de sivil toplumu güçlendiren çalışmaları ile toplumsal ve ekolojik mücadelenin içinde güçlü ve yeni bir aktör olarak yerini alacak gibi görünüyor.




2 Ocak 2013 Çarşamba

Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatı’na uyumu: 15 yılda neredeyiz?


Avrupa Komisyonu, AB’ye aday ülkelerin katılım yönündeki kaydettiği gelişmelere ilişkin yıllık ilerleme raporları yayınlıyor. 1998- 2012 arasındaki ilerleme raporlarından Türkiye’nin çevre mevzuatını AB çevre mevzuatı ile uyumlaştırmasını izlemek mümkün. İlk yıllardaki raporlar Türk çevre mevzuatının, standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, Avrupa Birliği’nin çevre mevzuatından çok farklı olduğunun tespitini yapıyor ve uyum için uzun vadeli ve stratejik işbirliği öneriyor. 2002’de itibaren çevrede uyuma yönelik reformlar ve uluslararası sözleşmelere katılım artıyor. Bu da Türkiye’nin diğer alanlarda üyelik müzakerelerine yöneli çabalarıyla örtüşüyor. Son yıllarda ise özellikle enerji altyapı projelerinin çevresel sürdürülebilirliğe olumsuz etkileri raporlara konu oluyor. İklim değişikliği konusu ilk yıllarda konu edilmezken son raporda başlıkta çevrenin yanında yer alıyor.

Avrupa Birliği, her bir aday ülkenin katılım yönünde kaydettiği ilerlemeye ilişkin 1998’den beri düzenli raporlar hazırlıyor. Avrupa Komisyonu, her yıl Ekim ayında Avrupa Konseyi’ne ve Avrupa Parlamentosu’na bu raporu sunuyor. Türkiye için hazırlanan rapor:

- Birlik ve Türkiye arasındaki ilişkilere kısaca değiniyor;
- Üyelik için karşılanması gereken siyasi kriterler açısından Türkiye’deki durumu inceliyor;
- Üyelik için karşılanması gereken ekonomik kriterler açısından Türkiye’deki durumu
inceliyor;
- Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerini, diğer bir ifadeyle, Antlaşmalar, ikincil mevzuat ve Birlik
politikalarından oluşan AB müktesebatını üstlenme kapasitesini gözden geçiriyor.

Rapor, Komisyon tarafından toplanan ve analiz edilen bilgilere dayanıyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin ve üye devletlerin katkıları, Avrupa Parlamentosu raporları, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarından gelen bilgiler de dahil olmak üzere, pek çok kaynaktan faydalanılıyor. Kamuoyunda daha çok demokrasi ve insan hakları bağlamında gündeme gelen ilerleme raporlarının başlıklarından biri de çevre. Bu araştırma notunda 1998-2012 yılları arasında yayınlanan İlerleme Raporları’nı temel alarak Tükiye’nin AB çevre mevzuatına uyumu ele alınıyor.

AB çevre politikası, mevcut ve gelecek nesiller için sürdürülebilir kalkınmanın teşvik  edilmesini ve çevrenin korunmasını amaçlıyor. Bu politika önleyici eylem, kirleten öder ilkesi, çevre zararlarıyla kaynağında mücadele, ortak sorumluluk ve  çevrenin korunmasının diğer AB politikaları ile bütünleştirilmesi üzerine kurulu.  Müktesebat, yatay mevzuatı, su ve hava kalitesini, atık yönetimini, doğanın  korunmasını, endüstriyel kirlenmenin denetimi ve risk yönetimini, kimyasal maddeler ve genetiği değiştirilmiş organizmaları (GDO), gürültü ve ormancılığı da kapsayan  200’den fazla belli başlı yasal düzenlemeyi içeriyor.

AB- Türkiye çevre mevzuatları: Uzun vadeli ve maliyetli uyumlaştırma

1998 yılında yayınlanan ilk rapor, Türk çevre mevzuatının, standartlar, izleme gerekleri ve ölçüm yöntemleri bakımından, Avrupa Birliği’nin çevre  mevzuatından çok farklı olduğu ve Türkiye’de çevre koruma düzeyinin arzu edilenin uzağında yer aldığı tespitiyle açılıyor. En kötü sorunların endüstriyel ve kentsel kirlenme ve kıyıların ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi alanlarında olduğuna ve  endüstriyel kirlenme, tehlikeli maddeler, genetik olarak değiştirilmiş organizmalar, nükleer güvenlik ve çevre hakkında bilgiye erişim alanlarında eksikliklere vurgu yapılıyor. Atıklar, havanın ve suyun korunması, doğa koruma ve çevresel etki değerlendirmeleri ile ilgili olarak müktesebatın kabul edilmesi yönünde çaba sarfedildiği fakat müktesebatın benimsenmesinin uzun vadeli bir konu olduğu ve büyük ölçekli yatırımları gerekli kılacağı ifade ediliyor. Komisyon,Türkiye’deki çevre koruma düzeyinin Avrupa Birliği’nin düzeyine yaklaştırmak için strateji teklifi olarak idari ve mail işbirliğini, yasaların yakınlaştırılmasını öneriyor ve bunun için ulusal bir plan hazırlanmasının kararlaştırıldığını duyuruyor. 1997 yılında yayınlanan Ulusal Çevre Eylem Planı, AB ile bütünleşmeyi öngörmediğinden Topluluk müktesebatının benimsenmesine fazla yer vermiyor. Yasaların yakınlaştırılması üzerinde de duruluyor. Ancak, idarî ve malî işbirliği tedbirlerinin olabildiğince etkili olmalarını sağlamak için, Türkiye’nin, müktesebatın benimsenmesiyle ilgili bir ulusal plan hazırlaması kararlaştırılıyor. İlk raporda çevre başlığı altında yer almayan ama çevre politikalarını doğrudan ilgilendiren enerji konularında da mevcut durum tespiti ve strateji önerileri getiriliyor. Türkiye’nin enerji darboğazını aşmak ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için nükleer santral yapma planlarına değinilirken, santral için seçilen Akkuyu bölgesinin yakınındaki deprem bölgesinin varlığına dikkat çekiliyor. Türkiye’nin topluluk enerji iç pazarıyla uyum sağlaması için de enerji verimliliğinin ve yenilenebilir enerjilerin öncelikli statüden yararlandırılması tavsiye ediliyor.

Araştırma notunun tamamı için
http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/2012/12/turkiyenin-ab-cevre-mevzuatina-uyumu-15-yilda-neredeyiz/
Dr.Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Üniversitesi - Betam 

23 Aralık 2012 Pazar

Çamlar mahvolmaktan böyle mi kurtarılacak?


25 Aralık 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinden bir haber 

Kesilmesi kanunen memnu olan şeyin satılması da memnu olmalı

Noel ve senebaşı münasebetile şehrimizin ve civarın en güzel çamlarının kesilmemesi için hükümetin nazarını dikkatini celbetmiştik. Bunun üzerine vilayet, gazetelerde bir tebliğ neşrederek  ağaç kesilmesinin memnu olduğunu söyledi. Zavallı maktul çamların en çok satıldığı Beyoğlu'nda bir iki gün çam satıcılarile mücadele etti. Fakat bir kaç gün zarfında Beyoğlu'nun yan sokakları birer çam makteli, ağaç mezarlığı halini aldı.Vilayetin tebliğinde "ağaç kesilmesi memnu ve müsaadeye mütevakkıf olduğundan elinde bu kabil ağaç dalları bulunanlar yabani ağaçlar bulunanlar yabani ağaçların aşılanması hakkındaki 1528 numaralı kanunun 23 ve Türk ceza kanununun 516'ıncı maddeleri mucibince cecezalandırmak üzere mahkemeye verilecektir" diyordu. Bu resmi tebliğden sonra vilayet namına gazetelere beyanatta bulunuldu, denildi ki "hususi şahsa da ait olsa çamların kesilmesine müsade etmiyeceğiz". Şimdi öğreniyoruz ki çam ağacı bulunduranlar, yakalanıp mahkemeye verilmekte fakat kesilen çamların damgalanarak satılmasına müsaade edilmekte imiş.

İşin bu şekilde kitaba uydurulması, bu sene de çamlara bol bol satır atılmasına vesile teşkil etti.Çünkü çamların satılmasına müsaade etmek demek onları kesmekte serbestsiniz demekti. Bu çamların ekserisini şuradan buradan kesen çingeneler ise, yalnız, bugün alacakları parayı düşünürler.Onların çamlara merhameti olmadığı gibi bilmem kaç hafta sonra uğrıyacakları cezadan da pervaları yoktur. Çamları kurtarmak, ancak onların satılmasına mumanaat etmemekle mümkün olurdu.
 Öyle zannediyoruz ki kanunlarımızda kesilmesi memnu olan şeylerin satılmasını meneden maddeler de vardır. Kesilen çamları satmağa müsaade ettikçe Beyoğlu'nun çam mezarlığı halini olmasına mani olmanın imkanı yoktur. Onun için senede bir karış büyüyen ve her noelde binlercesi kesiln çamları mahvolmaktan böyle mi kurtaracağız, devlet otoritesini böyle mi muhafaza edcektiniz diye soruyoruz.

21 Aralık 2012 Cuma

İsyan ekrandadır: Dijital aktivizm


İnternetler icat oldu, aktivizme bir haller oldu. Aktivistler faks zincirlerini burakıp e-posta grupları kurdu. Web siteleri hazırladı, bilgi belge paylaştı, bağış topladı.Yetmedi facebook ve twitter’den eylemler örgütlendi, imzalar toplandı.Youtube aracılığıylavideolar paylaşarak görülmeyeni görünür kıldı. Toplumsal hareketlerin eylem repertuarına “sanal eylemler” hızlı bir giriş yaptı. Bazen eski eylem biçimlerini değiştirdi:İmza kampanyaları sanallaştı.Bazen yeni biçimler yarattı:Siber protestolar geliştirdi. Dünyanın dört bir köşesinden yüzlerce değişik konuda milyonlarca kişi internetin sunduğu imkanlarla “dijital aktivizm”in bir parçası oldu. Bu Pazar günü (23 Aralık) Alternatif Medya Şenliği’nde Türkiye’de ve dünyada dijital aktivizimi hem teorik hem de pratik anlamda iyi bilen uzmanlarla bir araya geliyoruz, bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini, offline ile online dünyaların aktivizm doğrultusunda nasıl buluştuğunu konuşuyoruz. Panelistler ve konuları aşağıda. Kar kış da olsa konuya ilgi duyanları bekleriz.

Bilgi Üniversitesi Medya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aslı Tunç
“Siber alemden sokaklara akmak: bir sanal eylemi gerçek kılmanın yolları”

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Özgür Uçkan
“Gayr-i merkezileşme/süper merkezileşme geriliminde dijital aktivizm”

Change.org Türkiye direktörü Dr. Uygar Özesmi
“Sanal eleştirisinin iflası”

Şenlik programı:
http://alternatifmedyasenligi.wordpress.com/2012/12/05/ii-alternatif-medya-senligi-program-akisi/

12 Aralık 2012 Çarşamba

11. Yeşil Diyalog Toplantısı


Program:

10:00 – 11:00 Açılış ve Kayıt
Açılış Konuşması: Sevil Turan, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş sözcüsü
Arif Ali Cangı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş sözcüsü
Sevgi Mutlu, Yeşil Düşünce Derneği

11:00 – 12:30 Paralel Oturumlar

A) Erman Topgül (Sokak Bizim Derneği)

“İnsan odaklı sokak, canlı sokaklar, bisikletlilerden/yayalardan oluşan ulaşım, insani ölçekte kent”

B) Eşkonuşmacılar: Meltem Şendağ (Zumbara) ve Aytaç Timur (Yeryüzü Derneği)

“Takas ekonomisi, zaman bankası ve toplum temelli tarım uygulamaları”

C) Defne Koryürek (Slow Food Fikir Sahibi Damaklar)

“Gıdaya sahip çıkmak, hayatta kalabilmek, beslemek ve beslenmek için kurduğumuz yeni ittifaklar”

12:30 – 13:00 Ara

13: 00 – 16:00 Ana oturum “Yerel Yeşil Politika Deneyimleri”
Yeşil Yerel Yönetimler

Moderatör: Sevgi Mutlu, Yeşil Düşünce Derneği
Konuşmacılar:
Ayşe Gökkan, Nusaybin Belediye Başkanı, BDP
Monica Vana, Avusturya Yeşil Partisi üyesi, Viyana Belediye Meclisi üyesi, Yeşil Meclis Üyeleri Ağı Koordinatörü
Michalis Tremopoulos Yunanistan Yeşil Partisi üyesi, eski AP Milletvekili
İkbal Polat, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi üyesi

16:00 – 16:30 Ara

16:30 – 18:30 Paralel Atölyeler

A) Yerel yönetimlere katılım. Moderatör: Ahmet Aşıcı

“Doğrudan demokrasinin yerel yönetimlerde uygulama örnekleri ve öneriler”

B) Kent ve iklim değisikliği. Moderatör: Ümit Şahin

“Kentte iklim değişikliği mücadelesi; kazanımlar, iyi örnekler ve öneriler”

C) Kırsal sürdürülebilirlik. Moderatör: Durukan Dudu

“Kırsalda yaşamın ve üretimin küçük çiftçi lehinde sürdürülebilirliği”

Etkinliğin bu son bölümünde gün boyu yapılan tartışmaların ışında üç ana başlık altında değerlendirilmesi, kampanya ve çalışma önerilerinin tartışılması hedeflenmektedir. Her bir başlıkla ilgili uzmanlar tarafından yerel uygulamalar açsından mevcut durumu özetleyen 15 dakikalık sunumların ardından sorunlar tespit edilerek bunların aşılması için yerellerde gerçekleştirilebilecek kampanya/çalışma önerilerinin derlenip tartışılması planlanmaktadır.


Not: Etkinlik süresinde İngilizce-Türkçe simültane çeviri yapılacaktır. 

9 Aralık 2012 Pazar

EKO IQ'nun 24. sayısı çıktı



“Henüz Gerçekle Yeterince  Yüzleşmedik”

The Guardian’ın sürdürülebilirlik baş editörü olan  Jo Confino, geçen ay İstanbul’da düzenlenen Yeşil 
İş-Green Business Konferansı’nın merakla beklenen konuklarından biriydi


Kars’ta Kırsal Kalkınma Devrimi
Kars’ta 30’a yakın köy, sürdürülebilir tarımın mümkün olduğunu dosta düşmana ispat etti. 
Projenin mimarlarından İlhan Koçulu, Kars’ta alternatif bir yerel kalkınma modelini nasıl 
hayata geçirdiklerini EKOIQ’ya anlattı.

“Kombiniz Güneş Enerjisiyle Çalışabilir”
Ariston ürün gamında yer alan tüm kombiler, güneş enerjisi sistemleriyle  entegre çalışabilecek şekilde geliştiriliyor. Ama Ariston’un iddialı olduğu  tek alan kombiler değil… 

Ne SANDY’dın!
Ekim ayının son haftasından başlayarak Karayipler ve ABD’nin doğu eyaletlerini vuran Sandy Kasırgası, dünya vatandaşlarına iklim değişikliğini  yeniden hatırlattı. 

“Gelecek İçin Anlaşmak Gerekiyor”
Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma çalışmaları konusunda, özel sektörün  en önemli örgütü olarak bilinen İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Başkanı Galya Frayman Molinas, 2012 yılının Yeşil Ekonomi çalışmalarını ve öngörülerini anlattı.


Mavi Sulara Yeşil Ekonomi Gerek
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), okyanuslar ve denizleri mercek altına alan, “Mavi Dünya’da Yeşil Ekonomi” adlı yeni bir rapor yayınladı.

Büyük kitap zincirlerinde, gazete ve dergi bayilerinde satışa sunulan EKOIQ, ayrıca internette, www.idefix.com , www.kitapyurdu.com ve www.hepsiburada.comadreslerinden de temin edilebiliyor.

6 Aralık 2012 Perşembe

Eskişehir'de GDO Paneli ve Çalıştayı


Tarımsal Biyoteknoloji ürünleri olan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalı (GDO'lu) Gıda ve Yemler, 8 Aralık Cumartesi günü Eskişehir'de tartışılacak.

Seksenden fazla kurumsal üyesiyle çevre, ekoloji, biyoçeşitlilik, insan ve hayvan sağlığını koruma mücadelesini, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarını sürdüren GDO'ya Hayır Platformu, Eskişehir Tepebeşı Belediyesinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan etkinlikte Eskişehir halkıyla buluşacak.
"Gıda ve Yemlerde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar " konulu Panel ve Çalıştay 8 Aralık 2012 Cumartesi günü Tepebaşı Belediyesi Özdilek  Sanat Galerisinde gerçekleştirilecektir.

Halka açık olarak düzenlenen bu etkinliğin programı şöyle;

10:00 Açılış Konuşmaları
             
               Dt.Ahmet Ataç (Tepebaşı Belediye Başkanı)
               Prof.Dr.Cengiz Türe (Anadolu Üniversitesi Ekoloji ABD Başkanı)

10:30 -12:30 Panel
Gıda ve Yemlerde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar 
Panel Moderatörü:
Dr.Yavuz Dizdar (İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü) 
Panelistler ;
Dr.Işıl Ergin  (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı ABD)
GDO'ların Risk ve Sağlık Etkileri Tartışmalarında Taraflar Ne Söylüyor, Neyi hedefliyorlar?

Abdullah Aysu (Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı)
Çiftçiler, Ekoloji ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

Fuat Engin   (Tüketici Örgütleri Federasyonu Başkanı)
GDO lu Yem ve Gıdalarda,Tüketicinin Bilgi Edinmesi  ve Sağlığının Korunması İçin Etiketlemenin Önemi
Çapar Kanat ( Çiğ Süt Üreticileri ve Tüketicileri Grubu ve Yazar)
Süt ve Süt Ürünlerinde GDO'yu Durdurmanın Yolu : Yeni Dağıtım Ağı
12:30-13:00 Soru ve Cevaplar
13:00 -14:00 Öğle Arası
14:00-17:00 Çalıştay
Gıda ve Yemlerde GDO'lar ve Alınması Gereken Önlemler
Çalıştay Moderatörü:
Dr.Barış Gencer Baykan (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi)

30 Kasım 2012 Cuma

Kentlerde Yeşil Ulaşım


Bu yıl üçüncüsü yapılacak Yeşil Ekonomi Konferansı’nda kentlerdeki ulaşım politikaları tartışmaya açılıyor. Heinrich Böll Stiftung Derneğitarafından düzenlenen, "Kentlerde Yeşil Ulaşım" başlıklı konferansta toplu taşımacılığın kent içi ulaşımdaki rolünden bisiklet yollarına, kadınların, LGBT bireylerin ve engellilerin ulaşım araçlarına erişimde yaşadıkları zorluklardan ulaşımda yakıt konusuna kadar birçok konu uzmanlar tarafından değerlendirilecek. İstanbul Teknik Üniversitesi, Maçka Kampüsü Sosyal Tesisleri'nde gerçekleşecek Kentlerde Yeşil Ulaşım Konferansı'nda, Karadeniz Sahil Yolu'nu ele alan "Son Kumsal" adlı belgesel de gösterilecek. 

 3 Aralık 2012 tarihinde İstanbul'da düzenlenecek konferansın programı aşağıda.Konferans ücretsiz ve Türkçe-İngilizce eş zamanlı çeviri var.

PROGRAM
09:00 Kayıt
09:30 Açılış konuşması
Dr. Ulrike Dufner - Heinrich Böll Stiftung Derneği

1. OTURUM – Kentlerde sürdürülebilir ulaşım politikaları

09:40 Ana konuşmacı:
Prof. Dr. H. Murat Çelik – İzmir YTE, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi
10:05 Soru-Cevap
10:30 Çay molası

10:45 Yeşil ulaşımın unsurları (Moderatör: Özgür Gürbüz )
Raylı sistemlerin kentiçi ulaşımdaki rolü - Yrd. Doç Dr. Ela Babalık Sutcliffe (ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü)
Karbonsuz bir ulaşım politikası - Önder Algedik (350 Ankara Aktivisti, İklim ve Enerji Danışmanı)
Ulaşım Yatırımlarının Sosyo-Ekonomik Faydaları - Araştırma Gör. Eda Beyazıt (İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü)
11:45 Soru-Cevap
12:15 Yemek arası

2. OTURUM – Yeşil ulaşım örnekleri ve sorunlar

13:30 Belediyeler ve projeler (Moderatör: Barış Erdoğan)
Antalya Bisikletle Bütünleşik Ulaşım - Sevcan Atalay (Antalya Büyükşehir Belediyesi,
Ulaşım Planlama ve Raylı Sistem Dairesi Başkanlığı)
Yalova’da Organik Ulaşım - Mehmet Nuray Tozlu (Yalova  Belediyesi Ulaşım Hizmetleri Müdürü)
Yavaş Şehirler ve Ulaşım - Prof. Dr. Rıdvan Yurtseven (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi-Cittaslow Türkiye Danışma Kurulu Koordinatörü)
14:30 Soru-Cevap
15:00 Çay molası

15:15 Kentlerde ulaşım ve insanlar (Moderatör: Ulrike Dufner)
İstanbul’un tarihi yarımadası ve yayalar - Sibel Bulay (Embarq Türkiye, Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi)
Engellilerin ulaşım araçlarına erişimi - Yrd. Doç. Dr. Nilgün Camkesen (Bahçeşehir Üniversitesi, UYGAR Merkezi)
Toplumsal cinsiyet temelinde ulaşım hakkı - Tuğba Özay Baki (İstanbul Feminist Kolektif)
Kentlerde iki teker- Aydan Çelik (Bisiklet Yazarı ve Tasarımcısı)
16:15 Soru-Cevap
16:45 Çay molası

17:00-Ulaşımda yakıt sorunu (Moderatör:Senem Gençer)
Kentiçi ulaşımda hidrojen enerjisi – Dr. Fazıl Serincan (UNIDO-ICHET)
Temiz araçlar ve yakıt – Jonas Ericson (Stockholm Şehri-Temiz Araçlar Bölümü)
17:30 Soru-Cevap
18:00 Çay molası

18:15 Film gösterimi: Son Kumsal(The Shore)

Yönetmen: Rüya Arzu Köksal
Filmin özeti: Güzel bir yaz günü, Vakfıkebir kasabasının Dutluk plajında neşeyle bağrışan çocuklar, top oynayan, horon tepen gençler, güneşlenenler, yüzenler. Bir kaç yüz metre uzakta, onlarca kamyonun sahile boca ettiği kayaları denize dolduran iş makinaları. Koyun diğer ucunda ise otoyolu yine aynı dalgalardan korumak için yapılan dalgakıran inşaatları. Doğal limanların ve balıkçı barınaklarının otoyol yapımı yüzünden yok olmasıyla kendilerine yeni yerler arayan balıkçıların takalarını karayoluyla taşımaları ve trajikomik öyküleri... Karadeniz halkının, yol yapma bahanesiyle denizinden koparılmasının hikâyesi.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Doğada Atık Olmaz, Bilişimde de Olmasın!


 Cebit Bilişim Eurasia  E-Atık Toplama Kampanyası

Cebit Bilişim Eurasia, 29 Kasım – 2 Aralık tarihleri arasında CNR Expo’da gerçekleşecek fuar süresinceYeryüzü Derneği’nin de desteği ile E-Atık standında ziyaretçilerinden gelecek elektronik atıkları toplayıp fuar sonunda geri dönüşüme gönderiyor.
Elektronik atıkların içerdikleri tehlikeli ve toksit maddelerin toprak ve su kirlenmesindeki etkisine dikkat çekmek için düzenlenen kampanyada,  katılımcılar ev ve işyerlerinde atıl durumda olan cep telefonu, şarj cihazı, ütü ve tost makinası gibi elektrikli cihazlar, fotoğraf makinası,flüoresan lamba, monitör ve bilgisayarları standa teslim ederek katılabilirler.

Fuar süresince devam eden etkinliğe katılanlar, sürdürülebilir ekolojik yaşama sağladıkları katkı için organik sebze tohum ve fidesi, meyve ağacı yetiştirebilecekleri tohum topu ve sembolik çeşitli hediyeler verilecektir.

Projeyi yakından takip etmek için Facebook sayfası:

27 Kasım 2012 Salı

Türkiye'de GDO'lar ve Toplumsal Muhalefet

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO’lar) son 30 yıldır dünyada yoğun bir şekilde tartışılıyor. Gıda yetersizliğine çözüm, tarımda ilaç giderlerini düşürme ve verimliliği arttırma amaçlarıyla geliştirilen GDO’lara karşı, insan ve çevre sağlığına olan etkileri, canlıların patentlenmesi, şirketlerin tarım ve gıda üretimindeki tahakkümü ve tüketicinin  bilgi edinme hakkı çerçevesinde toplumsal tepkiler ortaya çıkıyor. GDO’lu ürünlere dünyanın farklı yerlerinde kültürlere göre farklılaşan konularda karşı çıkışlar gözlemleniyor. Almanya’da ırk ıslahı, Hindistan’da tohumun kutsallığı, İtalya’da insan klonlama, İngiltere’de gıda endüstrisine ve hükümet denetimine güvensizlik, Fransa’da küçük çiftçiliğin tehlikeye atılması, Zambiya’da GDO’lu gıda yardımı veya Meksika’da yerel mısır türlerinin genetiği değiştirilerek patentlenmesi ile gündeme geliyor. Türkiye’de de yaklaşık son 10 yılda tarım, çevre, sağlık ve biyogüvenlik politikaları ekseninde GDO’ların gündeme geldiğini, toplumsal farkındalık yaratıldığını ve çevreciler, üreticiler, tüketiciler ve bilim insanlarından oluşan bir koalisyonun GDO’ların insan ve çevre sağlığına  risklerini, biyoçeşitliliğe olumsuz etkilerini vurgulayarak GDO’lu ürünlerin ekim ve ithalinin yasaklanması için toplumsal bir muhalefet yürüttüğünü gözlemliyoruz. Bu araştırma notunda Türkiye’de GDO karşıtı toplumsal muhalefetin dinamiklerini; yerel, ulusal ve uluslararası yapı ve süreçlerle ne tür ilişkilerde olduğunu;  karar vericiler ve kamuoyu nezdinde ortaya koyduğu savları, biyogüvenlik politikalarının oluşmasına müdahil olurken verdikleri siyasi, hukuki ve toplumsal mücadeleyi ele alacağız.
  
Türkiye’de GDO Mevzuatı

Türkiye Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni 1992 yılında imzaladı. Sözleşme’ye 1997’de, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü’ne de 2004’te taraf olan Türkiye Biyogüvenlik Kanunu’nu ancak 2010 yılında yürürlüğe sokabildi. BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin üç temel amacı bulunuyor: Biyolojik çeşitliliğin korunması; biyolojik çeşitliliği oluşturan unsurlardan sürdürülebilir kullanımın sağlanması ve genetik kaynaklar ile teknoloji üzerinde sahip olunan bütün hakları dikkate almak kaydı ile bu kaynaklara gereğince ulaşımın ve bu kaynakların gereğince transferinin sağlanması ve uygun finansmanın tedariki de dahil olmak üzere bu kaynakların kullanımından doğan faydaların tüm dünya ülkeleri arasında eşit ve hakça  paylaşılması. Sözleşme, Taraflara, biyolojik çeşitliliğin korunması konusunun ulusal biyolojik çeşitlik stratejileri yoluyla karar verme mekanizmalarına dahil edilmesi yükümlülüğünü getiriyor. 90’lı yıllarda  Türkiye’de genetiği değiştirilmiş çeşitlerin tescili, üretim izni, sertifikasyonu ve tüketimi konularında çeşitli tarihlerde çıkarılan talimat ve yönetmelikler dışında kapsamlı bir mevzuat yoktu. 1998 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca “Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimat” çıkarıldı ve aynı yıl yerel Tarımsal Araştırma Enstitüleri, tarımsal biyoteknoloji şirketlerinin genetiği değiştirilmiş mısır ve pamuk çeşitlerini deneme ekimine aldılar. Kamuoyuna bu araştırmaların nerede ve hangi yöntemlerle yapıldığı açıklanmadı. Ayrıca deneme ekimleri sonucunda genetik bulaşma, ürün verimi veya tarım ilaçları kullanımının azalıp azalmadığına dair hiçbir açıklama yapılmadı.Öte yandan Ziraat Mühendisleri Odası’na göre 1998-2009 yılları arasında mevzuat boşluğu ve denetim eksikliği yüzünden ABD, Kanada ve Arjantin’den 20 milyon ton genetiği değiştirilmiş soya, mısır ve pamuk ithal edildi.

Araştırma notunun tamamı için:
http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/2012/11/turkiyede-gdolar-ve-toplumsal-muhalefet/

Dr.Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Üniversitesi - Betam 

23 Kasım 2012 Cuma

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 5. yılında!



İlki 2008 yılında gerçekleşen Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, 2012 yılında yine birbirinden ilginç filmlerle sürdürülebilirlik konusunun farklı yönlerini irdeleyecek.
2012 Festivali, 29-30 Kasım tarihlerinde Beyoğlu'nda bulunan İtalyan Kültür Merkezi’nde ve 1-2 Aralık tarihlerinde Karaköy'de bulunan Salt Galata'da gerçekleşecek. Bu seneki festivalde yine içinde yaratıcılık ve çözüm barındıran birbirinden etkileyici filmlerle, konuşmacılar ve müzisyenlerle sürdürülebilirlik kavramına ve dünyaya bütüncül bir bakış atacağız.

Günümüzde birçok birey ve kurum tarafından çokça kullanılan sürdürülebilirlik kavramının soyut ve yoruma açık boyutlarına ışık tutan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, neyin sürdürülebilir olduğu veya olmadığına dair dünyanın dört bir yanından örnekler sunarak gerçek hikâyelerle ilham vermek amacını taşıyor. Festivalin dikkate değer özelliği sadece filmleri ve filmlerin içeriği ile sınırlı değil. İzleyicileri, konuşmacılar ve müzisyenlerle renkli etkinlikleri, bir buluşma zemini oluşturma işlevi, sürdürülebilirlik hassasiyeti bulunan destekçileri ve düzenleme süreci açılarından da önemli bir örnek oluşturuyor. Toplumun her kesimini bir araya getirerek birleştirici ve kapsayıcı olmayı başaran Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali'nde bir çiftçiyi, bir iş adamını, öğrencilerini toplayıp gelmiş bir öğretmeni, çocuğunun gelecekte yaşayacağı dünyadan endişeli bir anneyi, akademisyenleri, aktivistleri yan yana otururken ve fikir alış verişinde bulunurken görebilirsiniz.
Festivali gerçekleştiren Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi, çeşitliliğe değer veren açık ve esnek bir yapı dahilinde yaşamı sürdürülebilir kılmak niyetiyle bir araya gelmiş bireylerin “yaşamı çoğaltacak” projeleri kolektif olarak hayata geçirme amacıyla doğdu. Tamamen sivil bir oluşum olan Kolektif, film festivali gibi "sürdürülebilir yaşam" konusuyla ilgili farkındalık arttırıcı çalışmaları, Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi'nin vizyonunu paylaşan bireyler ve organizasyonların desteği ve katılımıyla sürdürüyor.


Filmler:
A Passion for Sustainability / Sürdürülebilirlik Tutkusu, Agricoltori da Slegare / Çiftçilere Özgürlük, Biophilic Design: The Architecture of Life / Yaşam Dostu Tasarım: Hayatın Mimarisi, Bonsai People – The Vision of Muhammad Yunus / Bonsai İnsanlar – Muhammad Yunus’un Vizyonu, Cafeteria Man / Yemekhanelerin Adamı, Carbon for Water / Su için Karbon, Delicios Peace / Lezzetli Barış, Education For A Sustainable Future / Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim, Gundondu / Gündöndü, Indonesia's Palm Oil Dilemma / Palmiye Yağı: Endonezya’nın İkilemi, Passive Passion / Pasif Tutku, Perma Kultcha, Play Again / Yeniden Oyna, Sacred Economics / Kutsal Ekonomi, Sucumbíos Tierra Sin Mal / Sucumbíos, Kötülüğün Olmadığı Yer, Seeds of Freedom / Özgürlük Tohumları, Surviving Progress / Kalkınmazedeler, Switch / Şalter, Symphony Of The Soil / Toprağın Senfonisi, Taste The Waste / Çöpün Tadına Bak, The Garden at the End of the World / Dünyanın Ucundaki Bahçe, The Light Bulb Conspiracy: The Untold Story of Planned Obsolescence / Ampul Tuzağı: Kasıtlı Eskitmenin Anlatılmayan Öyküsü, The Man Who Stopped The Desert / Çölü Durduran Adam, Waking The Green Tiger: A Green Movement Rises In China / Yeşil Kaplanın Uyanışı: Çin’de Yükselen Yeşil Hareket, Waste Not / İsraf Etme!, Watershed: Exploring A New Water Ethic For The New West / Havza: Yeni Batı için Yeni bir Su Etiği Arayışı, Yasuni: A Wild Idea / Yasuni: Sıra Dışı Bir Fikir.

Ev Sahipleri:
İtalyan Kültür Merkezi ve Salt Galata
Festival Destekçisi:
Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği
Film Destekçileri:
Ökotek Çevre Teknolojisi ve Kimya Sanayi Ltd. Şti.
Avustralya Büyükelçiliği
British Council
L’Agence Française de Développement
Ariston Thermo Group
Hizmet Destekçileri:
Dinamo İstanbul (Tanıtım filmi desteği)
Katalist Tasarım Reklam ve Danışmanlık Limited Şirketi (Basılı materyal tasarım desteği)
OKI Sistem ve Yazıcı Çözümleri Ticaret Limited Şirketi (Basım desteği)
PRNET Medya Takip
N’PR Halkla İlişkiler

Ayrıca, işbirliğinden dolayı Yeşil Adımlar Çevre Eğitim Derneği’ne teşekkür ederiz.

Web : www.surdurulebiliryasam.org
Facebook : http://www.facebook.com/surdurulebiliryasam
Twitter : https://twitter.com/SYKolektifi
İletişim : info@surdurulebiliyasam.org

4 Kasım 2012 Pazar

Kaliforniya'da GDO'lara etiket referandumu






Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) etiketlenmesi konusunda dünyada farklı rejimler uygulanıyor.  Ülkelerin biyoteknoloji ye yaklaşımları, ihtiyati tedbir uygulamalarını hayat geçirişileri, çevre ve sağlık politikaları ve gıda kültürü farklı etiketleme rejimleri doğuruyor. AB ülkelerinde,  Çin, Japonya ve Avustralya’da GDO’lu gıdaların etiketlenmesi zorunluyken ABD’de etiketleme yok. 6 Kasım 2012'de Kaliforniya’da yapılacak referandumda evet oyu fazla çıkarsa ile ABD’de ilk defa bir eyalette GDOlu gıdalar etiketlenecek. Bu yıl 20 eyalette etiketleme inisiyatifleri başarısızlığa uğramış. 2007 yılında Barack Obama da başkanlık kampanyası sırasında seçildiği taktirde GDO’ların etiketlenmesini yasalaştıracağını söylemiş. Haziran 2012’de California Right to Know (Kaliforniya Bilme Hakkı) örgütü topladığı 972,126 bin imza ile genetiği değiştirilmiş bitkilerden ve hayvanlardan üretilen gıdaların etiketlenmesini ve doğal gıda olarak reklamının yapılmasının yasaklanmasını isteyerek referandumun yolunu açtı.Toplanan imzalar referanduma gitmek için gereken imza sayısının neredeyse iki katıydı. Genetiği değiştirilmiş mısır, soya,şekerpancarı ve pamuk ABD’de tatlandırıcılarda, katkı maddelerinde ve yağlarda yoğun olarak kullanılıyor. Dünyanın en büyük GDO üreticisi olan Amerika’da Mellman tarafından yapılan araştırmada toplumun yüzde 93’ü GDOlu ürünlerin etiketlenmesinden yana. Etiketleme konusunda saflar belirli. Tüketici ve çevreörgütleri, organik çiftçiler ile  büyükçiftçiler, gıda şirketleri ve tarımsal biyoteknoloji şirketleri karşı karşıya.


Organic Consumers' Association, Nature's Path, The Institute for Responsible Technology,The California Democratic Party, The Green Party of California gibi örgüt ve partiler yurttaşların gıdalarında ne olduğunu bilme hakkı ve GDO’ların sağlığa olan olumsuz etkileri doğrultusunda etiketlemeyi savunuyor. Monsanto, Pepsico, Bayer, Syngenta,Kraft, Coca- Cola,Heinz ve Unilever gibi şirketler de tüketiciye ek maliyet ve bürokrasi getireceği gerekçesiyle etiketlemenin gereksizliğini iddia ediyor. Başka çok az konuda böylesine açık ve şeffaf bir karşı karşıya gelmeye rastlayabiliyoruz. Etiketlemeye evet ve hayır diyen kuruluşların kampanyalara yaptığı bağışlar eyaletin İçişleri Bakanlığı’nca denetleniyor. 3 Kasım itibariyle evetçilere 8 milyon 700 bin dolarlık bağış yapılırken hayır kampanyası 45 milyon 600 bin dolarlık bağış toplamış. Aradaki farkı anlamak için yukarıdaki destekçi listesine bakmak yeterli. Kaliforniya ABD’nin en büyük tarım üreticisi eyalet ve en büyük nüfusa sahip. Bu iki özellik GDO eyaletteki halk oylamasını ABD için de önemli bir hale getiriyor. Uzmanlar Kaliforniya’da GDO etiketlemesine evet çıkması halinde bunun tüm ülkeye yayılması ihtimalini dile getiriyorlar çünkü gıda şirketleri bu eyalette ikili bir  paketleme ve dağıtım sistemi kurmak zorunda kalacaklar.

Güncelleme 08 Kasım 2012 Kaliforniya'daki referandumda GDO'ların etiketlenmemesi yönünde karar çıktı:
http://www.yesilgazete.org/blog/2012/11/08/kaliforniya%E2%80%99da-firsat-kacti-gdo%E2%80%99lu-urunler-etiketlenmeyecek/


Dr. Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Üniversitesi-Betam



21 Ekim 2012 Pazar

Kurumsaldan bireysele, matbudan çevirimiçine imza kampanyaları


İmza kampanyalarının artık miadını doldurduğunu düşünüyordum. Sokaklarda imza veriyoruz, internet üzerinden imza veriyoruz. Buzulların erimesinin engellenmesi, 2B alanlarının satışının durması, nükleer santral yapılmaması için imza veriyoruz. Bir eylem biçimi olarak imza kampanyasını kullanmayan çok az toplumsal hareket vardır. İster protestoyu ister hukuki mücadeleyi temel alsın bir çok örgüt/hareket imza kampanyası yürütüyor. Bu tip bir eylem tarzında hareket istediği değişimi yapacak kuruma, arkasına aldığı kitlenin desteğini gösterir. Bu bazen imza sayısının çokluğuyla bazen de simgesel gücü olan kanaat önderlerinden bir grubun katılımıyla gerçekleşir. Türkiye’de halihazıra herhalde binlerce imza kampanyası yürütülüyordur. Yüzde kaçı başarılı olmuştur bilemiyoruz. Çoğu zaman imza atıyoruz ama kampanyaların takibini yapmıyoruz, medyatik olanlar dışında başarı hikayeleri duymuyoruz. Bu aslında garip değil çünkü sadece imza toplamayla kazanılan mücadelelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Öte yandan başarısız bir eylem tarzı olsa herhalde bu kadar sahiplenilmezdi diye düşünüyor insan. Peki Türkiye toplumu siyasal bir eylem olarak imza kampanyasına katılmaya nasıl bakıyor?  2001 verilerine göre Türkiye’de imza kampanyasına katıldım diyenlerin oranı yüzde 14, katılabilirim yüze 42 ve asla katılmam diyenler %44.
Son zamanlarda gözlemlediğim bir olgu imza kampanyalarında hareketlerin veya örgütlerin yanında bireylerin de kendilerini uzaktan ya da yakından etkileyen bir kanunun, girişimin veya yatırımın değişmesi veya durdurulması için imza kampanyalarını kullanabiliyor olmaları. İmza.la, change.org, imzakampanyam.com sitelerinde 3 dakika içinde kendi imza kampanyanızı düzenleyebiliyorsunuz. İşyerinizde veya sokağınızdaki ulaşabileceğiniz tanıdık tanımadık insanların kat be kat fazlasına internet yoluyla ulaşabilirsiniz. Tabii her zaman gerçekleşmiyor, imzacılarınızın sayısı çok düşük de kalabiliyor. Başarınızı (imza sayısı) sizin siyasal ve sosyal yeteneklerinize, ekonomik ve siyasal konjonktüre, elinizin altındaki kaynaklara, sorunu nasıl tanımladığınıza ve çözümü nerede ve nasıl gördüğünüze/gösterdiğinize bakıyor. Nükleer santral ihalesinin iptali için TBBM’ye teslim etmek üzere toplamayı düşündüğünüz yüzbinlerce imza ile sokağınızın trafiğe kapatılmsı için belediyeye verececeğiniz üç yüz imzayı toplarken yürüteceğiniz stratejiler ve kullancağınız taktikler farklı olmak zorunda.

Dr. Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Üniversitesi-Betam

15 Ekim 2012 Pazartesi

GDO hukuku gelişiyor, farkındalık artıyor


İnsan ve çevre sağlığına etkileri açısından tüm dünyada büyük tartışmalar yaratan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), gerek mevzuat tartışmaları gerekse gıda güvenliği açısından bir süredir ülke gündeminde yer tutuyor.  Ekolojik Yaşam Derneği Bursa’da 6-7 Ekim 2012’de “GDO’ların Sosyal ve Hukuksal Boyutu” başlıklı bir çalıştay düzenledi. BM Küçük Destek Programı Türkiye tarafından desteklenen ve Betam, Greenpeace,Ekoloji Kolektifi, Nilüfer Belediyesi, Nilüfer Kent Konseyi, ZMO ve GDO’ya Hayır Platformu’nun da partnerleri arasında olduğu çalıştayda GDO’lara karşı sosyal örgütlenmeler ve Biyogüvenlik Hukuku tartışıldı. Çalıştayın ilk günü GDO konusunda faaliyet gösteren sivil toplum temsilcileri, bilim insanları, hukukçular ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcileri ve Biyogüvenlik Kurulu başkanı 2 panelde bir araya geldiler. Tartışmaların ana başlıkları GDO’ların kontrol ve denetimi, kamuoyunun farkındalığı ve GDO’lara karşı tepkisi ve gelişmekte olan GDO hukukunun ilkeleriydi.

GDO’da mevcut durum ve gelişen biyogüvenlik hukuku

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilisi Mehmet Çobanoğlu, Türkiye’de GDO’lar konusunda mevcut durumu ve kontrolü başlıklı sunumunda soya, mısır, pamuk, kanola, papaya, domates, şeker pancarı, çeltik ve patatesin GDO açısından  riskli ürünler olarak nitelendirildiğini ve ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada, AB Ülkeleri, Geney  Afrika, Rusya, Ukrayna’dan bu ürünler ithal ediliyorsa yüzde yüzünün analiz edildiğini belirtti. Son dönemde yapılan kontrollerde 2012 Ocak-Haziran arası 5426 gıda analizinde 51, 767 tohum analizinde ise 26 gdolu ürüne rastlandığını belirtti. Biyogüvenlik Kurulu başkanı Prof. Dr Hakan Yardımcı, Prof.Seralini ve arkadaşlarının Food and Toxicology dergisinde yayınladıkları ve GDO-kanser ilişkisini kanıtlayan bilimsel makaleyi kurulda tartışmaya aldıklarını belirtti.
Sivil toplum temsilcileri GD ürünlerin risk değerlendirilmelerinin nasıl yapıldığını,değerlendirme sürecinin yeterince şeffaf olmadığı konusunda eleştirilerini ilettiler. GDO’ya Hayır Platformu’ndan Av.Emre Baturay Altınok, GD gıda ve yem başvurularını şirketler yerine şirketlerin kurdukları dernek ve federasyonların yaptıklarını, bunun da hukukta bir yeri olmadğını vurguladı. Ayrıca ihtiyat ilkesinin önemli bir ayağının da sağlıklı bilgiye erişim hakkı olduğunu ve yurttaşların Biyogüvenlik Kurulu’nun GDO’ları değerlendiren yaptığı tartışmalarışeffaf bir şekilde ulaşabilmeleri gerektiğini belirtti.  Melikşah Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ahmet Başözen, GDO’lar konusunda  bir hukukun gelişmesindeki zorluğun bu ürünlerin canlı sağlığına ne zaman ve nasıl etki edeceğinin tam bilinmemesi olduğunu ve GDO’dan zarar gören bir tüketicinin Tüketici Mahkemesi’nde,Ticaret Mahkemesi’nde ya da İdari Mahkeme’de dava açabileceğini, çevre ve tüketici örgütlerinin de topluluk davası açabileceğini belirtti.

GDO’lara karşı toplumsal muhalefet

Türkiye’de 2004 yılında başlayan GDO karşıtı hareket, Yeryüzü Dostları’nın Avrupa’daki Canavar Domates Kampanyası’nı çevre, üretici ve tüketici örgüterinin bir araya gelmesiyle 15 ilde gerçekleştirilmiş, topladığı 100 bin imzayı TBMM’ye ileterek GDO’ların yasaklanmasını talep etmişti. Çalıştayda gdo karşıtı hareketin aktörleri, talepleri, kullandığı söylemler, mücadele araçları ve uluslararası bağlantıları ele alındı. Son yıllarda artan gıda aktivizminin bir sonucu olarak belirli bir farkındalık yaratıldığı, tüketicilerin gıdalarını ve tarımsal üretimi sorgulamaya başladıklarını ve GDO’lara insan ve çevre sağlığına olumsuz etkileri, tohumun patentlenmesi, tüketicinin bilgilenme hakkının ve küçük çiftçinin tohumu saklama hakkının elinden alınmasına yol açtığı için karşı durduğu ifade edildi.Panelistler son yıllarda yaptıkları kamuoyu araştırmalarından örnekler vererek toplumun dörtte üçünden fazlasının GDO’lar hakkında bilgi sahibi olduğu ve % 82 oranında da GDO’lara karşı olduğunu ifade ettiler. Muğla  Üniversitesi’nden Doç.Dr. Özdemir’in Tübitak desteğiyle yaptığı araştırma, Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin Türkiye’nin 3 bölgesinde gerçekleştirdiği GDO farkındalığı araştırması ve Greenpeace’in kamuoyu anketi benzer sonuçları göstermesi açısından anlamlıydı. Çalıştayın ikinci günü sivil toplum örgütleri,meslek odaları ve baroların temsilcileri, GDO’ya Hayır Plaformu’nun bileşen örgüt temsilcileri ve aktivistlerinin katılımıyla  ilk günkü tartışmalar ışığında mevcut sorunların çözümü için ortak çalışmalar ve kampanya düzenleme imkanları tartışıldı.

2010 yılında çıkarılan Biyogüvenlik Kanunu ile birlikte Türkiye’de GDO’ların ekimine yasak getirilirken ithalat izni Biyogüvenlik Kurulu’nun risk ve sosyo-ekonomik değerlendirmesine bağlı kılındı. Öte yandan yasa çıkana kadar çeşitli yönetmeliklerle verilen izinler sonucu genetiği değiştirilmiş 32 çeşit gıdada ve yem bitkisi 6 ay boyunca yoğun bir şekilde girdi ve denetim ve kontrolü mümkün olmadı. Son olarak  genetiği değiştirilmiş 3 soya ve 16 mısır çeşidine ithalat izni verilmiş ve bu yemlere etiketleme zorunluluğu getirilmiş, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu ise gıda amaçlı 29 GDO’lu genle ilgili başvurusunu oluşan toplumsal tepki yüzünden geri çekmişti. Genetiği değiştirilmiş ve yem olarak kullanılacak 3 kolza ve bir şekerpancı çeşidiyle ethanol olarak kullanılacak 22 çeşit GD mısırın başvurusu yolda. Denetimlerde yasak olmasına rağmen GDO’lu gıda ve yem kullanan şirketlere karşı devletin açtığı davalar devam ediyor. Davaların sonuçlarına göre bu şirketlerin isimleri kamuoyuna açıklanabilir.

Dr.Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Üniversitesi- Betam

Lüfer Bayramı


2. İstanbul Lüfer Bayramı 19 - 21 Ekim tarihleri arasında düzenleniyor. Bayramda bu yıl çocuklar için etkinlikler, gençler için projeler, kayıt tutmanın keyfini bilenler için bir atölye, avcılar için bir yarışma, sektörün tartışmalarını gündeme taşıyan bir panel ve “balıklı filmler” festivali var. Programın detayları için http://www.fikirsahibidamaklar.org/lufer-bayrami-2012/program.html

11 Ekim 2012 Perşembe

Heybeliada'da Güz Pikniği



Adalarda Güz Pikniği
14 Ekim (Pazar) 12:00-17:00
HEYBELİADA 


*İstanbul Kolektif (www.kolektifistanbul.com) Balkan müzikleriyle,
*Esmeray yeni oyunu Yırtık Bohça'dan bir bölümle,
*İpek Thevenon çocukluğumuzun sokak oyunlarıyla,
*Hüseyin Varış uçurtma atölyesiyle bizlerle olacak...

Sonbaharın bize sunduğu yeni renkleri şehrin karmaşasından ve hızından uzak,Yeşillerle karşılamak için Heybeliada’dayız. 14 ekim pazar günü saat 12:00’le 17:00 arasında sizleri bize katılmaya davet ediyoruz. Çeşitli etkinlikler, müzik, çocuklar için oyunlar, Heybeliada’nın rehber eşliğinde gezilmesi ve Mangalda Balık sizleri bekliyor…

Ulaşım ve organizasyon hakkında ayrıntılı bilgi: www.yesiller.org.tr Tel: 212 244 77 80, 0541 693 89 94

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...