22 Aralık 2014 Pazartesi

28 Aralık'ta doğayı, emeği, İstanbul’u ve Marmara’yı savunuyoruz!


28 Aralık Kadıköy mitinginin çağrı metni:
Zeytinini, suyunu, kıyısını, korusunu koruyanlar…
Ormanına, bostanına, tarım alanlarına sahip çıkanlar…
Şehirleri, garları, parkları, mahalleleri, evleri, meydanları için direnenler…
Yerin yedi kat altında da üstünde de çalışırken hayat mücadelesi verenler…
Bir aradayız! Bir arada doğayı, emeği, İstanbul’u ve Marmara’yı savunuyoruz!
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e uzanan bu kısrak başının tek nefes borusu benim! Sarışın bir denizle kara bir denizin kavuşmasından oldum. Kadim ve ışıklı Istrancaların, bol pınarlı vahşi hayvanlar anası İda’nın gölgesinde, toprağın ve nehirlerin bir badem ağacına can verdiği yerde, bereket ananın oğlu temmuz olarak doğdum. Zalimler beni her katlettiğinde, damarlarımdan süt aktı ve bağlandığım ağaç, kara zeytin taneleri verdi…
Şimdi, bir şafak vakti Yırca’da öldürülen 6 bin zeytin ağacı; yaşam alanlarından kovulan hayvanlar; kimyasal atıklarla zehirlenen Ergene; yok edilen Dilovası; suyu kurutulan Sapanca; sürgün edilen Sulukule; kuzey ormanlarında kesilen yüz binlerce ağaç; yerin yedi kat altındaki maden ocağında, göğün yedi kat üstündeki şantiyede karın tokluğuna öldürülen işçiler; boğazlanan şehirler, yıkılan okullar, halkına kapatılan meydanlar aşkına seni çağırıyorum. Marmara halkı, İstanbul halkı yaşamın ve umudun sesini yeniden duy!
Burası Marmara, kucaklaşmanın, buluşmanın anayurdu… Seni Edirne’den İzmit’e, Çanakkale’den Bursa’ya, İğneada’dan Sapanca’ya, Okmeydanı’ndan Gebze’ye, Taksim’den Sefaköy’e doğayı, emeği, mahalleni ve şehirlerini savunmak için, büyük ve bereketli bir nehir gibi akarak 28 Aralık’ta İstanbul’da, Kadıköy Meydanı’nda buluşmaya çağırıyorum:
Seni, sonsuz bir kuruntuyla yaşam alanlarımıza kaçak saraylar dikenlere, halkı kendi meydanlarında yasaklı ilan edenlere karşı, Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinin üstüne düşen güneşi ve telaşı savunmaya çağırıyorum…
Seni, bilcümle canlılara, yoksullara, çocuklara zorbalık edenlere karşı ürkek karacanın, su içen karıncanın, misafir leyleğin, pullu balığın, gülümseyen fokların, boğulan domuzların, mağrur kartalın, çocukların ve longozun yaşam hakkını savunmaya çağırıyorum…
Seni, deprem toplanma alanlarımıza paranın tapınaklarını dikenlere, mezarlıklarımızı, adalarımızı, parklarımızı, korularımızı imara açanlara, kimyasallarla, gdo’lu tohumlarla, toprağımızı zehirleyip, suyumuzu kurutanlara karşı Ergene’yi, Çorlu’yu, Sapanca’yı; Trakya’nın, Balıkesir’in, Kandıra’nın tarım alanlarını; ayçiçeğini, zeytini ve pirinci; Çanakkale’nin Trakya’nın dağlarını, adaları savunmaya çağırıyorum…
Seni her yeri kaplayan organize sanayi bölgelerine, termik ve nükleer santrallere, siyanürlü altına, taş ve maden ocaklarına karşı Yırca’nın inadıyla, Validebağ’ın direnciyle, Torunlar’ın öfkesiyle, İğneada’nın sabrıyla korunu, bostanını, ormanını, suyunu savunmaya çağırıyorum. Seni İstanbul’daki birinci köprüden Çanakkale’deki dördüncü köprüye, AVM’lerden kentlerin içindeki termik santrallere, atom bombası gücündeki amonyak tanklarından, organize kimya sanayilerine uzanan büyük doğal ve kentsel yıkımı durduracak büyük bir yaşam hakkı mücadelesinin kardeşliğine çağırıyorum. Seni engelli çocukları okulsuz bırakanlara; okulları yıkanlara; dini yağmaya kalkan yapanlara; hastaneleri kapatanlara; riskli alan ilan ettikleri mahallelerin yanı başına rant sarayları, cinayet alanları, dev şantiyeler dikenlere karşı okuluna, hastanene, mahallene sahip çıkmaya çağırıyorum.
Unutma: Barbarlık hepimizin kapısına dayandı! Barbarlık her yerde doğanın ve emeğin yaşam hakkını ihlal ediyor! Unutma: Bu sefer tek esaslı gerçek: Ya hep beraber ya hiç birimiz!
İstanbul finans kenti, emlak cenneti, sermayenin oyun parkı olsun diye Trakya ve Anadolu’daki zengin tarım topraklarımız, birinci sınıf içme suyumuzu yağmalayan güvencesiz deri, boya, tekstil, metal, kimya fabrikalarınca, gdo’lu tohumlarca zehirleniyor. Milletin anasını ağlatan şirketler zengin olsun diye İstanbul’un suyunu kurutan mega projeler, termik santraller; hes’ler hepimizi susuzluğa mahkum ediyor. Çarpık sanayileşmenin büyük çöplüğü Marmara, şimdi yeni kent ve doğa yağmacılarınca ikinci kez büyük bir yıkıma sürükleniyor. İstanbul bir avuç şirketin çıkarlarına, Marmara İstanbul’a feda ediliyor. Ve kanserden öldüğümüz şehirler, iş cinayetlerinde katledildiğimiz madenler ve şantiyeler çitlenen topraklarımızdan, meralarımızdan, yaşam alanlarımızdan, mahallelerimizden hep birlikte sürgün edilmemiz sayesinde böyle hızla ve kibirle yükseliyor.
Unutma: Validebağ korusundan Yırca’ya; Kuzey Ormanları’dan Bozcaada’ya; Bursa’dan Okmeydanı’na ormanları, vadileri, okulları, hastaneleri, mahalleleri ve meydanlarıyla İstanbul ve tüm Marmara artık hepimizin ortak savunma alanı. Savunmamızın tek meşruluk kaynağı, doğayı ve şehirlerimizi koruma hakkımız ve büyüyen dayanışmamız. İşlemeyen hukuk, şantiye polisleri, biber gazları, makul şüpheler, özel güvenlikçiler, çeteler, medyalar ve kalkınma yalanları sadece bir avuç yağmacı şirketin iktidarını savunuyor.
Büyüme diye parayı ve paranın iktidarını savunanlara karşı; İstanbul’u ve Marmara’yı savunuyoruz. Kalkınma diye beş kuruş değer vermeden tükettikleri emeği, doğayı, insanı, yaşamı hoyratça savuranlara karşı; bir orman gibi eşit ve adilce paylaşmayı; bir ağaç gibi özgürce üreterek yaşamayı savunuyoruz. Köylüyü toprağından, yoksulu mahallesinden sürüp, doğayı katleden OGB’lerde, madenlerde, şantiyelerde insan kanından kar edenlere karşı; doğanın, emeğin, suyun, toprağın ve şehirlerin hakkını savunmak için ayağa kalkıyoruz.
Seni, İstanbul’u, Marmara’yı, yaşamı savunarak umudumuzu büyütmeye çağırıyoruz!
Seni yaşamı ağaç ağaç , ev ev, meydan meydan ve topyekun savunmaya çağırıyoruz!
Seni yurttaşlarının en temel hakları en yüksek yasa olan; kalkınma derken eşitliği ve adilce bölüşmeyi anlayan yeni bir yurttaşlık hukukunu; “güzel bir ülkeyi ve insanca bir mahalleyi”; yaşamı savunarak hep birlikte inşa etmeye çağırıyoruz.
Ben Marmara: Toprağın ve nehirlerin bir badem ağacına can verdiği yerde, bereket ananın oğlu temmuz adıyla doğan: kucaklaşmanın, buluşmanın anayurdu. Zalimler beni her katlettiğinde, damarlarımdan süt aktı ve bağlandığım ağaç, kara zeytin taneleri verdi…
Seni, el ele verip, katledilen yaşamı; kırılan umudu, kökünden sökülen erik ağacını hep birlikte yeşertmeye; çiçekli hazirandan bereketli bir temmuz yaratmaya çağırıyorum.
Marmara ve İstanbul’u doğa düşmanı yağma projelerine karşı savunmak için, 28 Aralık’ta Kadıköy’de bir aradayız.
Evimizi, bahçemizi, mahallemizi, korumuzu ve ormanları savunmak için, 28 Aralık’ta Kadıköy’de bir aradayız.
Yaşam hakkı verilmeyen hayvanları savunmak için 28 Aralık’ta Kadıköy’de bir aradayız.
Okuluma, kamusal sağlık ve ulaşım hakkıma, hastaneme, Haydarpaşa Garı’ma, Taksim Meydanı’ma dokunma demek için 28 Aralık’ta Kadıköy’de bir aradayız.
“Ya hepimiz engelliyiz, ya hiçbirimiz” demek için 28 Aralık’ta Kadıköy’de bir aradayız.
İğneada’yı, Istrancaları, Çanakkale’yi, Körfez’i, Sakarya’yı, Sapanca’yı, Bursa’yı, İstanbul’u savunmak için 28 Aralık’ta Kadıköy’de bir aradayız.
Bir aradayız; bir arada doğayı, kenti, emeği, Marmara’yı, İstanbul’u, yaşamı savunuyoruz.

20 Kasım 2014 Perşembe

Kuraklık 4 milyar hektardan fazla alanı ve 1,4 milyar insanın hayatını tehdit ediyor

TEMA Vakfı her yıl düzenlediği Erozyonla Mücadele Haftası etkinlikleriyle erozyonla mücadelenin, ağaçlandırmanın ve doğal varlıkları korumanın öneminin altını çiziyor. Dünyada kuraklık 4 milyar hektardan fazla alanı ve 110 ülkede yaşayan 1,4 milyar insanın hayatını tehdit ediyor. TEMA Vakfı Erozyonla Mücadele Haftası’nın 2014 yılı temasını “Su ve Kuraklık” olarak belirledi ve tüm Türkiye'de temsilci ve gönüllü sorumlularının katılımıyla hafta boyunca düzenlenen Toprağa Saygı Yürüyüşleri'nde kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmeyi hedefliyor.

TEMA Vakfı 17-23 Kasım tarihleri arasında düzenlediği Erozyonla Mücadele Haftası etkinlikleriyle erozyon, su ve kuraklık konusuna dikkat çekiyor. Erozyonla Mücadele Haftası kapsamında tüm Türkiye'de TEMA Vakfı temsilcileri ve gönüllü sorumluları tarafından gerçekleştirilen Toprağa Saygı Yürüyüşleri ile doğal varlıkların korunması için harekete geçme çağrısında bulunuluyor. TEMA Vakfı, su varlıklarının korunması, kuraklık ve erozyonla mücadele edilmesinin devlet politikalarında mutlaka yer alması gerektiğini vurguluyor.

Erozyonla Mücadele Haftası'na ilişkin konuşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, çöl gibi aşırı kurak bölgeler dâhil edilmediğinde, Dünya'daki kara parçalarının yüzde 40'ının kurak alanlardan oluştuğunu belirtti. Kuraklığın dünyada 4 milyar hektardan fazla alanı ve 1,4 milyar insanın hayatını tehdit eder hale geldiğini aktaran Ataç, Dünya'da erozyon sebebiyle 110 ülkenin çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ifade etti. Aynı alanda iklim değişikliğine bağlı kuraklık, çölleşme ve ani hava olayları ile birlikte şiddetli erozyon görülmeye başladığını söyleyen Ataç, Türkiye tarım alanlarının yüzde 59’unun erozyon alanı olması göz önünde bulundurulduğunda, tehdidin çok tehlikeli boyutlara gelebileceğinin altını çizdi.
 
Erozyonla Mücadele Haftası kapsamında 19 Kasım Çarşamba Günü TEMA Vakfı temsilcileri Sapanca Gölü'nü ziyaret ederek incelemeler yaptı. TEMA Vakfı ekibi Sapanca Gölü ve çevresinde bulunan toprakları erozyon, su ve kuraklık çerçevesinde inceleyerek değerlendirmelerde bulundu. Sürdürülebilir bir yaşam için su varlıklarının gözetilmesi, erozyon ve kuraklıkla mücadele edilmesinin önemi vurgulandı.
Konuyla ilgili bilgiler veren TEMA Vakfı Sakarya İl Temsilcisi Mahnaz Gümrükçüoğlu, Mayıs 2013 tarihinden itibaren Sapanca Gölü su seviyesinin inişe geçtiğine dikkat çekti. Sapanca Gölü’nden çekilen su miktarının yanı sıra havzadaki dereleri besleyen yer altı suyunun kontrol edilmesi ve korunması gerektiğini söyledi. Gümrükçüoğlu, entegre havza yönetiminin önemine dikkat çekerek, Sapanca Havzası’nı besleyen derelere akım gözlem istasyonları ile bölgeye meteorolojik istasyonlar kurulması gerektiğini dile getirdi. Gümrükçüoğlu, iklim değişikliğine bağlı kuraklıklarda artış beklendiğini, bu nedenle Türkiye’nin doğal varlıklarının bütüncül ekosistem yaklaşımıyla korunması gerektiğini söyledi.


Erozyon, su ve kuraklık
  • Erozyon, arazi yüzeyinin koruyucu bitki örtüsünden yoksun bulunduğu bölgelerde sıklıkla görülüyor. Erozyona en hassas araziler, bitki örtüsünden en yoksun alanlar olan tarım arazileridir. Dünyada tarım arazilerinin yıllık ortalama 24 milyar tonu, erozyon sebebi ile yok oluyor.

  • Tarım alanlarımızın yüzde 59'unda, meralarımızın yüzde 64'ünde ve orman varlığımızın yüzde 54'ünde erozyon yaşanıyor. En yaygın ve etkili erozyon türü olan su erozyonuna Türkiye topraklarının yüzde 90'ı maruz kalıyor.

  • Toprak ekosisteminin en hayati kısmı, toprağın üst kısmıdır. Çünkü bitki beslenmesinde büyük önemi olan organik maddenin biriktiği, ayrıştığı ve su ile birlikte bitkinin köklerine ulaştığı yer burası.

  • Türkiye her yıl ortalama 1mm, 10 yılda 1 cm toprak kaybediyor. 1 cm kalınlığında bir toprak tabakasının oluşması için en az 300 ile 1000 yıl arasında bir süre gerekiyor.

  • Dünyada kuraklık 4 milyar hektardan fazla alanı ve 110 ülkede yaşayan 1,4 milyar insanın hayatını tehdit ediyor. Türkiye, tatlı suyunun yüzde 70'ini tarımsal üretimde kullanıyor. Bu suyun yüzde 80'ini tasarruflu olmayan vahşi sulama sistemleri ile tüketiyor. Yüksek oranda su kullanımı nedeniyle topraklarımız tuzlanıyor ve su varlıklarımız hızla azalıyor.

  • Su varlıklarının sürdürülebilir olmayan kullanımı ve iklim değişikliği gibi insan faaliyetinden kaynaklı etkiler hem kuraklığın sıklığını ve şiddetini artırıyor hem de yağış rejimlerini değiştirerek ani yağışların artmasına neden oluyor. Kuraklık, toprağın yani toprak içindeki yaşamsal döngünün bozulmasına neden oluyor. Bozulan toprak, erozyona karşı daha hassas hale geliyor. Ani yağışlar ise, toprağın su erozyonu ile akıp gitmesine neden oluyor. Bitki örtüsünün zayıf olduğu alanlarda ise daha fazla su erozyonu yaşanıyor.


Türkiye Çöl Olmasın!                                                                                                                      TEMA Vakfı


31 Ekim 2014 Cuma

Avrupa Yeşilleri 7-9 Kasım'da İstanbul'da

Avrupa Yeşiller Partisi 21. Konsey Toplantısı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi'nin ev sahipliğinde İstanbul'da gerçekleşiyor.

Türkiye'nin de içinde bulunduğu coğrafyada öngörüsüz kalkınma politikaları ile büyüyen bir kriz ile karşı karşıyayız. Gelir adaletsizliği, işsizlik, işçi ölümleri, kentsel dönüşümün yarattığı yoksulluk ve barınma hakkından mahrum bırakılma, kırsalda ve kentte doğaya yapılan müdahalelerin getirdiği ekolojik ve toplumsal yıkım bu krizin sonuçları olarak karşımızda durmakta.

Dayatılan tüketim ve kalkınma politikalarına, adaletsizlik, eşitsizlik ve özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı Haziran 2013 Gezi direnişinde, bir ağacın etrafında binlerce insan, yerinden ve katılımcı demokrasi, kent ve doğa hakları, özgürlükler için yürüttükleri mücadele ile umudun kapısını araladı. Ancak bir sene içinde bu krizin karanlık yüzünü 301 işçinin hayatını kaybettiği Soma kömür madeninde yaşanan facia ile gördük.

Diğer yandan, Ortadoğu'nun kadim haklarının hak, özgürlük ve demokrasi mücadelesi vahşi bir savaş ile boğulmaya çalışılıyor, binlerce insan katlediliyor, kadınlar ve çocuklar şiddet yumağının içinde çırpınıyor, milyonlarcası yerinden ediliyor, kültür ve doğa silahlarla yıkılıp, yerine halkların acısı üzerine bir şiddet uygarlığı inşa edilmeye çalışılıyor. Kobane'de süren direniş, halkların kardeşliğini ve bir arada yaşamı özgür, eşit ve demokratik bir zeminde kurmak için sürüyor.

Öte yandan derinleşen toplumsal, ekonomik, ekolojik kriz karşısında ise emekten, doğadan, barıştan ve insan haklarından yana bir alternatif arayışı halkların sesi ile Avrupa'da, Ortadoğu’da ve Türkiye'de filizleniyor.

Avrupa Yeşilleri de bütün bu konuları değerlendirmek üzere İstanbul'da bir araya geliyor. Avrupa'da, Ortadoğu'da ve Türkiye'de yaşanan gelişmelere özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik ve ekolojist bir çerçeveden alternatif cevaplar üretmek üzere 7-9 Kasım tarihlerinde buluşuyoruz. Enerji politikalarından Ortadoğu'da yaşananlara, Türkiye-AB ilişkilerinden mülteci sorununa, ekoloji mücadelelerinden COP21 zirvesine giderken iklim değişikliği tehdidine, LGBTİ politikalarından emek alanına dair bir çok tartışmanın yer alacağı toplantılarda sizleri de aramızda görmek isteriz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüleri
Sevil Turan - Naci Sönmez

Ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayınız.

Kayıt için lütfen tıklayınız

Not: Basın mensuplarının da kayıt yaptırmaları gerekmektedir.

Sorularınızı: ysgp@gelecegiyesertiyorum.org adresine iletebilirsiniz.

Program

7 KASIM 2014, CUMA
10:00 – 13:00 Konferans:
Jeopolitik, Güvenlik ve Enerji Dönüşümü: Yeşil reçeteler hala günümüzün tehditlerine cevap
verebiliyor mu?
Yeşiller / EFA (Özgür Avrupa Birliği)
13:00 – 14:00 Ortak Basın Toplantısı
YSGP, Küresel Yeşiller ve Avrupa Yeşilleri
13:00 – 14:00 Öğle Arası
14:00 – 16:00 Paralel Oturumlar
* Yerinden edilenler ve bölgedeki göçmenler
* Küresel Yeşiller Ağı toplantısı
* Avrupa’da gençlik ve genç işsizliği
* COP21 – İklim Değişikliği ortak kampanya planı
* Yerel Yöneticiler Ağı
16:00 – 16:30 Kahve Arası
16:30 – 16:45 Açılış ve Hoşgeldiniz
Monica Frassoni, Avrupa Yeşiller Partisi eşbakanı
Sevil Turan, Yesiller ve Sol Gelecek Partisi eşsözcüsü
16:45 – 17:00 Açılış Konuşması
Cem Özdemir, Birlik90/ Yeşiller eşbaşkanı
17:00 – 19:00 Açılış Oturumu : “Avrupa’nın Geleceği ve Türkiye’nin Rolü”
19:00 – 21:00 Paralel Oturumlar
* Popülizme Yeşil Cevaplar
* Balkan Ağı Toplantısı
* Cinsiyet Ağı Toplantısı
* Avrupa Deneyimli Yeşiller Ağı toplantısı: Sosyal medyada başarılı bir kampanya nasıl başlatılır?
* Suriyeli göçmen dernekleriyle toplantı (Milletvekilleri Ska Keller ve Monica Frassoni ile)
8 KASIM 2014,CUMARTESİ
11:00 – 11:15 Konuşma:
Naci Sönmez, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş sözcüsü
Selahattin Demirtaş, HDP Eşbaşkanı
11:15 – 12:00 Türkiye Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Üyeleriyle Toplantı
12:00 – 12:15 Kahve Arası
13:00 – 13:15 Açılış Konuşması
Reinhard Bütikofer, Avrupa Yeşiller Partisi Eşbaşkanı
13:15 – 13:30 Açılış Konuşması
Philippe Lamberts, AP Yeşiller / EFA (Özgür Avrupa Birliği) Grubu Eşbaşkanı
13:30 – 14:45 Öğle Arası
14:45 – 16:45 Paralel Ana Oturum:
* Ukrayna’daki Durum
* Ekoloji Hareketleri ve Yeşil Siyaset
16:45 – 17:00 Kahve Arası
17:00 – 19:00 Ana Oturum: Ortadoğu’daki Gelişmeler
19:00 – 21:00 Paralel Toplantılar
* Kampanyacıların Atölyesi: “Gelecekteki Ortak Kampanyalar”
* Avrupa Genç Yeşiller Federasyonu
* Somon Yetiştiriciliği ve kültür balıkçılığı
* Yeşil Avrupa Vakfı: Yeni Medya ve Dijital direniş teknikleri
* Türkiye’de LGBTİ (AP milletvekilleri Terry Reintke ve Ulrike Lunacek’le ziyaret)
* Sendikalarla Emek Hakları üzerine toplantı (Milletvekili Ska Keller’la)
* Komşuluk Politikası ve Doğu İşbirliği
9 KASIM 2014, PAZAR
10:00 – 17:00 Heinrich Böll Stiftung ve Yeşil Düşünce Derneği
Türkiye 5. Yeşil Ekonomi Konferansı
Avrupa’da Kaya Gazı Yer: Intercontinental Hotel
Detaylı bilgi için: http://tr.boell.org/tr

13:00 - 21. Avrupa Yeşiller Konseyi Kapanışı

28 Ekim 2014 Salı

Validebağ Direniyor

Validebağ’dan ve İstanbul’un dört bir yanından gelen yaşam savunucuları günlerdir ısrarla ve inatla koruyu ve yaşam alanlarını savunmak için direniyor.

İktidar ve sermaye bloğu ve yerel yandaşları Atatürk Orman Çiftliği’nden, 3. Köprü, 3. Havalimanı ve sayısız diğer projeden çok iyi bildiğimiz hukuk tanımaz, doğa ve demokrasi düşmanı tutumunu Validebağ’da da sürdürüyor. İstanbul’u bir yağma alanı, yurttaşları kul olarak gören yağmacı zihniyet başkanıyla, belediye başkanıyla, yandaş medyası, inşaat bekçiliğine soyunan kolluk kuvvetleri ve yeni güvenlik uygulamalarıyla Validebağ direnişini siyasi hedefi haline getiriyor.

Soma’da, Torunlar’da, Karaman’da rant uğruna doğaya ve insanlara kıyanlar, Validebağ’da demokratik haklarını kullanan yurttaşlara acımasızca saldırıyor. Validebağ’ın girişindeki bin metrekarelik direniş alanı koruyu, yaşamı ve demokratik haklarını savunanlarla yaşama, halka ve demokratik haklara şiddet araçları ve yalanlarla saldıranlar arasında bir mücadele alanına dönüşüyor.

Validebağ ve yaşam savunucuları olarak tüm hukuksuzluklara, saldırılara ve yalanlara rağmen dayanışmayı ve direnişi büyütmekte; en temel haklarımız olan doğayı savunma ve demokratik gösteri haklarımızı kullanmakta kararlıyız. Çünkü direniş çadırlarının kurulduğu alanı savunmak demek bir bütün olarak Validebağ korusunu, Üsküdar’ı ve İstanbul’u savunmak demek. Çünkü direnişi ve dayanışmayı büyüttüğümüz alanı savunmak demek doğayı, yaşamı ve demokratik haklarımızı savunmak demek.

Validebağ direnişine imzalarıyla destek veren tüm yaşam savunucularını, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, sanatçıları, aydınları, avukatları, hekimleri, meslek insanlarını, forumları ve yerel dayanışmaları 29 Ekim Çarşamba gün boyunca ve saat 18.00’da, imzalarının hakkını veren en kitlesel biçimde ve yüksek bir temsil düzeyiyle Validebağ nöbetine katılarak ortak direnişimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.


VALİDEBAĞ DİRENİŞİ İMZACILARI (Güncellendi)
İstanbul Kent Savunması
Kuzey Ormanları Savunması

Abbasağa Forumu
Acıbadem Dayanışması
Acıbadem Koşuyolu Dayanışması
Adalar Savunması 
Adalet İçin Hukukçular
Ahmet Sani Gezici Lisesi Velileri
Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER)
Anti-Kapitalist Müslümanlar
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
Avcılar Gezi Dayanışması
Bakırköy Halk Meclisi Forumu
Bakırtepe Çevre Platformu
Beylikdüzü Dayanışması
Bisikletli Ulaşım Platformu
Caferağa Dayanışması
Cevizli Tekel Dayanışması
Çağdaş Avukatlar Grubu
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi
Devrimci Hareket
DİSK-Banksen
Eğitim-Sen 2 Nolu Şube 
Emek Bizim İstanbul Bizim
Emekçi Hareket Partisi
Emekliler Dayanışma Sendikası
Engelli Hakları Forumu
Etiler Forum
Ergene İnisiyatifi
Ezilenlerin Sosyalist Partisi
Fikir Kulüpleri Federasyonu 
Fotoğraf Sanatçısı Murat Germen
Gezi Partisi 
Gezi Revir
Göztepe Dayanışması
Halkevleri
Halkın Türkiye Komünist Partisi
Haydarpaşa Dayanışması 
HDP İstanbul İl Örgütü
HDP-HDK Kadıköy Gençlik Meclisi 
HDK Ekoloji Meclisi
Helsinki Yurttaşlar Derneği
Heybeliada Forumu
İçdış Kumsalı Koruma ve Yaşatma Sivil Toplumu Destekleme Derneği
İMECE Ev İşçileri Dayanışması
İMECE Kadın Dayanışma Derneği
İmece Toplumun Şehircilik Hareketi
İnşaat İşçileri Sendikası
İnşaat ve Yapı İşçileri Derneği
İstanbul Arel Üniversitesi Kent ve Yaşam Kulübu ve Arel Kolektif
İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Kulübü 
İstanbul Hepimizin Girişimi
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi
İstanbul Tabip Odası
İstanbul Üniversitesi Kuş Gözlem Topluluğu
İşçi Sözü
İşçi Mücadele Derneği
Kadıköy Kent Dayanışması
Kadıköy Gençlik Muhalefeti
Kafe ve Bar Çalışanları Birliği
Kaldıraç
Karadeniz İsyandadır Platformu
Kocamustafapaşa Dayanışması
Kent Hareketleri
Kent ve Hukuk Atölyesi
Komünist Parti İstanbul İl Örgütü
Korsan Parti Hareketi
Koşuyolu Yaşam Parkı Forumu
Kozyatağı Dayanışması
Kuzguncuklular Derneği
Melda Onur - İstanbul milletvekili
Mevlanakapı Mahallesi Halkı
Müşterekler
Okuluma Dokunma Koordinasyonu
Oruç Baba Parkı Direnişi
ÖDP İstanbul İl Örgütü
Öğrenci Dayanışması
Öğrenci Kolektifleri
Pangea Ekoloji
Politeknik
Sarıyer Kent Dayanışması
Senoz Vadisi Koruma Platformu 
Sosyal Haklar Derneği
Sosyalist Demokrasi Partisi 
Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol
Sulukule Platformu
Şişli Merkez Mahallesi Forumu 
Taksim Gezi Parkı Derneği
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi
TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu
Toplumcu Mühendisler ve Mimarlar Meclisi
Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP)
Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi
Tüm Öğretim Elemanları Derneği İstanbul Şubesi (TÜMÖD)
Türkiye Bağımsız Halk Hareketi
Üsküdar Doğancılar Forumu
Validebağ Gönüllüleri
Yedikule Halkı ve Yedikule Bostanları Girişim
Yeldeğirmeni Dayanışması
Yeşil Direniş Gazetesi
Yeşil Öfke 
Yeşil ve Sol Gelecek Partisi
Yoğurtçu Parkı Forumu Diren Kadıköy
Not: İmza eklemek isteyen kurumlar istanbulkentsavunmasi@gmail.com adresine mail atabilir.

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Yerel Yönetimler, Katılımcılık ve Stratejik Planlar


 Yerel yönetimler orta ve uzun vadeli amaçlarını, temel ilke ve politikalarını, hedef ve önceliklerini  belirlemek için stratejik planlar yapmaya 2000’li yıllarda başladılar. 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 41. Maddesine belediye başkanları seçildiklerin itibaren 6 ay içinde stratejik planlarını hazırlayıp Belediye Meclisi’ne sunmak durumundalar. Kanuna göre Stratejik plân, varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanır ve belediye meclisi tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.” Bugüne kadar belediyeler katılımcılığı genellikle paydaşları üzerinden kurguluyordu. İl veya ilçe sınırları içindeki Kaymakamlık, Emniyet Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü, Halk Eğitim Müdürlüğü,Müftülük, üniversiteler, hastaneler, meslek odaları ve sendikalar gibi kurumların belediyenin çalışmalarına yönelik beklenti ve fikirleri değerlendiriyordu. Yurttaşların fikri genelde belediyenin hizmetlerinden memnuniyet anketleri doğrultusunda alınıyordu.  Bursa Nilüfer Belediyesi ve Diyarbakır Belediyesi dışında yurttaşları doğrudan stratejik planlama süreçlerine katan az sayıda belediye vardı. Gezi Parkı deneyimi yurttaşların yerel politikalara katılımının önünü açmışa benziyor.
Kadıköy Belediyesi 5 Yıllık Stratejik Plan Hazırlık Çalıştayları’ndan ikincisi 12 Temmuz 2014 Cumartesi günü Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi Zübeyde Hanım Kokteyl Salonu’nda gerçekleşti. Moderatörlüğünü Dr. Tunç Evcimen’in yaptığı ve arama konferansı yönetiminin kullanıldığı çalıştaya 150 Kadıköylü katıldı. Katılımcılar, sivil toplum örgütü üyesi, muhtar, forum katılımcısı,öğretim üyesi ve siyasi parti üyesi olarak katılsalar da arama konferansının kuralları gereği kurumsal olarak değil bireysel olarak temsil edildi. Açılış konuşmasında Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, halkın taleplerini demokratik şekilde yerine getirmeye çalıştıklarını ve bu doğrultuda ilk çalıştaylarını 18-35 yaş arası gençlerin katılımıyla gerçekleştirdiklerini belirtti.
Çalıştayın ilk bölümünde  “Kadıköy’ün geleceğini etkileyen dünyadaki ve Türkiye’deki akımlar ile Kadıköy’ün mevcut durumu” üzerine beyin fırtınası gerçekleştirildi. Katılımcılar turizmden afet yönetimine kültürden çevreye, altyapıdan ulaşıma kentsel dönüşümden spora  görüşlerini serbestçe dile getirdi.Bu görüşler 177 madde altında toplanarak katılımcılara dağıtıldı. İkinci bölümde katılımcılar 10’ar kişilik 12 gruplara ayrıldılar ve Kadıköy’ün dört önceliğini alt başlıklarıyla belirlemeye çalıştılar. Örneğin 1) Çevre 2) Kentsel Dönüşüm 3)Kültür-Sanat 4) Katılımcılık gibi. Sonrasında 10 gruptan birer sözcü tüm katılımcılara gruplarının dört önceliğini ve bunları tercih etme nedenlerini anlattı. İlk bölümde kural sadece durum tespiti yapılması önerilerin sonraki bölümlere bırakılmasıydı. Kolaylaştırıcılar tüm grupların dört önceliğini ortaklaştırdıklarında şu sonuç ortaya çıktı.  Kentsel dönüşüm 12 gruptan 11’inde, Çevre 7’sinde, Sosyal Sorunlar 7’sinde, Tarih-Kültürel Değerler 6’sında, Katılımcılık 5’inde, Ulaşım 5’inde, Görsel Güzellik ve Markalaşma 3’ünde; Spor Tesisleri 2’sinde, Esnaf ve Yerel Pazarlar da 2 grupta ele alınmış ve tartışılmış. Ortaklaştırılmış önceliklerden “Çevre” konusu aşağıdaki alt başlıklarıyla birlikte ele alınmış:
“Park ve bahçelerin öneminin ortaya çıkmaması, Kurbağalıdere sorunu, baz istasyonu sorununun çözümlenememesi, yenilenebilir enerji, yeşil alanların korunması, geri dönüşüm konusunda kurumsal çalışma, biyolojik artıma, su tasarrufu, kent tarımı, sokak hayvanlarının barınması ve rehabilitasyonu, çevre kirliliği denetimi, hafriyatların denetlenmesi, kentsel dönüşüm kaynaklı asbest sorunu, tüm canlılar için güvenli ve sürdürülebilir bir kent oluşturulması, deniz kirliliği, atık, altyapı eksikliği.”
Üçüncü ve son bölümde ise ortaklaştırılmış 11 gündem maddesi hakkında (Aklımdaki Kadıköy, Kentsel Dönüşüm, Çevre ve Sağlık, Dezavantajlı Gruplar, Kültür-Sanat, Kültürel Miras, Katılımcılık, Ulaşım, Markalaşma,Ekonomik Gelişme, Kurumsal Hizmetler) katılımcılardan mümkün olduğunca ayrıntılı proje önerileri getirmeleri istendi. Belediyenin yıkımlarda asbest denetimi yapması, yelken kulüplerinin okullarla işbirliği yapması, Caferağa ve Yel değirmeni mahallelerinin SİT alanı ilan edilmesi, mahalle meclislerine bütçe ayrılması, belediye-üniversite işbirliği ile çıraklık eğitimi verilmesi, kadın sığınma evlerinin artırılması, Haydarpaşa’nın müze yapılması, ilçenin kültür envanterinin çıkarılması, bisiklet parkları yapılması, biyolojik arıtmaya geçilmesi, minibüslerin kaldırılması, Kurbağalı derenin ıslahı gibi onlarca somut öneri getirildi. İleriki bir tarihte odak gruplarda bu öneriler ayrıntılı ele alınacak ve uzmanlarca değerlendirilecek ve Stratejik Plana dahil edilecek. Bize düşen bu süreci izlemek ve önerilerin ne kadarının plana gireceği ve planın ne ölçüde hayata geçirileceğini sorgulamak.

Yrd. Doç.Dr Barış Gençer Baykan
Yeditepe Üniversitesi Kamu Yönetimi

Bu yazı ilk olarak EKO IQ dergisinin Ağustos 2014 sayısında yer almıştır. 




19 Ağustos 2014 Salı

Kurşunlu Benzinin Gizli Tarihi


Benzin istasyonlarında “kurşunsuz” vurgusunu sıkça duyduk ama üzerinde hiç durmadık. Normalde benzinin kurşunlu olduğunu ve benzin tedarikçilerinin bizim iyiliğimizi için benzini kurşundan arındırdıklarını düşünebiliriz. Oysa gerçek tam tersi. Benzinde kurşun yok ve 90 yıl önce General Motors, Du Pont, bugün Exxon olarak bilinen Standard Oil- New Jersey son derece zararlı olan bu maddeyi benzine katmaya başlıyorlar. Otomobil egzozundan çıkan kurşun parçacıkları rüzgar,yağmur ve kar ile taşınarak sadece yerel nüfusa değil on binlerce kilometre ötedeki canlılara zarar veriyor. 1920’den bu yana atmosfere salınan kurşunun %90’ı benzin yakılmasından kaynaklanıyor.  ABD’deki The Nation dergisinde “The Secret History of Lead” adıyla yayımlanan uzun makale, H2O Kitap tarafından “Kurşunlu Benzinin Gizli Tarihi” adıyla kitaplaştırıldı. Bu gizli tarih şirketlerin halk sağlını nasıl hiçe saydıklarının öyküsü.
Kurşun tesirli bir nörotoksin. Kokusu, rengi ve tadı olmayan kurşun ancak kimyasal çözümleme sonucu tespit edilebiliyor. Böcek ilacı gibi benzer ve kansorejen ve öldürücü zehirlerin, bir çok kimyasalın, petrol atıklarının ve hatta radyoaktif maddelerin aksine kurşun zamanla çözülmüyor, buharlaşmıyor ve asla yok olmuyor. Kurşundan ilk ve en kötü etkilenenler çocuklar. Henüz gelişme çağını tamamlayamadıkları için çocuklarda IQ seviyesinde düşüş, okuma ve öğrenme güçlüğü , işitme engeli, dikkat seviyesinde azalma, hiperaktivite ve davranış bozukluklarına yol açabiliyor.Yetişkinlerde ise kandaki artan kurşun seviyesi kalp krizi ve inme gibi damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve erken ölümlerle ilişkilidir. Peki nasıl oluyor da bu zehrin benzine karıştırılıp doğaya salınmasına izin veriliyor?
Benzine kurşun neden katılır?
1921’de Ohio’da General Motors’ta çalışan Thomas Midgley Jr. tetra etil kurşunun (TEL- Tetra ethyl lead)  içten yanmalı motorlarda vuruntuyu azalttığını keşfediyor. (Midgley TEL’in yanı sıra ozon tabakasını delen kloroflorokarbon gaz bileşik grubunun ilk üyesi Freon’un mucidi). Vuruntu, motorun içinde bir şeylerin zarar gördüğü izlenimi yaratan, keskin metalik ses. Kurşunlu benzin aynı zamanda daha yüksek sıkıştırma kabiliyeti ile araçlara daha yüksek güç sağlıyor. Oysa temiz yandığı için daha az karbon üreten ve kurşun gibi vuruntuyu önleyebilen etanol ABD’de ve Avrupa ülkelerinde kullanılıyordu. 1826’da üretilen ilk içten yanmalı motor prototipinde alkol ve terebentin kullanılmıştı. Henry Ford ilk arabasını zirai alkolle çalıştırmıştı. Etanol için patent alınamayacağı için büyük kar getirmeyecekti ve petrol ve otomobil üreticileri tercihlerini kurşundan yana kullandılar.
Kurşun yerine Ethyl markalaştırılarak etkisi gizlendi. 1924 yılında Standard Oil’in TEL üretim tesisinde 5 işçi hayatını kaybetti, onlarcası kurşundan zehirlendi. Amerikalılar “kurşunlu benzin” ismini ilk defa basının haberleriyle öğrendiler. 30 Ekim 1924’te Standard Oil New York’ta bir basın toplantısında Midgley, TEL’in az miktarda zararlı olmadığını ispat etmek için ellerini bu sıvıyla yıkadı ve sonrasında gittiği toplantılarda bu gösteriyi sürdürdü. 1986’daki Çernobil nükleer felaketi ertesinde radyasyonlu çay içen bakan Cahit Aral’ı, Fukushima’dan sonra musluk suyunda radyasyon olmadığını göstermek için bir bardak su içen Tokyo Valisi’ni hatırlamamak elde değil.
Farklı sektörler benzer taktikler
ABD’de kurşunun otomobillerde benzin maddesi olarak kullanılması ancak 1986’da yasaklanabildi. Aslında 1926, 1943, 1954,1970 yıllarında zararalarından dolayı yasaklanması gündeme geldi ama asbest, tütün, tarım ilaçları, nükleer ve biyoteknoloji sektörlerinin de kullandıkları strateji ve taktikler yüzünden kurşunun benzinde hükmü sürdü. Bilimsel belirsizliğin arkasına saklanmak, kanıtları manipüle etmek, bağımsız araştırmaları ve araştırmacıları baskılamak, , düzenleme ve denetleme mekanizmalarından kaçmak, inkarcı lobilere ve medyaya kaynak aktarmak kurşunun zararlarını örtmek içindi.
Mineral kaynakların çıkarılması, işlenmesi, kullanımı ve korunması konularında bilimsel araştırma yapmakla yükümlü ABD Madencilik Bürosu’nun kurşunlu benzin ile ilgili araştırmaların masrafları üretici şirketler tarafından karşılandı. Toplum Sağlığı Dairesi hiçbir zaman bu konuyu araştırmadı ve daireye ödenek ayrılması için Kongre’ye talepte bulunmamış ve Kongre gerekli yasaları çıkarmadı. 20. yüzyılda ABD’de yakılan tahmini 7 milyon ton kurşunun büyük kısmı hala havada, toprakta, suda ve canlı organizmaların bedeninde. Britanya Çevre Kirliliği Kraliyet Komisyonu’nun 1983 raporu “yeryüzünde insan üretimi kurşundan etkilenmeyen tek bir toprak parçası veya canlı türü kalmadığı düşünülüyor.
ABD’de 1970’li yıllarda kurşunlu benzin üzerinde şüpheler arttıkça şirketler bu ürünü Uzakdoğu,Ortadoğu ve Güney Amerika’ya kaydırmaya başladı  AB ülkelerinde kurşunlu benzinin kullanımı 1993 yılında yasaklandı. Türkiye’de 1996 kurşunsuz benzin kullanma oranı %86 idi ve ancak 2004’te yasaklandı. Süper benzin diye uzun yıllar kullandığımız aslında kurşunlu benzindi. Dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 2004 yılındaki “Kurşunlu Benzin Tüketimi ve Kurşunun Etkileri Raporu’na göre Türkiye genelinde 2003 yılı verilerine göre benzinli araçlardan atmosfere atılan kurşun  miktarı yaklaşık olarak 230.000 kg/yıl olarak veriliyor.  Şehir içi bölgelerde kurşun kirleticilerinin ana  kaynağı olarak da süper benzin kullanan otomobiller gösteriliyor. Türkiye’de kurşunlu benzinin gizli tarihi de de yazılmayı bekliyor.

Kurşunlu Benzinin Gizli Tarihi
Jamie Lincoln Kitman 
H2O Kitap
Çeviren: Esin Aslan Gündüz
2014
Bu yazı ilk defa 01.08.2014 tarihinde BirGün Kitap ekinde yayınlanmıştır



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...