17 Ekim 2011 Pazartesi

Sakız Ağaçlarına Sevgi

TEMA Bülteni

Sakız Ağaçlarına Sevgi Aşılıyoruz Projesi’nde yeni bir dönem başlıyor

Falım ve TEMA

Sakız Ağacı Klon Parkı Oluşturacak

Falım ve TEMA Vakfı, 3 yıldır birlikte yürüttüğü Sakız Ağaçlarına Sevgi Aşılıyoruz projesini 2016 yılına kadar sürdürmek üzere işbirliklerini tazeledi.

Çeşme Yarımadası'nda yer alan sakız ağaçlarının rehabilite edilmesine devam edecek olan iki kurum, yeni dönemde klonlama yöntemine geçecek. Bölgede sürdürülen rehabilitasyon çalışmalarında, klonlama yöntemiyle verimli sakız ağaçlarının gen kaynakları koruma altına alınacak.

Falım ve TEMA Vakfı işbirliğiyle, Türkiye’nin yerel ve ekonomik değerlerinden biri olan Sakız Ağacını bölgeye ve Türkiye ekonomisine yeniden kazandırmak amacıyla Ekim 2008’de başlatılan “Sakız Ağaçlarına Sevgi Aşılıyoruz” Projesi, yeni bir döneme başlıyor.

Bugüne dek 3 bine yakın fidan dikiminin yanı sıra çok sayıda canlandırma ve aşılamanın gerçekleştirildiği projenin 2016 yılına kadar sürdürülmesi kararını alan Falım ve TEMA Vakfı, önümüzdeki 4 yılda uygulayacağı klonlama yöntemiyle sakız ağaçlarını yok olma tehlikesine karşı güvence altına alarak, verimliliklerini artıracak.

“Sakız Ağaçlarına Sevgi Aşılıyoruz” Türkiye’nin projesi

Düzenlenen basın toplantısında yeni dönem çalışma stratejilerine değinen Kraft Türkiye Genel Müdürü Kostas Vlachos, “Biz ne sakız ağacını sadece bir ağaç, ne de bu projeyi basit bir ağaçlandırma projesi olarak görüyoruz. Sakız ağacı, binlerce yıllık bir geleneği peşinden sürükleyen özel bir tür. Ekonomik değeri, doğaya katkıları, sakızı ve insanlarla arasındaki gönül bağıyla, sakızağacını bu toprakların ve bu kültürün bir mirası olarak değerlendiriyoruz. Bu proje yalnızca Çeşme Yarımadası’nın değil, Türkiye’nin bir projesi. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda projemize yeni yöntemlerle devam etmek üzere TEMA ile işbirliğimizi 2016’ya kadar sürdürme kararı aldık” dedi.

Sakız ağacı projesinin heyecanla sarıldığı bir proje olduğunu belirten TEMA Onursal Kurucu Başkanı A. Nihat Gökyiğit, doğayla dost üretim sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğini ve sakız ağacı projesinin bu anlamda çok değerli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Proje, peyzaj bakımından çok gösterişli, her daim yeşil olan bu ağacın verimli hale getirilmesi, yaşatılması ve genişletilmesini teşvik edecek. Yabani sakız ağaçlarının verimli hale getirilmesinde, çok sabır ve teknik araştırmalar gerektiren çalışmalarımız, ümitli neticeler vermeye başladı. Falım’ın desteğiyle çalışmalarımız ivme kazandı. Bu nedenle desteğini sürdüren Falım’a TEMA’nın takdirlerini ifade etmek isterim.”

Sakız ağaçları dinamik olarak yönetilen güvenli bir alanda korunacak

Yeni dönemde yapılacak olanlar çalışmalara değinen TEMA Genel Müdür Vekili Dr. Hikmet Öztürk, projeyle tehlike altındaki verimli sakız ağaçlarının oluşturduğu üstün gen kaynaklarının güvenli bir alanda korunmasının sağlanacağını belirtti: “Klonlama, bugün doğada birçok alanda kullanılan bilimsel bir yöntem. Aslında bir menekşe sürgününü alıp suda köklendirdikten sonra başka bir saksıda büyütmek de bir klonlamadır. Çeşme Yarımadası’nda belirlediğimiz verimi yüksek tüm sakız ağaçlarını, aşı kalemleri almak için kaynak ağaç olarak kullanacağız. Aldığımız aşı kalemlerini altlık fidanlara aşılayacağız. Üretilen aşılı fidanları özel bir desenle araziye dikilecek. Diktiğimiz fidanlar sağlıkla büyüyerek verimli bir sakızlığa dönüşecek.”

Tesiste yer alan fidanlarla uzun vadede verimli bir sakızlık alan oluşturmanın mümkün olacağına da değinen Öztürk, “2016 yılına kadar devam edeceğimiz klon parkı tesisi ile tehlike altındaki sakız ağaçlarımızı artık yok olma tehlikesine karşı daha güvenilir bir alanda güvence altına alıp, verimliklerini de garanti altına almış olacağız” dedi.

Sakız Ağacını herkes tanıyacak

Projenin tanıtımı ve farkındalık yaratılması konularında gerçekleştirdiği çalışmalardan bahseden Kraft Türkiye Sakız Grubu Pazarlama Müdürü Nalan Özgür de sakız ağacı hakkında başvuru kaynağı eksikliğinin giderilmesi, aynı zamanda doğru bilgilerin halk arasında da yayılmasını sağlamak amacıyla hazırlanan kitap ve internet sitesine dair bilgileri basınla paylaştı.

Sakız Ağacı Projesi için internet üzerinde oluşturulan interaktif bilgi paylaşım platformu www.sakizagacim.com adresinden yayın yapacak. Sitede proje bilgilerinden sakız ağacı ve sakız ile yapılan yemek tariflerine kadar pek çok bilgi yer alacak.

14 Ekim 2011 Cuma

AB İlerleme Raporu'nda Çevre

Avrupa Birliği Türkiye 2010 yılı İlerleme Raporu’nu açıkladı. 27. Fasıl olan “Çevre” ile ilgili gelişmeleri aşağıda Avrupa Birliği Genel Sekreterliği çevirisiyle okuyabilirsiniz. Raporun tüm çevirisi için tıklayınız.

Fasıl 27: Çevre

Yatay mevzuatta sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin kapsamı genişletilmiş ve ÇED Direktifi büyük ölçüde iç hukuka aktarılmıştır. Ancak, halkın katılımına ve sınır ötesi istişarelere yönelik usuller tam olarak uyumlu hale getirilmemiş ve uygulanmamıştır. Sismik etkinliğin yüksek risklere yol açabileceği ve bugüne kadar hiçbir ÇED veya Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) çalışmasının yapılmadığı Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyısında inşa edilmesi planlanan Türk-Rus nükleer güç santrali projesine ilişkin olarak ulusal ve uluslararası kamuoyunun artan kaygıları bulunmaktadır. Türkiye Bulgaristan ile, iki ülkenin sınırı boyunca inşa edilecek AB destekli Nabucco boru hattı projesinin çevresel etki değerlendirmesinin sınır aşan yönlerini düzenleyen bir anlaşma akdetmek üzere görüşmelere başlamıştır. SÇD Direktifinin iç hukuka aktarılması erken aşamadadır.

Hava kalitesi konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Bazı sıvı yakıtların kükürt muhteviyatına ilişkin mevzuat AB müktesebatıyla tamamen uyumlu hale getirilmiştir. Atık yakma yönetmeliği kabul edilmiştir. Türkiye, Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin Stokholm Sözleşmesi’ne taraf olmuştur. Hava Kalitesi Direktifi’nin uygulanmasına yönelik idari kapasite yeterli değildir.

Atık yönetimi konusunda iyi düzeyde ilerleme kaydedilmiştir. Türkiye, 2009-2013 dönemi için ulusal atık yönetimi planını kabul etmiştir. Tehlikeli atık kontrolü, gemilerden atık alınması ve atık kontrolüne ilişkin mevzuat AB müktesebatına uygun olarak değiştirilmiştir. Ömrünü tamamlamış araçlara ilişkin yeni mevzuat kabul edilmiştir. Atık Çerçeve Direktifi’ndeki biyolojik olarak parçalanabilirlerin yüzdesinin azaltılmasına ilişkin hükümleri de kapsayacak şekilde, atığın düzenli depolanması hakkında mevzuat kabul edilmiştir. Madencilik faaliyetleri ile bozulan arazilerin ıslahına ilişkin bir yönetmelik kabul edilmiştir. Bazı AB şirketleri, elektrikli ve elektronik ekipmanlarda bazı tehlikeli maddelerin kullanımını kısıtlayan yönetmeliğin uygulanmasının ticarete engel teşkil ettiği yönünde şikayette bulunmuşlardır.

Su kalitesi konusunda çok sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Su kirliliğinin kontrolüne ilişkin mevzuat, izin usullerini düzenlemek amacıyla değiştirilmiştir. İlgili kurumlar arasında koordinasyonu artırmak ve AB müktesebatına daha fazla uyum için stratejiler ve politikalar geliştirmek amacıyla su kalitesi yönetimi konusunda üst düzey bir yönlendirme komitesi kurulmuştur. Su yönetimine ilişkin kurumsal çerçeve bölünmüştür ve nehir havzası düzeyinde

örgütlenmemiştir. Bir dizi havza koruma eylem planı taslağı hazırlanmış olup, bu planlar ilerde nehir havzası yönetim planlarına dönüştürülecektir. Su konularıyla ilgili sınır aşan istişareler hâlâ çok erken aşamadadır. Türkiye Yunanistan ile, Meriç nehir havzası yönetiminde artırılmış işbirliği öngören bir ortak deklarasyon imzalamıştır.

Doğa koruması konusunda ilerleme kaydedilmemiştir. TBMM’ye sevk edilen ve Türk Natura 2000 ağına faydalı katkılar sağlayabilecek birçok alanın mevcut koruma düzeyinin kaldırılmasına neden olacak Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı endişelere neden olmuştur. Ulusal biyo-çeşitlilik stratejisi ve eylem planı ile kuşlar ve habitatlara ilişkin uygulama mevzuatı henüz kabul edilmemiştir. Ülkenin doğusundaki yeni su ve enerji altyapısı inşasının, potansiyel olarak korunan flora ve fauna türleri üzerindeki olumsuz etkileri konusunda artan endişeler bulunmaktadır. Potansiyel Natura 2000 alanlarının listesi henüz derlenmemiştir. Sulak alanların korunmasına ilişkin yönetmelikte yapılan değişiklik, Sulak Alanların Uluslararası Önemi Sözleşmesi kapsamında korunan sulak alanların korunma durumunu zayıflatmıştır. Doğa korumasına ilişkin sorumluluk çeşitli yetkili kurumlar arasında açık bir şekilde paylaştırılmamıştır.

Endüstriyel kirlenmenin kontrolü ve risk yönetimi konusunda sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Endüstriyel hava kirliliğinin kontrolü hakkındaki mevzuat, izin usullerini düzenlemek amacıyla değiştirilmiştir. Büyük yakma tesisleri ve büyük endüstriyel kazaların kontrolü hakkında yönetmelikler kabul edilmiştir. Entegre izin sistemine geçilmesi erken aşamadadır.

Kimyasallar konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Biyosidal ürünlere ilişkin mevzuat kabul edilmiştir. Etkili uygulama için kapasite yetersizdir.

İklim değişikliğine ilişkin olarak çok sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Ozon tabakasını incelten maddelerin ticareti konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkiye, yeni arabaların pazarlanmasıyla bağlantılı olarak, tüketicinin yakıt ekonomisi ve CO2 salınımları konusunda bilgilendirilmesi hakkındaki AB müktesebatını iç hukuka aktaran mevzuatı uygulamaya başlamıştır. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından UNDP/GEF desteğiyle bir ulusal iklim değişikliği stratejisi kabul edilmiştir. Ayrıca, Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde bir İklim Değişikliği Dairesi kurulmuş ve kamu kurumları arasında koordinasyonu artırmak amacıyla yüksek düzeyli bir İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Bununla birlikte, AB’nin Sera Gazları Emisyon Ticareti Planına yönelik hazırlıklar henüz başlamamıştır.

Türkiye, sera gazı envanterini sunmuş, ancak beşinci ulusal bildirimini bugüne kadar sunmamıştır. 2012 sonrası anlaşmaya ilişkin uluslararası iklim müzakerelerinde, Türkiye son zamanlarda AB pozisyonlarıyla uyumlu hareket etmeme eğilimindedir. Türkiye, kendisini Kopenhag Mutabakatı ile de ilişkilendirmemiştir. Türkiye’nin, sera gazı salımı artışını alışılageldik senaryo temelinde, 2020 için öngörülen oran muvacehesinde % 11’le sınırlamayı amaçlaması, iddialı bir hedef olarak değerlendirilemez.

Gürültü konusundaki mevzuat uyumu ileri düzeydedir. Ancak, gürültü haritalarının ve eylem planlarının hazırlanması hâlâ erken aşamadadır. İdari kapasite konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Çevre denetimlerini güçlendirmek amacıyla, çevre izin ve lisansları hakkındaki yönetmelik kabul edilmiştir. Farklı düzeydeki idarimakamlar arasındaki çalışmaları koordine etmek için gerekli mekanizmalar oluşturulmuştur. Ulusal bir çevre ajansı kurulması yönünde ilerleme kaydedilmemiştir. Bütün düzeylerdeki ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması da dahil, idari kapasitenin daha fazla güçlendirilmesi gerekmektedir. Çevreyi koruma gereklilikleri, politikaların şekillendirilmesinde ve altyapı projelerinin uygulanmasında hâlâ dikkate alınmamaktadır.

Sonuç

Genel olarak, daha fazla uyum yönünde ilerleme kaydedilmiştir. Çevre alanındaki hazırlıklar erken aşamadadır. Türkiye, yatay mevzuat, hava ve su kalitesi, endüstriyel kirlilik, kimyasallar ve idari kapasite konularında sınırlı ilerleme kaydetmesine karşılık, atık yönetimi konusunda iyi düzeyde ilerleme sağlamıştır. Türkiye, iklim değişikliği konusunda çok sınırlı ilerleme kaydetmiş ve doğa koruması konusunda ilerleme kaydetmemiştir. Türkiye, bu alanda, farklı düzeydeki idari makamlar arasındaki çalışmaları koordine etmek için gerekli mekanizmalar oluşturmak suretiyle idari kapasite konusunda ilerleme kaydetmiştir. Çevre alanındaki yatırımların artırılması gerekmektedir.


13 Ekim 2011 Perşembe

IFOAM Genel Kurulu 2014'te İstanbul'da, Buğday Derneği' ev sahibi

Ekolojik tarım konusunda dünyanın en etkin, en saygın ve söz sahibi kuruluşu Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu IFOAM, Güney Kore’de yapılan genel kurulunda, 2014 Genel Kurul ve Kongresi’nin Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin evsahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilmesine karar verdi. Karar, IFOAM’ın dün yapılan Genel Kurul toplantısında oybirliğiyle alındı.


Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu üyesi olan Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, 2014 yılında IFOAM'ın genel kongresinin ülkemizde yapılması için uzun süredir görüşmeler yapıyordu. Geçtiğimiz Mart ayında kaybettiğimiz derneğimizin kurucusu Victor Ananias’ın girişimleri sonucunda İstanbul’un aday şehir kabul edilmesiyle başlayan süreç, Güney Kore’de yapılan genel kurulda, Buğday Derneği ekibinin yaptığı sunumla karara bağlan. Buğday, 2014 yılında IFOAM Kongresi’ni Türki


ye’de gerçekleştirebilmek ve organik tarımın yaygınlaşmasına katkıda bulunabilmek için bugüne kadar yoğun bir çalışma yürüttü. Ekolojik tarım hareketinde üstlendiği öncü rol ile uluslararası platformlarda da saygıyla anılan Victor Ananias’ın bu kararın alınmasında büyük payı bulunuyor.

Küresel ölçekte organik tarım hareketini 40 yıldır yönlendiren, bir araya getiren ve destekleyen IFOAM, 116 ülkede 750 üyesiyle bir şemsiye organizasyon. Merkezi Almanya Bonn’da bulunan IFOAM, kurulduğu 1972 yılından başlayarak organik tarım hareketini bir çatı altında toplamayı, gelişimini sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi, gerekli standart ve yönetmelikleri hazırlam

ayı ve tüm gelişmeleri üyelerine, çiftçilere aktarmayı amaçlıyor.

Organik üretimle bağlantılı kurumlara sağladığı olanaklarla tek uluslararası yapı özelliği taşıyan IFOAM, her üç yılda bir gerçekleştirdiği genel kurul toplantısında stratejileri tartışarak organik tarımın geleceğine yön verecek politikaların oluşturulmasına katkı vermeye çalışıyor.

Buğday Derneği olarak, bu kongrenin Türkiye’de düzenlemesinin, sevgili Victor Ananias’ın attığı tohumları yeşertmenin en büyük adımlarından biri olacağına inanıyoruz. Victor Ananias önceki yıllarda IFOAM’ın Tek Dünya “One World” ödülünün beş finalistinden biri olmuş, "Tek Dünya" ödül adaylığı sertifikasını Vandana Shiva'nın elinden almıştı.

IFOAM’ın stratejik ortakları olan Hivos, BioFAch, FAO ve FiBL gibi kuruluşlarla, dünyamızı daha sürdürülebilir bir noktaya getirmek ve adil tarımı geliştirmek için işbirliği yapıyor; ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Uluslararası Organik Akreditasyon Hizmetleri (International Organic Accreditation Services-IOAS) ve İsviçre’de bulunan Organik DünyaVakfı'nı da (Organic World Foundation-OWF) bünyesinde barındırıyor.

IFOAM Genel Kongresi'nin Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından İstanbul'da düzenlenmesiyle Türkiye ekoloji hareketi büyük bir ivme kazanacak.


http://bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=4785

Kaynak:

7 Ekim 2011 Cuma

Davutoğlu çevre konusunda ne söyledi?

TÜSİAD, 40. yılı kapsamındaki etkinlikleri çerçevesinde jeopolitik analiz kuruluşu STRATFOR ile Küresel Enerji Stratejileri Simülasyonu: Türkiye’nin Gelecek On Yılı” başlıklı bir tartışma platformu düzenledi. 6 Ekim 2011 Perşembe günü Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte Türkiye, ABD, Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, Almanya, İran, Irak ve Suudi Arabistan’dan gelecek enerji uzmanları STRATFOR’un kurucusu George Friedman’ın moderatörlüğünde 2012’de petrolün sırasıyla 200 dolar ve 30 dolar olduğu koşullarda ülkelerinin alacağı pozisyonları tartıştılar. Radikal’den Jale Özgentürk’ün ayrıntılı haberini okuyabilirsiniz.


Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, etkinliğin kapanış konuşmasını yaptı. Konuşmasında enerji stratejilerine, enerji ekonomisine ve çevre etiğine yer verdi. Pro-nükleer bir konuşma yapan Davutoğlu, Türkiye’nin dünyada ilk 10 ekonomi arasına girmesi için nükleer enerjiye sahip olmasının şart olduğunu ve Türkiye’nin havzasındaki petrol ve doğalgazın aktarım rolünü iyi oynaması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin nükleerde çok geç kaldığını ve Türkiye’nin AB standartlarında bir demokrasiyi ve Çin standartlarında kalkınmayı gerçekleştirebilmesi için nükleere ihtiyaç duyulduğunu söyledi

Dünyada nükleer silahların tümüyle yasaklanmasını istemekler beraber nükleer teknolojileri geliştirilmesinin tartışıldığı her ortamda Türkiye’nin de olacağını vurgularken Almanya, İsviçre, Japonya’nın nükleerden çıkışına değinmedi. Benim ilgimi çeken enerji stratejileri ile çelişse de Davutğlu’nun çevre etiğine dair söyledikleriydi. Muhtemelen basında yer almayacak sözleri buraya almak istedim.

“Toprağın altındaki enerjii çıkarmak için doğayı hergün yıpratıyoruz. Bu hır

s doğayı yok ediyor. İnsanoğluna en yakın varlıklar olan bitkilerin ve hayvanların varlık alanları yok edilmemeli.Ontolojik varoluş olmazsa insan da olmaz. Doğadan enerjiyi bu hızla çıkardığımızda sedece enerji bitmez, doğa da biter. Ekvador, yağmur ormanındaki dev petrol rezervini çıkarmama karşılığı kendisine 12 milyar dolar ödenmesine yönelik anlaşma yaptı. İlk destekleyenlerden biri Türkiye. Yenilenebilir enerjiler sermaye isteyen enerjiler fakat gelecekte bizi güvenlikte tutacak enerjiler yenilenebilir enerjilerdir. Nükleerin risklerini biliyoruz, AB stres testlerini uygulamaya karar verdik."

4 Ekim 2011 Salı

GDO'lu yemler dalga dalga geliyor

Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin daha yem amaçlı kullanılmak üzere ithal edilmesiyle ilgili olarak hazırlanan bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarını halkın görüşüne açtı. Kurul, daha önce de Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin ithal etmek istediği 3 genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin yem amaçlı kullanılmasına dair risk değerlendirme raporu hazırlamıştı. Kurul’un altındaki Bilimsel Risk Değerlendirme Komitesi, her 3 GDO’lu mısır için de “zararı yok, ithal edilebilir” kararı verirken, Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi ise GDO’lu ürünlerin zararına dikkat çekmişti.

Genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidi için de birer bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporu bulunuyor. http://www.tbbdm.gov.tr/home/content/announcements.aspx adresinden ulaşılabilecek raporlarda ihtiyati tedbir yönteminden ziyade hayvancılık sektörünün çıkarları ön planda tutulmuş, kopyala-yapıştır yöntemiyle 10 mısır çeşidi için çok benzer değerlendirmeler yazılmış. Ayrıca GDO’lu ürünlerin potansiyel alerjen oldukları, beklenmeyen etkilerinin bir kısmının önceden tahmin edilemeyeceği, modifikasyonların artmasına paralel olarak beklenmeyen etkilerin de arttığı, hedef dışı organizmalar üzerinde de olumsuz etkilerinin görüldüğü, bitkiden bitkiye ve bitkiden bakteriye gen geçtiği yönünde saptamalarında bulunulmasına rağmen GD mısır çeşitlerinin yem olarak tüketilmesinin uygun olduğuna sonucuna varılmış.

Komitelerin raporuna yurttaş olarak görüş bildirmek kanun gereği mümkün. Biyogüvenlik Kurulu son kararını verirken kamuoyu görüşünü de “dikkate almak” zorunda. http://www.tbbdm.gov.tr/Home/GeneComments/GeneCommentEntry.aspx adresindeki forma isim, soyisim, e-mail adresi yazdıktan ve “GEN” kısmını ayrı ayrı (DAS1507xNK603), (NK603), (NK603 x MON810), (GA21), (MON89034), (MON89034xNK603), (Bt11xGA21 ), (59122x1507xNK603), (DAS1507x59122) ve (MON 88017x MON 810) şeklinde doldurabilir ve sonrasında “Açıklama” kısmına konuyla ilgili görüşlerinizi yazabilirsiniz. Görüşlerinizi bildirmek için son tarih 12 Ekim 2011.

Barış Gençer Baykan

30 Eylül 2011 Cuma

Yaban Hayat Kurtarma

Yaralı, hasta ve yavru bir yabani hayvan gördüğünüzde ya da bulduğunuzda ulaşabileceğiniz adres.


Ahmet Emre Kütükçü

Yaban Hayatı Veteriner Hekimi

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü

ahmet@yabanhayatkurtarma.org

24 SAAT ACİL TEL : 0 535 428 28 13


http://www.yabanhayatkurtarma.org/

28 Eylül 2011 Çarşamba

Kitap: Rüzgarın Hikayesi

Yeni İnsan Yayınevi'nin bültenidir.

Metin Atamer, rüzgar enerjisi alanında Türkiye'nin en önemli isimlerinden biridir.

Oğlu'nun isteğiyle, tutkuyla bağlı olduğu ülkesini, temiz ve yenilenebilir enerji üreten bir ülke haline getirmeye karar verdi. Akdeniz'i, Ege'si, Kuzey'i, Güney'i güneş ve rüzgar potansiyeli ile iştah kabartan memleketinde bir tane bile rüzgar türbini dönmüyordu. Fosil yakıtların atmosferi ne kadar kirlettiğinin daha tartışmalı olduğu yıllarda, bir mucizeyi andıran rüzgar enerjisine yöneldi.

Çok geçmeden asıl mucizenin, bu ülkedeki bürokrasiyi, dar kafalılığı ve at gözlüklüleri geçmek olduğunu anladı. Ama bu güruh Atamer'in daha Talas yıllarından edindiği inatçılığı ve memleket sevdasını bilmiyordu.

Elinizdeki kitap bu mucizeyi anlatıyor.

Rüzgar zaman zaman sert esip fırtınalar yaratırken, kimi zaman meltem olup serinletirken, artık elektrik olup bizi aydınlatıyor. Bu iki rüzgar da meltemlerden, fırtınalardan geçip bir hikaye oldular. Artık dördüncü kitabıyla okurla tekrar buluşan Metin Atamer'in kaleminden.

Hem benim için, hem ülkem için, hem de oğlumun dileği olduğu için, bu konuya girmek gerektiğini düşündüm. Karşılaştığım bunca zorluğun nasıl üstesinden gelindiğinin anlatıldığı satırlardan, her okurun kendini bulacağı maceralar ve mitolojik hikayeler bu kitabın bir başka yönüdür. Okurken üzerinde çok düşündüğüm bir cümle vardı; Bir Azeri piri olan Abdolfazl Mostafavi‘nin söylediği bir cümle: “‘Adama ben yemek ısmarladım’ deyip gururlanma, ‘adam beni insan yerine koydu da benimle yemek yedi’ de.”

Rüzgarın Hikayesi

Metin Atamer

Yeni İnsan Yayınevi

ISBN: :978-605-5589-522-8

BARCOD: : 97860555895228

SAYFA SAYISI: 176

EBAT: 13,5X21

FİYAT: 10 TL

27 Eylül 2011 Salı

Alternatif Medya Şenliği

16 Ekim 2011 tarihinde Alternatif Medya Şenliği düzenliyor. şenlikte; “katılımcı söyleşi ve tartışmalar”, gün boyu sürecek “performans ve aktiviteler”, canlı müzikperformansları yer alacak.

Yurttaş gazeteciliği yapan, katılımcı, demokratik, etik değerlere sahip, yerelin sesini duyan ve duyuran, söylenmesinden korkulanı söyleyebilen bir medyanın varlığı Türkiye’nin içinde bulunduğu çıkmaz ve krizlerden kurtulması için şart. Özgür bir topluma giden yol,özgür medyadan geçiyor.

Devamı için tıklayınız.

http://alternatifmedyasenligi.wordpress.com/

16 Eylül 2011 Cuma

İklim Gerçekliği

Al Gore’un 24 Saatlik Realite Kampanyası Yerel Ortağı TEMA, Ülkemizde Çölleşme Tehdidine Dikkat Çekti!

ABD’nin eski Başkan Yardımcısı Nobel ödüllü Al Gore tarafından kurulan “Climate Reality Project” dünyanın dikkatini iklim krizine çekmek amacıyla “Bir günde ne değişir? Herşey!” sloganıyla 24 Saat Realite Kampanyası’nı başlattı. Ülkemiz adına kampanyanın yerel ortaklığını üstlenen TEMA Vakfı, 15 Eylül’de İstanbul’da gerçekleşen etkinlikte erozyon ve çölleşme tehlikesine dikkat çekti.

Al Gore tarafından başlatılan 24 Saat Realite Kampanyası, dünyayı iklim değişikliği gerçekliği ile yüz yüze getirme amacını taşıyor. Kampanyanın açılış etkinlikleri 14-15 Eylül günlerinde 24 ülkenin kendi yerel saatleri ile 19:00’da başlatacağı 24 saat sürecek bir dizi küresel etkinlikle başladı. 24 Saat Realite Etkinliğinin Türkiye ayağı, 15 Eylül 2011 tarihinde saat 19:00’da İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi Eğitim Vakfı Hamdi Saner Salonu’nda yapıldı. Etkinliğe TEMA Vakfı Kurucu Onursal Başkanları A. Nihat Gökyiğit ile Hayrettin Karaca, TEMA Vakfı Mütevelliler Heyeti Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş ve TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Deniz Ataç katıldı.

Saat farkı sayesinde 24 saat boyunca kesintisiz devam eden “24 Saat Realite” kampanyası Meksika’dan Türkiye’ye, ABD’den Endonezya’ya kadar geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde ard arda gerçekleşen etkinlikler, www.climaterealityproject.org adresinden canlı olarak yayınlandı.

Etkinliğin yerel ortağı TEMA Vakfı, panelde ülkemizde erozyon, çölleşme ve iklim değişikliğinin yarattığı tehditlere işaret etti. Buna göre; Türkiye, yılda 743 milyon ton toprağını erozyonla kaybediyor. Topraklarımızın dörtte üçü şiddetli ve çok şiddetli erozyon tehdidi altında. Tarım alanlarımızın % 59’unda, meralarımızın % 64’ünde ve orman varlığımızın % 54’ünde erozyon yaşanıyor.

Doğanın kendine yenilemesine izin vermeyecek şekilde insan tarafından sömürülmesi ve büyük çoğunluğu insan kaynaklı iklim değişikliği toprağımızı, suyumuzu, ormanımızı, biyolojik çeşitliliğimizi, yani hayatta kalmak istiyorsak korumamız gereken tüm doğal varlıklarımızın yok oluşunu hızlandırıyor. Ülkemizde son 50 yılda ancak 4 milyon hektar alan erozyon ve çölleşmeden kurtarılabildi. Bu hızla devam edilirse, erozyon ve çölleşme tehdidi altındaki toplam 57,6 milyon hektar arazi varlığımızı kurtarmak için yaklaşık 700 yıla ihtiyaç var.

Ülkemiz ve içinde bulunduğu coğrafya için durum çok ciddi ve acil. Bu nedenle TEMA Vakfı iklim değişikliği ile mücadele için herkese fidan dikme çağrısı yaptı. TEMA Vakfı aracılığı ile fidanlarınıı toprakla buluşturmak isteyenler en kolay www.tema.org.tr sitesinden fidan bağışı yapabilirler.

Tema Vakfı

13 Eylül 2011 Salı

Türkiye sera gazı salımı azaltma taahhüdü vermekten kaçınıyor

Gelişmekte olan ülkelerin sera gazı salımları 1990’dan bu yana, yüksek büyüme oranları, artan nüfus ve enerji ihtiyacı ile doğru orantılı olarak artıyor. Gelişmiş ülkelerin sera gazı salımları ise 1990’dan bu yana azalıyor fakat 1850’lerden günümüze toplam sera gazı salımlarının büyük bölümünden sorumulular. İklim müzakerelerinden salım azaltımlarında bağlayıcı bir karar çıkması gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin mutabakatına bağlı. 2009 yılı toplam sera gazı salımları 1990 yılına göre %98 artış gösteren Türkiye bugüne kadar hiçbir sera gazı salım taahhüdünde bulunmadı. Uluslararası iklim müzakerelerinde bağlayıcı kararlar çıkmadığı sürece Türkiye özel koşullarını bahane ederek iklim değişikliğine karşı ulusal ve uluslararası planda etkin bir mücadele vermekten kaçınmaya devam ediyor.

Türkiye’nin sera gazı salımı 1990 yılına göre %98 arttı

Türkiye 2009 yılı sera gazı envanterini Nisan 2011’de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreterya’sına iletti. TÜİK tarafından da açıklanan envantere göre, 2009 yılında Türkiye’nin toplam sera gazı salımı CO2 eşdeğeri olarak 369,6 milyon ton olarak tahmin ediliyor. Türkiye’nin sera gazı salımları 80’li yılların ortalarından itibaren hızla atmaya başlamış ve ekonomik krizlerin hissedildiği 1988,1994,1999,2001 ve 2008 yılları dışında devamlı artmış. CO2 eşdeğeri olarak 2009 yılı toplam sera gazı salımı 1990 yılına göre %98 artış gösteriyor.

Barış Gençer Baykan

Betam Araştırma notunun tamamına ulaşmak için tıklayınız

http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/2011/08/turkiye-sera-gazi-salimi-azaltma-taahhudu-vermekten-kaciniyor/

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...